Yırtık ayakkabısını gösteriyordu ''Bakın hala yırtık'' diye…
''Ben okula ayağım ıslak geldim, oysa Derya'nın botları ne kadar güzel, benim annemle babam alamıyorlar… Babam inşaatın 5. katından düştü, parmakları kesildi ama biz okuyalım diye hala çalışıyor…''
Nasıl zorluk çektiklerini kendi diliyle öyle güzel anlatıyordu ki videoda…
Hele haksızlığa hiç gelemiyordu…
''Bu sizin yaptığınız insanlığa sığar mı? Sığar mı İsmail, sığar mı Burak, sığar mı Atalay? Sığar mı ha, cevap verin şimdi?'' diyordu… Canı çok yanmıştı, çoook… Belliydi sesinden, gözlerinden…
''Havva başkanı üzdüğünüz kadar, beni de üzdünüz… İçimde ateş var şu anda, Atalay üzüyorsunuz beni…'' diye ağlamıştı tüm sınıfın önünde…
Sınıf başkanına çelme takma yerine, ona destek olmayı tercih etmişti…
Çıktığı Beyaz Show'da ise, öğretmeninin televizyon programına katılmasına izin vermeyen Vali'ye milyonların önünde ''Kalıbına tüküreyim'' demişti…
* * *
Şofbenden zehirlenerek yaşamını yitiren 11 yaşındaki Gizem Bera Yüksel'den bahsediyorum…Hani geçen yıl öğretmeninin sınıfta arkadaşlarına öğüt verirken çektiği görüntüleri internette tık rekoru kırınca, TVlere gazetelere haber olmuştu…
Yaşasaydı, belki de büyüdüğünde kameralı cep telefonu olan bir sınıf öğretmeni olduğuna pişman olacaktı... Yırtık botlarından bile hepimizin haberi olduğunun farkına varacaktı… Belki de kızacaktı öğretmenine, kimbilir…
O'na bu kadar bağlandığımı, sevdiğimi, sabah evden çıkmadan TV haberlerinde ölüm haberini izlediğimde fark ettim…
Birini sevmeniz için onu tanımanız, ya da onun size bir şey yapmasına gerek yok… Akıl değil gönül işidir sevmek… O yüzden hiç tanımadığım bu minik kızın ölüm haberini duyunca, yakınımı kaybetmiş gibi üzüldüm…
Özeldi Gizem… O küçücük yaşında ağabeylerinden ablalarından daha fazla biliyordu ailesinin değerini… Aldığı sorumluluğa ve kendisine değer vermeyi biliyordu… Başkanı gördüğü arkadaşını kollamasını bildiği kadar, hatalı gördüğü arkadaşlarını da güzel bir bilinçle uyarabiliyordu…
''Neden?'' dedim… ''Neden?.. Daha bu kadar küçükken ama bu kadar akıllıyken, daha hiç bir şey görmemişken, daha çikolataya, şekere, balona, bebeklere doyamamışken, neden?..''
Gizem, Kör ölüp de badem gözlü olmadı, bilakis boncuk boncuk gözleriyle içimize işledi… Gündeme her gelişinde bizlere kocaman kocaman dersler verdi… Saf ve temiz yanlarımızı gösterdi, gerçekleri çarptı yüzümüze…
* * *
Mekanın cennet olsun Gizem…
Küçücük bedeninde kocaman bir yürek taşıyan masum bir melektin sen…
Öğretmenin ve bizler ise, mutsuzluğunu, gerçekliğini, saflığın ve tertemiz yüreğini izlemekten keyif alan canavarlardık… Şimdi gittiğin yerde insan denen canavarlardan uzak meleklerle çocukluğunu doya doya yaşa…
Bizler, hem sana olanlar karşısında, hem de hak etmeden yaşadıkların nedeniyle hep utanacağız… Çünkü 21. yüzyılda, millet uzaya gider atomları çarpıştırırken, hala çocuklarımız ya duş alırken ya da çadırlarda yanarak ölüyorsa, herkes biraz sorumlu bundan…
Yakınlarına, anacığına babacığına sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden, başınız sağolsun, başımız sağolsun…
Dipnot: Videoyu bir kez daha izledim… ''Derya'nın botu ne kadar güzel, ona almışlar, benim annem babam alamıyor'' derken ki hali yine düğümledi boğazımı… Belki de en büyük hayali ayağını sıcak tutacak bir botunun olmasıydı… Peki sizce kaç arkadaş, diğeri üzüldüğünde sarılıp, aynı üzüntüyü duyup, savunacak kadar bağlıdır birbirine… Ya da kaç çocuk maddi durumu kötü olduğu halde, bunun ezilecek bir durum olmadığını kabul edip cesurca ''fakirim''diyebiliyordur? Eminim ki yaşasaydı ömrü boyunca utanmayacaktı ailesinden ve maddi durumundan… Bu dünyanın onun güçlü, dobra ve cesaret dolu yüreğine ihtiyacı vardı…. Toprağın bol mekanın cennet olsun…