Biliyorum; onunla yaşamı, haberi, çiçeği, böceği birlikte yıllarca birlikte koşturan;
kalemini onun için oynatmaya muktedir dostları ve meslektaşları var.
Olsun…
Sedat Peker, bu kente döndüğüm ilk zamanlarda tanıdığım olağanüstü adamlardan biriydi.
Olağanüstülüğü gözlerinde bir adam… Başında ve yüreğinde taşıdığı gözlerde…
Çok iyi fotoğraflar çeken pek çok meslektaşından onu ayıran da buydu işte.
Objektifi aklıyla, vizörü yüreğiyle kullanması.
Neredeyse 15 yıl önce çektiği fotoğraflardan derlediği 'İfadeler' albümünün kapağındaki
nottan da anlaşılacağı gibi…
' yazmanın...
yazarak anlatmanın....
konuşmanın...
konuşarak insanı
insana tarif etmenin
yasak olduğu
koşullarda...
fotoğraflar yoldaşımızdır
bizim...
'doğu... batı... kuzey... güney'..
kısaca yurdumun bütün
coğrafyalarında
yüreklerin, gözlerin, tenlerin
toprağın, özgürleşmenin
çığlıklarını, acının ve hüznün
ifadelerini bulacaksınız
bu albümde...'
yazarak anlatmanın....
konuşmanın...
konuşarak insanı
insana tarif etmenin
yasak olduğu
koşullarda...
fotoğraflar yoldaşımızdır
bizim...
'doğu... batı... kuzey... güney'..
kısaca yurdumun bütün
coğrafyalarında
yüreklerin, gözlerin, tenlerin
toprağın, özgürleşmenin
çığlıklarını, acının ve hüznün
ifadelerini bulacaksınız
bu albümde...'
Anladınız siz ya da zaten biliyordunuz…
Geçelim onun ani gidişiyle ilgili anlayamadıklarımıza, anlamakta güçlük çektiklerimize…
Bir insan neden kaçak ya da merdiven altı içki tüketir? Ucuzdur…
Demek ki üstadın yeterince parası yoktu!
Bu merdiven altı üretimi tetikleyen ve denetleye-me-yen kim? Hükümet…
Demek ki bu hükümetin asıl meselesi alkol ya da insan sağlığı değil!
'İçmeseydi kardeşim o da!'… Yok öyle yağma…
Böylesi bir iç dünya, yetenek ve deneyimden yararlanmayı tercih etmeyen İzmir çukurunda kimsenin bunu söylemeye hakkı yok ayrıca. Bizler hala ustalarımızın önünde önümüzü iliklerken; daha deklanşöre basamayan çocukları üç kuruşa çalıştırıp üç günde mega gazeteci ilan eden, Sedat Peker'leri de çemberin dışına iten sektörün ağababaları sonsuza kadar sussun hatta.
Herkes onun yaşama döneceği umudunu taşırken; o da ne? Koskoca İzmir'in koskoca Ege Üniversitesi'nin, koskoca Tıp Fakültesi'nde 'panzehir' yok! Atila Sertel'in araya girmesi ile Ankara'dan istenen panzehir beklenedursun, Peker, alamadığı bandrollü rakı ile kurtarılmaya çalışılıyor… Damardan bandrollü rakı…
Gazeteci arkadaşı Oğuz Örnek'in dediği gibi, tam bir 'kara mizah'.
Sedat Peker gitti işte. Sorgulayan, gören, gösteren o akıl bugün toprağa da karıştı.
Peki; beş yıldızlı dayanışma tatillerinin mimarı Gazeteciler Cemiyeti neredeydi bu türlü bir uğurlamada?
Basın çalışanının hakları, mağduriyetleri; böylesi bir ölümle basın bültenine dönüşmeliyken, ona sadece bir tören yapmayı ' Cemiyetin böyle bir yükümlülüğü yok, hem herkese nasıl olsun?! ' diyerek çok gören meslek örgütüne ne demeli?
Söylenecek söz çok aslında… Ama dilim damağım kurudu!
Birkaç yudum su içmeliyim…
Benimki de musluk suyu…(!)