EGEDESONSÖZ - İzmir Ticaret Borsası (İTB) Başkanı Işınsu Kestelli, Nisan ayı olağan meclis toplantısında yaptığı konuşmada küresel ekonomide artan jeopolitik riskler, enerji fiyatlarındaki yükseliş ve gıda piyasalarındaki kırılganlığa dikkat çekti. Kestelli, dünya ekonomisinin “daha düşük büyüme ve dirençli enflasyon” ikilemiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Kestelli, Ortadoğu’da şubat ayı sonunda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan gerilimin sürdüğünü belirterek, bu durumun küresel ekonomik beklentileri zayıflattığını ifade etti. IMF tahminlerine göre küresel büyümenin yüzde 3,1’e gerilediğini aktaran Kestelli, enerji fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerinde yeni baskılar oluşturduğunu vurguladı.

Türkiye ekonomisine de değinen Kestelli, 2026 yılı için büyüme beklentisinin IMF tarafından yüzde 3,4 seviyesine çekildiğini hatırlatarak, “Yılın başında yüzde 4’ün üzerindeydi. Bölgesel gerilimler ve maliyet baskıları beklentileri aşağı çekti” dedi. Enflasyonda ise hedefe ulaşmanın uzun ve zorlu bir süreç olduğuna işaret etti

“HÜRMÜZ BOĞAZI KÜRESEL RİSKLERİ BÜYÜTÜYOR”
Küresel enerji arzındaki risklere dikkat çeken Kestelli, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin artık bölgesel değil küresel bir sorun haline geldiğini söyledi. 4 milyon varillik petrol arzının devre dışı kaldığını belirten Kestelli, bunun dünya ekonomisini stagflasyon riskine yaklaştırdığını ifade etti.

Enerji fiyatlarındaki artışın petrokimya, plastik, havacılık ve sanayi üretimini olumsuz etkilediğini belirten Kestelli, bu durumun Asya’dan başlayarak küresel ölçekte ekonomik yavaşlamayı tetiklediğini dile getirdi.

“GIDA GÜVENLİĞİ ÇOK BOYUTLU BİR SINAMA”
Enerji maliyetlerinin tarım ve gıda fiyatlarına doğrudan yansıdığını vurgulayan Kestelli, gübre ve üretim maliyetlerindeki artışın gıda enflasyonunu yukarı çektiğini söyledi. FAO Gıda Fiyat Endeksi’nin Mart 2026 itibarıyla 128,5 puana yükseldiğini hatırlatan Kestelli, özellikle bitkisel yağ ve şeker fiyatlarında sert artışlar yaşandığını belirtti.

“Artık gıda güvenliği yalnızca üretim değil, risk yönetimi meselesidir” diyen Kestelli, küresel gıda piyasalarının enerji ve jeopolitik gelişmelere son derece hassas hale geldiğini ifade etti.

Whatsapp Image 2026 04 28 At 17.57.40

AB’NİN DİJİTAL ÜRÜN PASAPORTU VURGUSU
Konuşmasında Avrupa Birliği’nin Dijital Ürün Pasaportu uygulamasına da değinen Kestelli, sistemin ürünlerin üretimden çevresel etkilerine kadar tüm yaşam döngüsünü izlenebilir hale getireceğini söyledi.

2027 itibarıyla özellikle tekstil sektöründe uygulanacak düzenlemenin Türkiye için hem uyum zorunluluğu hem de fırsat olduğunu belirten Kestelli, “Bilgi yoksa pazar da yok” ifadesiyle yeni ticaret dönemine dikkat çekti. Türkiye’nin tekstil ihracatında AB’nin kritik bir paya sahip olduğunu hatırlattı.

“REKABET GÜCÜ DİJİTAL UYUMLA ARTACAK”
KOBİ’lerin bu süreçte dijitalleşme ve veri yönetimi konusunda yeni sorumluluklar üstleneceğini belirten Kestelli, dönüşümün doğru yönetilmesi halinde Türkiye’nin uluslararası pazardaki konumunun güçleneceğini söyledi.

Konuşmasının sonunda hükümete çağrıda bulunan Kestelli, tarım ve üretim sektörüne yönelik kredi desteklerinin artırılması, enerji ve gübre maliyetlerine karşı destek mekanizmaları kurulması ve KOBİ’lere yönelik yeşil dönüşüm teşviklerinin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

Kestelli, “Türkiye’nin krizlere uyum sağlama kabiliyeti en büyük avantajımızdır. Yarınlara bu nedenle güvenle bakıyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

3 TALEP
Konuşmasının sonunda hükümete yönelik değerlendirmelerde bulunan İTB Başkanı Işınsu Kestelli, küresel ekonomik dalgalanmaların ve artan maliyet baskılarının üretim sektörünü zorladığını belirterek destek çağrısında bulundu.

