Berivan KAYA/ EGEDESONSÖZ- İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON’a yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında "ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırma" ve "nitelikli dolandırıcılık" suçlamasıyla tutuklanan ve aralarında İzmir Büyükşehir Belediyesi önceki dönem başkanı Tunç Soyer ve önceki dönem CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu'nun da bulunduğu sanıklar bugün dördüncü kez Aliağa Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'ndeki mahkeme salonunda hakim karşısına çıktı.

Vapur seferlerine fırtına engeli
Vapur seferlerine fırtına engeli
İçeriği Görüntüle

Soyer, “131 sayfalık Bilirkişi Raporu’nu okudum. İddianamede yazılı olan iddiaların aynen tekrarı olan tespitleri 6 aydır çürütmeye devam ediyoruz. Ben de kopyala yapıştır yöntemiyle yüzlerce sayfa ile cevap verebilirdim ama 2 sayfada bütün iddiaları yanıtlayacağım. “Geçen 25 yıllık süre içinde %99,7 seviyesinde olması gerekirken Örnekköy 3’te %19,24, Örnekköy 4’te %32,09 seviyesinde kalınmış.” Bu bir suç mu? Elbette değil. “Protokolün 21. Maddesi gereği alt yüklenici çalıştırmaya ihtiyaç duyulması durumunda İdareden izin alınması zorunlu olmasına rağmen izin alınmadığı.” Bu iznin hangi usuli şartına bağlı olduğuna dair bir hüküm var mı? Yok. Ben İBB başkanı olarak diyorum ki İzbeton’un kararına onayım vardı. “Örnekköy 3’de 4 / Örnekköy 4’de 2 dairenin İzbeton’a bırakılmasının ve İzbeton’un bu işlerden başka herhangi bir karının olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu” tespiti. Kamu idaresinin “Bu şehir deprem şehridir. Mümkün olduğu kadar çok ve hızlı konut yapmalı bunun için de inşaat maliyetlerini mümkün olduğu kadar aşağı çekelim, İzbeton da en düşük kar marjıyla çalışsın.” Dememiz hayatın olağan akışına aykırı olamaz. Aykırı ise de bunun suç olarak ya da suç şüphesi olarak kabulü mümkün olamaz. Ben bu irademiz nedeniyle gurur duyuyorum. Kat karşılığı yapım işleri için İzbeton AŞ’nin kooperatiflerle sözleşmeler imzalaması sebebi ile “Belediye iştiraki olan İzbeton AŞ’nin kamu zararına neden olunduğu” tespiti yapılmış. Bir sözleşmenin velev ki kanuna aykırı olduğu düşünüldü.” Tek başına kamu zararına sebep olması mümkün olabilir mi? Suç sayılan bir fiil de bulunması gerekmez mi? Eğer gecikmeye yol açan ve duruşmalarda uzun uzun anlattığımız. Pandemi, deprem vb. olaylar gerçekleşmeseydi, inşaatlar 1,5 yıl önce durdurulmasaydı ve inşaatlar zamanında tamamlansaydı, teslim edilecek konutlar ayıplı, dolandırıcılıkla elde edilmiş mi sayılacaktı? O zaman kamu zararı ortaya çıkmayacak mıydı? Ve Son olarak sayın bilirkişi heyeti; inşaatların “şuan “ fenni kurallara uygun olduğu tespiti yaparak yine mevcut belediye yönetimini aklamaya ve bizim dönemimizde yapılan inşaatlarda ilgili olarak da ortada bir şaibe algısı bırakmaya gayret etmiş” dedi.

