Dilek ÇELİKTEN/EGEDESONSÖZ- İzmir Motosikletli Kuryeler Derneği Başkanı Burhan Akgül, moto kuryelerin sorunlarına dair Egedesonsöz'e değerlendirmelerde bulundu. Paket yetiştirmek için günde 16-17 saat çalışan moto kuryelerin artan vergilerden, kesilen cezalardan ve istenilen belgelerin ücretlerinin yüksekliğinden şikayetçi olduğunu belirten Burhan Akgül, yüksek risk altında çalışan kuryelerin hem ağır çalışma şartlarıyla hem de artan mali yüklerle baş etmeye çalıştığına dikkat çekti.
'AYLIK 50-60 BİN CEZA!'
Kuryelerin yaşadığı sıkıntıların her zaman olduğunu belirten Akgül, "Haklarımız konusunda sürekli eksiklikler yaşanıyor; birçok hakkımızı tam anlamıyla alamıyoruz. Buna karşılık, üzerimize düşen yükümlülükler ve kurallar ise eksiksiz şekilde uygulanıyor. Trafik cezaları anında kesiliyor ve tüm sorumluluklar bizden eksiksiz isteniyor. Öte yandan, kasalar, P1 belgeleri derken şimdi bir de SRC belgesi zorunluluğu yeniden gündeme geldi. Mayıs ayında yürürlüğe girmesi beklenen bu düzenleme, kuryelerin yükünü daha da artıracak gibi görünüyor. Bu belgeler bizden eksiksiz şekilde isteniyor ve denetimlerde polisler bunları anında kontrol ediyor. Ne yazık ki kontroller sırasında çok yüksek tutarlarda cezalar kesiliyor. Ancak iş bizim haklarımıza gelince durum tamamen farklı; ne devlet bu konuda bir esneklik sağlıyor ne de taleplerimiz karşılık buluyor. Cezalar ise hiç gecikmeden, en hızlı şekilde uygulanıyor. Öyle ki bir motosikletli kurye, bu belgelerin eksik olması durumunda yalnızca bu sebeple ayda 50-60 bin lira gibi çok ciddi bir cezayla karşı karşıya kalabiliyor" dedi.

'DEVLETİN UYGULADIĞI TARİFELER KURYELERİN ALEYHİNE'
Belge eksikliği nedeniyle kaçak kuryelik yapanların olduğunu dile getiren, Akgül, "Mesele sadece bu belgeleri almakla da bitmiyor. Maalesef herkeste bu belgeleri alamıyor. Hükümlü olan ya da dosyasının durumuna göre engel bulunan bazı kuryeler bu belgeleri alamıyor. Yıllardır kuryelik yapan, geçmişte hüküm giymiş motorcular bile bu yüzden sistemin dışında kalabiliyor. Belgeleri alamayan bu kişiler ise geçimlerini sağlamak için adeta “kaçak” çalışmak zorunda kalıyor. Çünkü başka bir meslekleri ya da alternatif bir iş imkânları yok. Ancak buna rağmen denetimlerde yakalandıklarında ağır yaptırımlarla karşılaşıyorlar. Motora ceza kesiliyor, bir hafta süre veriliyor ve P1 belgesi yoksa motor kapatılıyor. Bununla da sınırlı kalmıyor; örneğin eldiven takmamak gibi durumlarda bile anında ceza yazılıyor. Eldiven takma zorunluluğunu aynı gün yürürlüğe sokulup aynı gün ceza kesilebilen bir sistem söz konusu. Kimsenin haberi olmadan aynı gün cezası başladı. Ve o gün binlerce motorcumuz ceza yedi. Bize karşı başlatılan bir operasyon gibi… Ama motorcular pandemide vardı, yangınlarda vardı, depremlerde vardı. Ama maalesef iş bu duruma geldiği zaman zarar verilen de biz olduk. İşin sonunda devletin bize uyguladığı tarifeler ne yazık ki hep aleyhimize oldu. Bizler, yaptığımız işin riskini anlatarak tehlike sınıfımızın değiştirilmesini talep ettik. “Az tehlikeli” bir iş yapmadığımızı, hatta sadece Türkiye'de değil dünyada en riskli işlerden birini yaptığımızı dile getirdik. Bu mücadele sonucunda ‘az tehlikeli’den ‘tehlikeli’ sınıfına yükseltildi. Ancak bu kez de sanki suç işlemişiz gibi önümüze bir sürü belge konuldu. Üstelik bu belgeler içinde bizden güzel rakamlar aldılar. T1 belgesi bugün 17 bin liranın üstünde iken kasa işletme 12-13 bin lira civarında… Şu anda SRC belgesi 5-6 bin mi olacak? 7 bin mi olacak bilmiyoruz. Yani sürekli yeni yükümlülükler ve maliyetler karşımıza çıkıyor. Kuryeliği sanki ayda 200-300 bin lira kazanan bir firma gibi bir sistem var. Oysa gerçek çok farklı. Canımızı ortaya koyarak, günde 16-17 saat çalışan bir kurye en iyi ihtimalle, çok iyi paket attığı bir günde, KDV dahil 5 bin lira kazanıyor varsayalım bu kazancın vergisi de eksiksiz şekilde ödeniyor; mevcut sistemde vergi kaçırmak zaten mümkün değil. Kısacası, yüksek risk altında çalışan kuryeler hem ağır çalışma şartlarıyla hem de artan mali yüklerle baş etmeye çalışıyor" ifadelerini kullandı.