Kestelli, özellikle yüksek faiz ortamında tarımsal ticaret erbabı ve üreticiler için ihtisas kredilerinin limitlerinin artırılması ve kullanım şartlarının kolaylaştırılması gerektiğini ifade etti. Enerji ve gübre gibi temel girdilerde üretim gücünü koruyacak destekleme mekanizmalarının kurulmasının önemine dikkat çeken Kestelli, KOBİ ölçekli tarım işletmeleri için de yeşil dönüşüm sürecine uyum kapsamında özel hibe ve vergi muafiyetlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin krizlere uyum sağlama kabiliyetinin en büyük avantaj olduğunu vurgulayan Kestelli, tüm bu adımların üretim gücünü korumak ve ekonomik istikrarı güçlendirmek açısından kritik olduğunu belirtti.

Kestelli, “Yarınlara güvenle bakıyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

Whatsapp Image 2026 04 28 At 17.57.40 (2)

Konuşma metninin tamamı şu şekilde:

Dünya ekonomisi yeni ve zorlu bir eşikten geçiyor.

Ortadoğu’da, şubat sonunda,ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan gerilim halen sürüyor.

Bu durumun, dahabirkaç ay öncesine kadar görece iyimser olan küresel beklentilerin hızla zayıflamasına ve belirsizliklerin derinleşmesine neden olduğu gayet açık.

Nitekim Uluslararası Para Fonu tahminlerine göre küresel büyüme beklentisi yüzde 3,1 seviyesine gerilerken, enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle küresel enflasyonun da artması bekleniyor.

Gelinen noktada dünya ekonomisi acı bir gerçeklikle yüz yüze.

Daha düşük tempolu bir büyüme ve kolay kolay gerilemeyen, dirençli bir enflasyonla karşı karşıyayız…

Peki biz, bu küresel dalgalanmanın neresindeyiz?

Türkiye ekonomisinin bu süreçte kontrollü ve temkinli bir denge arayışı içerisinde olduğunu söyleyebiliriz.

IMF raporu da 2026 yılı için Türkiye’nin büyüme beklentisiniyüzde 3,4 seviyesinde öngörüyor.

Oysa yılın başında bu oran yüzde 4’ün üzerindeydi.

Ne yazık ki bölgesel gerilimler, ticaret yollarında yaşanan aksamalar ve artan maliyet baskıları, bu beklentilerin aşağı yönlü revize edilmesine neden oldu.

Enflasyon cephesinde ise kat edilmesi gereken mesafe hâlâ çok uzun.

Yıl sonu beklentisinin yüzde 28,6 seviyesinde olması, fiyat istikrarına ulaşma sürecinin kararlılık ve süreklilik gerektirdiğini açıkça ortaya koyuyor.

Merkez Bankası’nın, tazyiklere rağmen sıkı duruşu önemli ama Nisan ayı verisi, dezenflasyon sürecinin başarısına dair önemli bir test olacak gibi görünüyor.

Küresel risklerin en görünür ve en sarsıcı hissedildiği alan ise enerji sektörü.

Dünyanın en kritik enerji arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar artık sadece bölgesel bir gelişme değil, küresel ekonomik dengeleri tehdit eden yapısal bir soruna dönüştü.

Şubat ayından bu yana İran dışındaki gemilere büyük ölçüde kapalı olan bu hayati geçiş hattı nedeniyle, 4 milyon varillik petrol arzı devre dışı kaldı.

Dünya ülkeleri bu açığı kapatabilmek için zorunlu olarak stratejik rezervlerine yöneldi.

Bir nevi gelecekteki arzdan borç aldılar.Ancak bu yaklaşım sürdürülebilir değil.

Eğer Hürmüz Boğazı kısa vadede yeniden açılmazsa, küresel ölçekte bir stagflasyon riskinin ciddi şekilde artması kaçınılmaz.

Bu sorunun öncü sarsıntılarını da hissediyoruz.

· Petrokimya üretimi daralıyor,

· Plastik üretimi geriliyor,

· Havayolu taşımacılığı aksıyor, pek çok şirket uçuş sayılarını ve uçuş destinasyonlarını azaltıyor, özellikle Avrupa uçuşlarında bilet fiyatlarında yüksek fiyat artışları öngörülüyor

· Sanayi üretimi ivme kaybediyor.

