İnsan hayatında yaşanan bazı anlar ve olaylar kişinin ruhunda ve belleğinde derin izler bırakır. Üniversite yıllarıma kadar topluma karşı bir görevim olduğunu bilmeden yaşadığımı kabul ediyorum. Belki de bunun en büyük nedeni küçük bir şehirde yaşıyor olmam ya da bu tür konulara duyarsız olmam olabilir. Küçük bir şehirde zaten insanlar birbirlerine yardımcı olmaya alışık oldukları için, bu tür 'sosyal sorumluluk' etkinlikleri alışılmış bir aktivitedir.
Üniversite ikinci sınıfa geldiğimde, bir arkadaş grubum: 'haydi bu hafta sonu, Körler Okulu'na gideceğiz, sen de gel dediğinde' hatırlıyorum ki oldukça heyecanlanmıştım. Ne yapacağımı bilmediğim için de, bütün bir hafta neler yapacağım konusunda düşüncelere dalmıştım. Çünkü, gittiğimiz zaman orada kör olan öğrencilere kitap okuyacak ve onlar ile birlikte vakit geçirecektik. Hangi kitabı okumam gerekiyordu, onlarla neler konuşacaktım bunları kafamda kurguluyordum. Çevremde hiç görmeyen kişi ile karşılaşmamıştım; onlar ile nasıl diyalog kurmam gerektiğini bile bilmiyordum. Hani denir ya her şeyin bir ilki vardır, benim hayatımda da yıllar öncesinde kısa bir ziyaretin nerden bilirdim ki, bu kadar etkili olacağını ve sürdürülebilir bir faaliyetin temellerini atacağını…
Bir cumartesi sabahı beş-altı arkadaşım ile Bornova'da Aşık Veysel Körler Okulu'na gittiğimde karşılaştığım manzara beni gerçekten çok üzmüştü. O zamanlar devletin bu tür okullara belki de çok fazla ekonomik katkısı yoktu, ya da o dönemin şartları bu kadardı. Öğrencilerin etrafıma toplandığını ve beni heyecanla beklediklerini kalplerindeki çarpıntıdan anlayabiliyordum. Kitabı okumaya başladığımda etrafta ses kalmamıştı; onların nefes alışlarını dinliyor, sessizliğin sesini onların hareketleriyle tanımlamaya çalışıyordum.
Kitabı okumayı bitirdiğimde bir öğrenci elimden tutarak beni yattıkları odaya götürmek istemesi üzerine üst katlara da çıkma imkanım olmuştu. Odalar belki daha bakımlı ve temizdi, ancak banyoda gördüğüm manzara beni birden dehşete düşürmüştü. Banyodaki duşların önünde bir 'perde' bile yoktu. Nasıl olur demiştim. Evet bu insanlar belki görmüyorlardı, ama onları görenler vardı ve her beden ne olursa olsun, 'mahrem'di. Birden ağlamaya başlamıştım, o ana kadar bu duygularımı belki içimde saklamıştım ama bu ortam, bu çaresizlik beni birden kendime getirmişti. O gün kendi kendime söz vermiştim. Yaşamımım sonuna kadar destek olabileceğim her yerde bulunacak, farkındalık yaratacak ve çevremde insanların da aynı duyarlılığı göstermesini sağlayacaktım.
Başarılı oldum mu verdiğim söze derseniz, aslında hem evet hem de hayır. Yıllar sonra, üniversitede okuyan bir arkadaşım Güzelyalı'da bir evde bir stüdyo kurduklarını söylemişti. Görmeyen üniversite öğrencilerinin okul kitaplarını sesli kayda aldıklarını ve onların derslerinde yardımcı olduklarına dair müthiş projelerinden bahsetmişti. Hemen ben de karar vermiştim hafta da bir kez bile olsa, kayıt yapmak için Karşıyaka'dan Güzelyalı'ya gidecektim. Ama olmadı hiç, fırsat bulamadım ya da önceliklerim hep bu işi yapmama engel oldu. Ama bir başka alternatif buldum kendime, Manisa'da Körler Derneği ile bağlantı kurarak burada, okullarda eğitim gören öğrencileri bizim üniversitemize çağırarak, bizim öğrenciler ile kaynaşmaları sağlamıştım. Koridorlarda görmeyen öğrencilerimizin yürüdüklerini gören diğer öğrenciler öncelikle benim ilk yaşadığım gibi şaşkınlıkla neler oluyor diye tepki göstermişlerdi ama sonradan sadece bir kalbe dokunmanın ne kadar önemli olduğunu onlarla birlikte aynı ortamda bir saat oturunca daha iyi anlamış oldular. Şimdi mezun olan bu öğrencilerim acaba o günleri hatırlayarak bu tür sosyal sorumluluk görevlerini yerine getiriyorlar mı bilemem ama, ben halen acaba neler yapabilirim diye çevremde bize ihtiyacı olan kişileri aramaya devam ediyorum.
Geçtiğimiz sene içinde yine bir gün yolum Aşık Veysel Körler okuluna düştü. Okulda özellikle müzik yeteneği olan öğrencilerin istedikleri müzik aletlerini alan Konak Rotary Kulubü üyeleri ile birlikteydim. Yıllar sonra yine aynı okula gitmem her halde tesadüf değildi. Yine bu hafta sonu aynı okula gittiğim gibi… Kendimi 18 Ekim 2014 tarihinde, bir cumartesi günü Bornova'da buldum. Rotary Day günü dolayısıyla Aşık Veysel Körler Okulu'nda müzik öğretmeni Mustafa Hoca ile birlikte Alsancak-Dominik Caddesinde konser verecektik görmeyen altı öğrenci ile… Onları sahneye çıkarırken, el ele tutuştuğum küçük öğrencilerin aslında ne durumda olduklarını empati kurarak anlamaya çalıştım. Gözleri gören ve daha sağlıklı bir insan sahneye çıkarken nasıl heyecanlanırsa, bu altı öğrenci de öyle mutlu ve heyecanlıydı. Sesleri çok güzeldi, müzik aletlerini çok güzel çalışıyorlar. Hafta sonları evlerine gitmek istemiyorlardı. Bunun en önemli nedeni gören insanlar ile birlikte olmak istememeleriydi. Yalnızlık tercihleri değildi ama kendileri gibi aynı durumda olan arkadaşları ile kalmayı tercih ediyorlardı. Onlar da facebook kullanıyorlardı, onların da cep telefonlarında 'whatsapp' vardı. Hatta bana bir öğrenci 'histagram da mısın ?' diye sormuştu. Birisi avukat olmak istiyordu, birisi konservatuvara gitmek istiyordu. Bu öğrenciler 14-15 yaşlarında hayalleri olan ve güzel yaşamak isteyen öğrencilerdi. Sadece görmüyorlardı, sadece yaşamdan görsel olarak biraz uzaklaşmışlardı.
Onların ellerini tuttuğumda, şarkı söylerken gözlerinin içlerine baktığımda, aslında onlar için hepimizin katkıda bulunacağı ortamların olduğunu düşündüm. Rotary Day gününde, toplumsal sorumluluk bilincimi yeniden hatırladım. Meslek sahibi bir iş insanı olarak, meslek sahibi kişiler ile birlikte yapacağımız projeler, bu gençlerimizin topluma kazandırılmasında muhakkak bir ölçüde katkı sağlayacaktır. Sadece bir görmeyen öğrenciyi, meslek sahibi olmasına katkı koymaya ne dersiniz?