KURYENİN KAZANDIĞI 80 BİN LİRANIN 20 BİNİ DEVLETE
Kuryelerin vergi borcu ve banka borcuyla boğuştuğunu vurgulayan Akgül, "Mehmet Şimşek döneminde yapılan düzenlemelerle birlikte kuryelerin üzerindeki mali yük daha da arttı. KDV oranının yüzde 2 arttırılarak yüzde 20’ye çıkarılması, gelir vergisi ve stopaj gibi ek kesintilerle birlikte kazançların önemli bir kısmı doğrudan devlete gidiyor. Üstelik bu sistemde gider gösterme imkânı da oldukça sınırlı. Aldığınız mazotu fişiyle belgelendirseniz bile yeni uygulamalarla (TDS sistemi gibi) bu giderleri etkin şekilde düşmek neredeyse imkânsız hale geldi. Bir kurye ayda 80 bin lira kazandı. Bunun yaklaşık 20 bin lirası devlete gidiyor. Geri kalan gelirden ise yakıt, yemek, motor bakımı, motor kirası gibi zorunlu giderler düşülüyor. Sonuçta kuryenin eline geçen net kazanç yaklaşık 40 bin lira civarında oluyor. Bu da düşünüldüğü kadar yüksek bir gelir değil. Bugün asgari ücretin 28 bin lira, o kadar uğraş var. Üstelik bu kazançlar 16-17 saatlik yoğun ve riskli bir çalışmanın sonucu. Dışarıdan bakıldığında “kuryeler ayda 150-200 bin lira kazanıyor” gibi bir algı oluşturuluyor; ancak bu gerçekçi değil. Bütün kuryeler ciddi anlamda kazandıklarını ya vergiye vermek zorundalar ya da vergisini ödemeyip borçlu oluyorlar. Hatta bugün her üç kuryeden ikisinin devlete ya da bankalara borçlu olduğu bir durumdayız. Biz zarar edenlerin en başındayız" diye konuştu.
'KADIN POLİSLER DAHA ÇOK CEZA KESİYOR'
Polislerin eskisi kadar inisiyatif göstermediğini ve uyarı olmadan ceza kestiklerini söyleyen Akgül, "Şu anda sahada denetimlerinde erkek polislerden çok kadın polislerden mustaribiz. Eskiden kadın polis çok yoktu ama şu anda çok yaygınlaşmaya başladı. Onlarda inisiyatif kullanmak yerine kanunu tamamıyla uyguladığı için hemen cezayı kesiyorlar. Önceden inisiyatif alarak eksik bir belge tespit edildiğinde, “bir dahaki sefere tamamla” şeklinde uyarıyla geçilen durumlar yaşanıyordu. Ancak şimdi kadın polislerde bu tarz esnetmeler olmuyor. Eksik bir belge ya da ekipman olduğunda çoğu zaman doğrudan ceza yazılıyor, uyarı ya da esneklik pek uygulanmıyor. Bu da kuryeler açısından sahada işleri daha zor hale getiriyor. Trafik cezalarında 200 milyar liralık bir hedef varmış ve bu hedefin üstüne çıkarak 800 milyar lira ceza kesilmiş. Bu cezaların yüzde 35-40’ı kuryelere kesilen cezalardır" dedi.
BAĞ-KUR PRİMLERİ PEŞİN ÖDENECEK
Yeni düzenlenen Bağ-Kur sisteminin moto kuryelere yük olacağını dile getiren Akgül şunları söyledi:
"Bağ-Kur sistemini değiştiriyorlar. Eskiden Bağ-Kur primini yatırmadığınızda bir süre sonra devlet hastanelerinden yararlanamıyor ve Bağ-Kur’unu da siliyordu. Şimdi ise yeni düzenlemelerle birlikte Bağ-Kur primleri peşin ödeme gibi kesilecek. Kuryeler vergi verir gibi bunu ödemek zorunda kalacak. Oysa geçmişte kuryeler sigortalı çalışıyordu. 2014 yılında alınan meslek kodu üzerinden birçok kurye sigorta kapsamında görev yapıyordu. Ancak zamanla sektör tamamen değişti. İşin riskinin çok yüksek olması, yaralanma oranının yüzde 80’lerin üzerinde olması, ölümlü kazaların çok olması ve yaşama şansımızın yarı yarıya olmasından dolayı birçok firma kuryeleri sigortalı çalıştırmak yerine; ‘KDV’si ile beraber ben iş ortağı bulayım kendime’ dedi.
Büyük firmalar, ‘kuryelere KDV dahil parasını vereyim ama öldükleri zaman cenazesine bile gitmeyelim. Aman devletle işimiz olmasın. Bu adam öldü senin yanında çalışıyordu demesin’ diye iş ortağı modelini hayata geçirdiler. Maalesef bizi hiçe sayarak Bağ-Kur’lu sisteme geçirdiler. Keşke devlet bu duruma el atsa ve kuryeler için yasal zorunluluk olarak şirketlerde sigortalı çalışmayı getirse. Çünkü Bağ-Kur sisteminde kuryelerin geleceği yok. Kurye hastalandığında ya da çalışamadığında cebine para koyamıyor. Ama bir kurum bünyesinde sigortalı olarak çalışsaydı, 10 günlük bir rapor aldığında çalışamadığı günlerin parasını devletten alırdı.