· Ve Asya’da başlayan bu yavaşlama, fiyat mekanizması üzerinden tüm dünyaya yayılma potansiyeli taşıyor.

Kritik eşiğin ne olduğuna gelince...

· Arzda yaşanan kayıplar, bir noktadan sonra talepte daralmayı zorunlu kılar.

· Bu da üretimin yavaşlaması, tüketimin gerilemesi ve ekonomik aktivitenin ivme kaybetmesi anlamına gelir.

Tam da bu nedenle, bu küresel dalganın ülkemize yansımalarını doğru analiz etmek zorundayız.

Enerjiye erişimde yaşanan her aksama;

Sanayimizi, lojistik ağlarımızı ve özellikle tarımsal üretimimizi doğrudan etkiliyor.

Artan enerji maliyetleri;

Konteyner kentten gökdelene... Ziraat'ın 8 milyarlık projesine onay!
Konteyner kentten gökdelene... Ziraat'ın 8 milyarlık projesine onay!
İçeriği Görüntüle

· Gübre fiyatlarını yukarı çekiyor,

· Üretim maliyetlerini ağırlaştırıyor,

· Nihayetinde de gıda fiyatları üzerinde baskı oluşturuyor.

Dolayısıyla mesele artık yalnızca enerji meselesi değildir.

Bu durum; üretim kapasitemizi, gıda güvenliğimizi ve ekonomik istikrarımızı doğrudan ilgilendiren çok boyutlu bir sınamadır.

Bir tarafta derinleşen jeopolitik riskler, diğer tarafta kırılganlığını koruyan ekonomik göstergeler…

İşte bu hassas dengede atılacak adımlar büyük önem taşımaktadır.

Bu dönemde başarı; hızlı uyum, güçlü finansal disiplin ve doğru pazar konumlandırmasıyla mümkün olacaktır.

Bu kritik süreçte önceliğimiz;

· Daha dirençli bir ekonomik yapı inşa etmek,

· Enerji arz güvenliğimizi tahkim etmek,

· Üretim altyapımızı koruyup güçlendirmek

· İstikrar odaklı politikaları kararlılıkla sürdürmek olmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Cuma akşamı açıkladığı yeni düzenlemeler bu açıdan da son derece hayatidir ve ihtiyacımız olan yapısal dönüşüme katkı sunacağı muhakkaktır.

Kıymetli dostlar,

FAO Gıda Fiyat Endeksi Mart 2026 itibarıyla 128,5 puana yükseldi.

Bu, bir önceki aya göre yüzde 2,4’lük bir artış anlamına geliyor.

Yılbaşında yaklaşık 124 seviyesinde olan endeksin kısa sürede bu noktaya gelmesi, küresel gıda fiyatlarında yeniden ivmelenen bir artış eğilimine işaret ediyor.

Artış tüm ürün gruplarına yayılmış olmakla birlikte çok da dengeli olduğunu söyleyebilmemiz mümkün değil.

Tahıl, et ve süt ürünlerinde sınırlı artışlar görülürken; bitkisel yağlarda yüzde 5’in, şeker fiyatlarında ise yüzde 7’nin üzerinde artış yaşandı.

Bu durum, bazı ürünlerde çok daha güçlü bir maliyet ve talep baskısı oluştuğunu açıkça gösteriyor.

Bu sürecin arkasındaki temel unsurun yine enerji fiyatları olduğunu söyleyebiliriz.

Özellikle İran-ABD gerilimi ile birlikte petrol fiyatlarında yaşanan yükseliş, tarım sektörünü doğrudan etkiliyor.

Nisan ayı verileri açıklandığında gelişmeleri daha net görebileceğimizi düşünüyorum.

Enerji maliyetlerindeki artış; gübre, üretim ve lojistik giderlerini artırırken aynı zamanda biyoyakıt talebini yükselterek tarım ürünlerini enerji piyasasının bir parçası haline getiriyor.

Bu nedenle bitkisel yağ ve şeker fiyatlarındaki sert artışları yalnızca tarımsal değil, aynı zamanda jeopolitik bir gelişmenin yansıması olarak görmemiz daha doğru olacaktır.

Bugün küresel gıda piyasalarında bir denge olduğunu söyleyebiliriz ancak bu dengenin oldukça kırılgan olduğu da yadsınamaz bir gerçek.

Enerji fiyatları, jeopolitik gelişmeler ve ticaret akışlarındaki değişimlerin bu dengeyi hızla bozabileceğini her daim göz önünde bulundurmalıyız.

