Başbakan Erdoğan, İktidarının sonu yaklaştıkça olgunlaşacağına, demokratik standartları yükselteceğine, kişi hak ve özgürlüklerini geliştireceğine, topluma güven ve huzur vereceğine tam aksi şekilde davranmaya devam ediyor.
Mengene denen aletin tarifini yapmaya çalıştım. Ortaçağ Engizisyon Mahkemeleri sırasında mengene bir işkence aracıydı. İnsanların kafasını veya bir uzvunu mengeneye kıstırırlar, istediklerini itiraf ettirinceye, insanların kemiklerini kırıncaya kadar sıkıştırırlardı.
Başbakan Erdoğan’’ın son günlerde diline pelesenk ettiği ’“İleri Demokrasi’” nasıl bir şey acaba?Başbakan’’a bu sözü kim veya kimler söylettiriyor bilmiyorum ama, bugün Türkiye’’de yaşadığımız, AKP’’nin demokratik uygulamaları(!) daha da ileri gidecekse, ’“yandı gülüm keten helva’”.
Herkes elini vicdanına koyarak söylesin;
*Bugün Türkiye’’de özgür ve doğruları korkmadan çekinmeden yazabilen bir basın var mıdır?
*Başta, iş dünyasının temsilcileri olmak üzere Sivil Toplum Kuruluşları özgürce düşüncelerini söyleyebiliyorlar mı?
*Bugün Türkiye’’de telefonlarının dinlenmediğinden emin olan bir fert var mıdır?
*Bugün, hiçbir suçu olmadığı halde devletin güvenlik güçlerinden, maliye bürokrasisinden çekinmeyen bir kişi var mıdır?
*Bugün, ülkede yapılan devlet ihalelerinde, cemaat ve tarikatların etkili olmadığını söyleyebilecek tek kişi var mıdır?
Bu şartlarda yaşanan bir ülkede gerçek demokrasi mi vardır yoksa Putin tipi bir demokrasi mi vardır?
Özgür ve demokrat bir ülkede insanlar hiçbir şeyden korkmazlar. Kendisinin güvenliğinden sorumlu olan polisin, devletin mi, cemaatin mi adamı olduğunu düşünmezler, hele o polisin kendisine tuzak kuracağını aklına bile getirmezler. İnsanlar yasalara ve toplum düzenine uydukları sürece huzur ve güvenlik içinde yaşarlar.
Büyükşehirlerde yaşayanlar fark etmiyor olabilir ama özellikle Anadolu’’nun küçük il ve ilçelerinde çok ağır bir baskı havasını görebiliyor ve hissedebiliyorsunuz. İnsanlar konuşmaktan korkuyor, çoğunluk gülmeyi bile unutmuş halde. Sadece iktidarın pompaladığı sindirme politikası değil, cemaatler ve çeşitli tarikatlar da insanlara, özellikle kadınlara ağır baskılar uyguluyorlar. Cemaatler ve tarikatlar küçük yerleşim birimlerinin sosyal hayatını, giyim tarzını etkiledikleri gibi ekonomik hayatını da ele geçirmeye başladılar. Artık bir ilçede devleti temsil eden bir kaymakam var, bir de o ilçenin gerçek hakimi tarikat ve cemaatler var. Bu sözlerimi abartılı bulanlara Anadolu’’yu dolaşmalarını öneririm. Tüm bu kanun dışı kuruluşlar bu cüretlerini AKP Hükümetinden ve onun yetkililerinden alıyorlar.
Bir ülkenin Başbakanı ’“Bitaraf olan, Bertaraf olur’” diye kendi milletini, kendi kuruluşlarını tehdit ediyorsa, aşağıdakiler neler yapmaz?İmam ve cemaat hikayesi gibi’…
Şimdi bu anlayıştaki AKP iktidarı, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne(OECD) olan taahhütleri çerçevesinde karapara aklama ve terörün finansmanıyla mücadeleye dönük kanun değişikliğine gidiyor.
Hazırlanan tasarı o kadar tehlikeli ki, MASAK adına denetim yapan bir gelirler kontrolü, maliye müfettişi veya hesap uzmanı, terör örgütünü finanse ettiği ileri sürülen herhangi bir kişinin veya kuruluşun mal varlığını, mahkeme kararı olmadan dondurma yetkisine sahip olabiliyor.
Bu kadar sınırsız yetki Cumhuriyet Savcılarında bile yoktur.
Size yaşanmış bir olayı anlatayım;
Bir ülkede bir gazeteci, bir cemaatin hedefindedir. Hayali bir terör örgütü ile ilişkilendirilen gazetecinin evi polis tarafından aranır. Evde 153 yıllık antika, ateş edilemeyen bir tüfek vardır. Tüfeğe el konulur, savcılığın tutuklama talebiyle çıkarıldığı mahkemece tutuklanır. Bildiğiniz gibi mahkemeler önlerine gelen evraklara göre karar verirler. Polis el koyma tutanağına ’“antika tüfek’” yerine ’“ağır otomatik tüfek’” diye yazmıştır. Tutuklanan gazeteci, tüfeğinin antika ve ateş edilemeyen bir silah olmasını ispat edinceye kadar tam tamına 1 yıl cezaevinde kalmıştır.
Benzeri olayın bir basın patronunun, bir büyük işadamının başına geldiğini ve teröre finansal destek sağlıyor diye, cemaatin bir maliye müfettişi tarafından malvarlığına el konulduğunu düşünelim. Gerçek ortaya çıkıncaya kadar o kişinin ne haysiyeti, ne işi, ne de malı kalacak. Sonuçta aklanacak ama her şeyini kaybetmiş olacak. Peki vatandaşına tuzak kuran o polise, o maliye müfettişine ne olacak?Hiçbir şey. O yeni tuzaklar kurmaya, başka hayatları karartmaya devam edecektir.
Bu çirkinliklerden, haksızlıklardan kurtulmanın yolu ’“Gerçek Demokrasi’”dir. Gerçek Demokrasiyi de ancak gerçek demokratlar kurabilir.
Servetlerinin hesabını veremeyenler, demokrasiyi araç olarak görenler, tarikat ve cemaat artıklarının kuracağı demokrasi, ancak ’“İleri Demokrasi(!)’” olur. Fakat onların ileri demokrasinin istikameti, ’“Ortaçağ’’ı’” göstermektedir!...