BİLİRKİŞİ BAŞKAN OLMADIĞIMI UNUTMUŞ
Büyükşehir meclis üyelerinin oybirliği ile verilen kararını hatırlatan Soyer savunmasının devamında, “Bilirkişi raporunu şu tespitle tamamlıyor; “İzbeton A.Ş.’nin, kat karşılığı yapım işini, 4734 sayılı kanuna tabi olmayan kooperatiflere devredilmesi sebebi ile Belediye iştiraki olan İzbeton Aş.’nin kamu zararına neden olunduğu, Örnekköy 3. Etap için 98 kişiye, 4. Etap için 161 kişiye toplam 2021 yılı – 2024 yılı Haziran sonu itibariyle 27.969.250,92 TL ödeme yapıldığı, yapılan bu ödemelerin İzBB Başkanlığı olarak kamu zararı neden olunduğu” deniliyor. Biliyorum cümle düşük ama yapacak bir şey yok, böyle kopyalanmış. Böylece hem İzbeton AŞ’nin hem de İzBB’nin kamu zararı tespiti yapılmış. İnşaatlar durdurulmasa, vaktinde bitse mevzuata aykırılık tespiti ve kamu zararı tespiti yapılmayacak mıydı? Bilirkişi, İzbb – İzbeton arasında yapılmış olan devir sözleşmesinin başlangıcı ile kooperatiflerle yapılan sözleşme arasındaki 1 yılı da zarar hesabına dahil etmiş. Demek ki, İzbeton AŞ kooperatiflerle sözleşme yapmasaydı da, İzbb – İzbeton arasındaki protokol kamu zararı doğuracakmış. O nedenle bilirkişi raporunun İzbb – İzbeton arasındaki protokolü de hukuka aykırı bulması ve İzbeton – Kooperatifler arasındaki sözleşmenin ayrı bir kamu zararına yol açmadığını söylemesi gerekirdi. Eğer bilirkişi heyeti İzBB ile İzbeton arasındaki sözleşme nedeniyle kamu zararının doğmaya başladığı iddiasındaysa bu karar benim şahsi kararım olmayıp İzBB meclis üyelerinin oy birliğiyle yani; CHP, AK Parti, MHP, İYİ Parti meclis üyelerinin tamamının oylarıyla alınmış bir karardır. İzbeton AŞ.’nin kooperatiflerle yaptığı sözleşmelerin 29. maddesi kira ödemelerinin kooperatifler tarafından eda edileceği yazıyor. Bedeli kooperatiflerden tahsil edilecek kira yardımları İzBB için kamu zararı oluşturabilir mi? Hayır. 2024 Haziran sonu itibariyle yapılan zarar tespitinde 2024 Nisan, 2024 Mayıs ve 2024 Haziran aylarında benim İzBB Başkanı ve İzbeton Yönetim Kurulu Başkanı olmadığım unutulmuş. Görevde olmadığım bir zaman diliminde sebep olduğum kamu zararından bahsediliyor. Bu mümkün olabilir mi? Bilirkişinin bu özensiz raporu iddianameyi tekrar etmek dışında bir hususu netleştirmiş oluyor. Av. Murat Aydın’ın açıklayacağı gibi 6 aydır cevabını aradığımız dolandırıcılık suçunu kimin lehine işlemiş olduğumuz sorusuna cevap veriyor. İddianamede “kendi lehine bir menfaat tespiti olmadığı” yazıldığı için aylardır, kimin lehine menfaat temin ettiğimizi bulmaya çalışıyorduk. Bu raporla haksız menfaat elde ettiği belirlenen 98 + 161 yani 259 kişinin buraya suç ortağı olarak getirilmesi ve elde ettikleri haksız menfaatin iadesi talep edilmelidir” dedi.

SUÇSUZ OLDUĞUM GERÇEĞİ BİLİRKİŞİLERLE ÇÜRÜTÜLMEYECEK
Soyer, “Hayatta haksızlığa uğrayan tek kişi ben değilim elbette. Çevremizde de geçmişte de çok örnek gösterebiliriz. 2000 sene önce Sokrates’e haksızlık yapmışlar. Suçsuz olduğunu bilmelerine rağmen, idam etmişler. Sokrates ölüme giderken eşine; “Üzülme, ya haklı olsalardı” demiş. Ben ve ailem de, sevdiklerim de suçsuz olduğumu bilmenin gücüyle dimdik ayakta durmayı başarıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hakikat; kaya gibi, dağ gibi durur. Yel esse tozunu kaldırsa da, depremler sarssa da hakikatin heybetinden bir şey eksilmez. Biliyoruz ki; suçsuz olduğum gerçeği; üzerinden yıllar geçse de, raporlarla, bilirkişilerle çürütülemeyecek, yıkılamayacak. Çünkü hiçbir şey vardan yok edilemeyeceği gibi, yoktan da var edilemez. Hakikat unutulmaz da; ne çekilen eziyetlerin acısı ne de bunları çektirenlerin zalimliği silinip yok edilemez. Bakın; Sokrates ve yargıçlarının hatırası 2000 sene sonra, bu saatte bu salonda bir kez daha tazelendi. Hayat bezen rastlantılarla bazen özgür irademizle birçok sınavla yüzleştirir bizi. Birbirimizin varlığından habersiz insanlar olarak 6 ay önce burada karşı karşıya geldik. Hayat belki de bizi bambaşka koşullarda buluşturabilecekken sanık ve yargıç olarak bir araya getirdi. Bu rastlantının her iki tarafa yüklediği sorumlulukları ve her iki taraf için de sonuçları olacak. Ben çektiğim acıların mağduriyetini yaşarken ve uğradığım haksızlığı anlatmaya çalışırken siz de hukuka uygun karar vermenin sorumluluğunu omuzlarınızda taşıyorsunuz. Ben özgürlüğümün ve onurumun peşinde koşarken siz vicdanınıza sahip çıkmak istiyorsunuz. Her sınavda olduğu gibi biliyoruz ki; sınavın sonuçları hayat boyu bizi takip etmeye devam edecek, atılan hiçbir adım boşluğa atılmış olmayacak, izleri silinip kaybolmayacak” ifadelerine yer verdi.

