Madem olay mutfak mermerine kadar indirildi, basitleştirildi. O zaman benden de mutfak mermeri seviyesinde bir Aspendos hikayesi… Buyrun.
Akhalar savaşçı bir toplumdu. Tarih boyunca Truva çıkarması dahil birçok savaşta en ön saflarda bulundular. Homeros'un, kitaplarında bol miktarda isimlerini geçirdiği topluluktu. İlyada efsanesinde savaş tanrısı Athena'dan yardım aldıkları da yazılmıştır. Bu arkadaşlar Mora yarımadasının kuzey kısmında yiğidin harman olduğu yerde, yani Akhea bölgesinde yaşamaktaydı. Savaşlardan sonra asimilasyon programları uygulayıp Helen ideolojisini yerleştirmek amacıyla Side'ye gelmişler. Bakmışlar ki havası güzel, suyu güzel, deniz, kum, güneş 'tamam demişler burada takılalım…' Ama asimilasyon yapacağız derken Anadolu yerlisi Sidelilerin etkisinde kalmışlar uzunca bir süre. Bugünkü zenginlerin kıyı şeritlerini parsellemeleri gibi Akhalar'da bakmışlar görmüşler 'biz bu adamları değiştiremeyeceğiz' demişler ve Side'yi parselleyerek kendi stillerinde zengin bir kent yaratma adına inşaya başlamışlar. Tabi gelip geçici olduklarını hesaba katmamışlar. Üzerlerine bir çok imparatorlukların hakimiyetine girip çıkmış güzelim Side…;
Side en büyük zenginliğini Romalılar zamanında görmüş. Tiyatrolara çok önem veren bir millet olan Romalılar, her gittikleri yerde olduğu gibi bu bölgede de çalışmalarına devam etmiştir.
Side en büyük zenginliğini Romalılar zamanında görmüş. Tiyatrolara çok önem veren bir millet olan Romalılar, her gittikleri yerde olduğu gibi bu bölgede de çalışmalarına devam etmiştir.
Gelelim hikayeye;
Günlerden bir gün, Aspendos kralı, artık evlenme çağına gelen dünyalar güzeli kızının mürüvvetini görmek ister. Güzel kızımız da beyaz atı olmasa da bahtının güzelleşebileceği bir yiğitle evlenmek ister. Kral bir ferman yayınlatır. Fermanda : 'Eyyyy ahali, duyduk duymadık demeyin! Kralımız kızını evlendirecektir. Ama tek şartla! Aspendos'a en hayırlı ve yararlı işi yapana bu mürüvvet sağlanacaktır' diye… O sırada çarşıda bir şeyler atıştıran ikizlerimizin gözleri parlar. Mimari yetenekleri oldukça gelişmiş olan bu kardeşler hemen eve koşup sakin kafayla 'bu şehre ne yapabiliriz acaba?' diye düşünmeye başlarlar. Uyanık olan kardeş şehrin en büyük sıkıntısının çözümü olan su kemeri projesini geliştirir ve yapımına başlar. Avantaj sahibi olmuştur. Fakat diğer ikizinin daha farklı ve diğerlerine göre daha riskli bir projeye imza atma niyetine girmiştir.
Bu aykırı arkadaşımızın adı da Zenon'dur. Bütün işçileri toplar ve bir konuşma yapar. Bu yapının dünyanın en güzel ve en iyi akustiğine sahip bir yerin olması konusunda. Daha sonra malzeme temini başlar. Çevre taş ocaklarını bizzat gezerek kendi elleriyle seçtiği taşlarla malzemelerin siparişini verir. Büyük bir çalışmanın ardından tam da istediği gibi bir tiyatro ortaya çıkar. Son kontroller yapıldıktan sonra sunum için krala haber verilir. İkiz kardeşler güzelce giyinirler ve kralın gelmesini beklerler. Zenon'un kardeşi uyanıklığını burada da ortaya koymuştur. Ondan önce işi bitirdiği için krala sunumunu çoktan yapmıştır. Kral'da zaten kararını önceden vermiş ama yinede sanat sevdalısı olduğu için tiyatroyu ziyarete gelmeyi kabul etmiştir. Kral geldiğinde olayın farkına varan Zenon bir küçük oyun oynar. Kral basamakları tek tek dolanırken en üste geldiğinde Zenon yanındaki arkadaşına 'Kral kızını bana vermeli' diye hafif bir ses tonuyla konuşur. Kral arkasını dönüp yardımcılarına 'kim söyledi onu' der. Yardımcılarının beti benzi atmıştır. Bir tanesi eliyle aşağı doğru işaret eder. Aşağıdan Zenon'un naif ve bir o kadar da kurnazca gülüşüyle yine aynı hafif ses tonunda ' Sayın kralım burada bu yapıyı gelecek nesillere aktarabilmek için sizin adınıza inşa ettim. Kızınızın Dest-i izdivacına talibim. Lütfen kabul buyurunuz!' der. Akustikten etkilenen kral ikilemde kalmıştır. Bir yanda şehrin bütün su sıkıntısı çözen cengaver, diğer yanda krallığının gösterişini sağlayacak olan muhteşem akustiği ile Aspendos tiyatrosu. Akıl hocalarını toplar ve kısa bir görüşme yapar tiyatronun kulis bölümünde. Odadan çıktığında ise kararını verememiş bir lider pozisyonundadır. Herkes kral ne yapacak falan derken bir anda kılıcını çeker ve önünde heyecan içinde duran kızını ikiye böler….Acı bir son…
Evet, tüm efsanelerde olduğu gibi böylesine bir hikayenin adandığı bu tiyatronun 'mutfak mermeri' başlığı ile vatandaşı kılıçla ikiye bölmesi olayı yaşanmıştır. Anladığım kadarıyla da her 10 kişiden 8'i restorasyon uzmanıymış. Neyse olayın detaylarını da bir daha ki yazıda yazarım artık sular biraz durulsun…