CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gurup toplantısında MİT Kanunu'nda değişiklik teklifi üzerine konuşma yapıyor. Show Tv kameramanı eski Genel Başkanın yüz ifadesindeki sertliği fark ederek kamerasını Deniz Baykal ve yanındakilere çeviriyor.
Baykal'ın elinde yanındakilerce verilmiş bir not var. Notta isimler, Baykal'ın yüzünde olumsuz ifade... Baykal'ın sert yüz ifadesi ve nottaki isimlerin yakın plan görüntüleriyle haber; 'yaklaşan kongre öncesi listelerdeki hazırlık' olarak veriliyor.
Sert yüz ifadeli Baykal, bir şeyler söyleyerek notu yanındakinin önüne doğru itiyor ve listede bazı isimlerin üzeri çiziliyor. Bunlar kameraya yansıyanlar. Konuşmaların içeriği hakkında tahmin yürütmeye bilmem gerek var mı?
Görüntüler 'iki dudak arasındaki' demokrasinin en iyi örneği… Yıllardır yutturulmaya çalışılan 'halk kendisini yöneteni kendi seçiyor' martavalına bundan iyi örnek olur mu? Elbette vekil listeleri oluşturulmuyor orada. O işler için kalın duvarların çevirdiği kapalı kapıların ardı tercih ediliyor daha ziyade. Benim yapmaya çalıştığım; vekil adaylarının kaderinin elinde kalem olan birilerinin inisiyatifinde olduğu çarpık yapıya dikkat çekmek.
Genel başkanlar kimin seçilmesini istiyorsa seçmen onu seçiyor. Bundan ötesi var mı? Genel başkana 'rağmen' kaç vekil vardır mecliste? Sizi bilmem ama ben olduğunu düşünmüyorum… Temayül yoklamasıymış, ön seçimmiş hepsi göstermelik.
Türkiye'de vekil olmanın tek yolu genel başkanın iki dudağı arasından geçendir. Bu iki ile ikinin dört etmesi gibi bir şey… Aksini iddia eden varsa buyursun örneklesin…
Meclisteki tartışmalara bakarsanız tüm partiler demokrasi sevdalısı. Kendi partisi içinde demokrasi olmayanın, demokrasi adına Türkiye'ye vereceği ne olabilir?
Türkiye'de pirim ödeyen işçi sayısı 10 milyona ulaşmış, Tüik'in yaptığı çalışmalara göre kayıtlı çiftçi sayısı 2.750.000 kişi civarındaymış, esnaf ve sanatkar sayısı 2 milyon, memur sayısı 3 milyonun üzerindeymiş… Bu rakamlara 10 milyona yaklaşan emekliyi, sayısı belli olmayan ev hanımını ekleyin ve meclisteki temsilcileriyle birlikte toplayın…
Sahi kim temsil ediyor mecliste işçiyi? Veya çiftçiyi, emekliyi, memuru, esnafı, ev hanımlarını…
Sendikanın tepesindeki sarı koltuklardan değil, tulumunu çıkartıp gelen kaç işçi var mecliste? İşçi olmayanın işçi sorunlarından haberdar olması ne kadar mümkün olabilir? Veya memur veya çiftçi, esnaf, ev hanımı, emekli…
Hani halkın kendi kendini yönettiği bir sistemdi bizimkisi? Temsilcileri mecliste olmayan halk sistemin neresinde oluyor, sadece seçme yanında mı?
Toprağı işleyen, demire yön veren el hayata yön veremez mi?
Sendikalarıyla, barosuyla, odasıyla, dernekleriyle halk sistemin içinde, hayatı belirleyen tarafta değilse kimin iktidar olduğu ne fark eder? Arkasında güçlü bir sendika veya oda, dernek, baro olan adayın üzerini çizmeye hangi genel başkan cesaret edebilir? Sağlıklı çalışan ve yönetimde belirleyici olan sivil toplum örgütleriyle ancak halk kendi kendini yönetmiş olur.

Aksi 'iki dudak arasındaki demokrasi'den bir adım öteye geçemez.