BU İFTİRALARI VE SUÇLAMALARI REDDEDİYORUM!
Soyer savunmasının devamında şu ifadeleri kullandı?

“Ne ben Sokrates’im ne de sizler onun savcıları, yargıçları. Ama o hikayenin içinde evrensel bir ders saklı ve dersin içinde hepimize düşen bir pay var. Hakikat er ya da geç adaletle buluşur. Sokrates ve yargıçları; bize yüzyıllar geçse de hakikatle adaletin buluşacağını gösterir. Yüzyıllardır devletlerin çöküşünün temel sebebi; üst yapı demek olan ahlak ve vicdanda yaşanan çürüme olmuştur. Devleti soyanların ona ihanet edenlerin cezasız kalması ve toplumun bunu seyretmesi daima ahlaki çöküntüyü hızlandırmıştır. Vicdani çöküntü ise toplumsal çürümenin en çok kendini gösterdiği yer olmuştur. Hele ki adaleti sağlamakla görevli yargı temsilcilerinin vicdansızlığı sadece mağdurun haksız yere acı çekmesi sonucunu doğurmaz. Toplumda adalete olan güven ve inancı sarsar, ki bu durum toplumsal düzenin bozulması, toplumu bir arada tutan bütün değerlerin ve erdemlerin dağılması, çürümesi demektir. Vicdanın kaybolması toplumu bitirir. Vicdanını kaybetmeye başlamış bazı yargı temsilcilerinin, mağdurlardan gözlerini kaçırması göz göze gelmemeye çalışması aslında iyiye işarettir. Utanma duygusunun hala kaybolmadığını gösterir. Ancak kurumaya başlayan vicdanlarının farkına varıp çare üretmezlerse toplumsal hayata verecekleri zarara ek olarak, ileride çocuklarının, torunlarının gözlerine bakamamak gibi çok acı bir son onları beklemektedir. Allah herkesi böyle bir sondan korusun. Son olarak şunu ifade etmek isterim. Ben 5 yıl boyunca 110 milyardan fazla bütçe yönettim. Buna ek olarak İzmir’e dışarıdan 1 milyar euro yani bugünün parasıyla 48 milyar lira finansman getirdim. Tek kuruş İzmir’in hakkını kimseye yedirmedim. Bu kadar emeğim karşılığında adımın bu iftiralarla, suçlamalarla lekelenmeye çalışılmasını reddediyorum.”

SOYER'İN AVUKATI AYDIN: RAPOR BİR TOMAR KAĞITTAN ÖTE BİR ŞEY DEĞİL
Soyer’in avukatı Murat Aydın ise, “Dosyada bilirkişi raporu yazsa da bir tomar kağıttan öte bir şey değil. Bilirkişiler suçtan zarar gördüğü iddia edilen Hazine ve Maliye Bakanlığı çalışanlarıdır. Nerede çalıştıklarının tespit edilmesini istiyoruz. Böyle saçma bir raporun neden hazırlandığını öğrenmek istiyoruz. Yasal olarak hakkımız var. Bilirkişilerin tanık olarak mahkemede dinlenmesini istiyoruz” dedi.