Gelinen noktada en önemli risk fiyat seviyesinden ziyade belirsizliktir.

Gıda piyasaları artık yalnızca üretimle değil; enerji, jeopolitik ve ticaret dinamikleriyle birlikte şekillenmektedir.

Bu nedenle gıda güvenliği konusu da yalnızca üretimi artırma değil, riskleri etkin şekilde yönetme meselesi haline gelmiştir.

Sevgili dostlar,

Küresel ticaretin geleceğini şekillendiren önemli bir dönüşüm süreciyle karşı karşıyayız.

Avrupa Birliği’nin hayata geçirdiği Dijital Ürün Pasaportu, her ürün için dijital bir kimlik oluşturarak içeriğinden üretim yerine, çevresel etkilerinden tüm yaşam döngüsüne kadar bilgilerin izlenebilir olmasını sağlıyor.

Bu sayede şeffaflık artıyor, sürdürülebilirlik ölçülebilir hale geliyor ve tedarik zincirinde güven güçleniyor.

Bu dönüşüm aslında ticaretin yeni kuralını net şekilde ortaya koyuyor: “Bilgi yoksa, pazar da yok.”

Avrupa Birliği’nde sistem kademeli olarak devreye alınıyor ve 2027 itibarıyla başta tekstil olmak üzere birçok sektörde uygulanmaya başlanacak.

Çok daha eski ve katmanlı bir mevzuat yapısı ile izlenen tarım ve gıda ürünleri bu sistemin dışında tutulmuş olsa da tekstil sektöründen dolayı pamuk üretim süreçleri sisteme mecburen dahil olacak.

Pamukta yaşanan mevcut zorlukları göz önüne alındığında, bu gelişme bizim için sadece bir uyum süreci değil, aynı zamanda önemli bir fırsat.

Yaklaşık 30 milyar dolarlık tekstil ve konfeksiyon ihracatımızın 14 milyar dolarını Avrupa Birliği ülkelerine gerçekleştiriyoruz.

Bu nedenle yeni sisteme hızlı uyum sağlamak, sektörümüzün yeniden güç kazanması açısından kritik öneme sahiptir.

Özellikle Avrupa Birliği’ne ihracat yapan ülkeler açısından bu sistem giderek belirleyici bir hale gelecek.

Ülkemizde debu alanda gerekli çalışmalarbaşlatılmış durumda.

Ancak sürecin hızlı ve titizlikle yürütülmesi büyük önem taşıyor.

Toplam ihracatımızın yüzde 41’inin Avrupa Birliği’ne yapıldığı düşünüldüğünde, bu dönüşümün önemi daha da net ortaya çıkıyor.

Elbette bu süreç özellikle KOBİ’lerimiz için dijitalleşme ve veri yönetimi açısından bazı sorumluluklar getiriyor.

Bunu bir zorunluluktan ziyade rekabet avantajı sağlayacak bir fırsat olarak görmeliyiz.

Bu dönüşüme ne kadar hızlı uyum sağlarsak, uluslararası pazarlardaki konumumuzu o kadar güçlendirebiliriz.

Değerli üyeler,

Sözlerimi noktalarken şu vurguyu yapmakta fayda görüyorum:

Küresel ekonomide genel manzaranın iyi olmadığı gayet net.

Tüm ülkeler yeni arayışlara, yeni anlaşmalara ve işbirliklerine yönelmiş durumda.

Herkes bu sıkıntılı süreci en az kayıpla atlatmak için büyük çaba gösteriyor.

Böylesine kaotik durumlar, soğukkanlılığını koruyanların kazançlı çıkacağı ortamlardır.

Türkiye olarak geçmişte yaşanan krizlerden edindiğimiz deneyimi ve değişen şartlara uyum sağlama kabiliyetimizi bizim en büyük avantajımız olarak görüyorum.

Bu nedenle de yarınlara güvenle bakıyorum.

Bu süreçte hükümetimizden;

§ Yüksek faiz ortamında tarımsal ticaret erbabı ve üreticiler için ihtisas kredilerinin limitlerinin artırılması ve kullanım şartlarının hafifletilmesi,

§ Enerji ve gübre gibi temel girdilerde üretim gücümüzü koruyacak destekleme mekanizmalarının kurulması,

§ Ve yeşil dönüşüm sürecine uyum sağlayacak KOBİ ölçekli tarım işletmelerine özel hibe ve vergi muafiyetlerinin hayata geçirilmesi gibi talep ve beklentilerimizi dile getirmek istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yarınların üyelerimize, kentimize ve ülkemize bereket getirmesini diliyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum.