Altı yaşını bitirmiş yedisine girmişti Mustafa.
Artık okula başlayacaktı.
1887 yılının Haziran ayında tatlı bir telaş sarmıştı anne Zübeyde Hanım ile baba Ali Rıza Efendi'yi.
Hane içinde karı koca arasında bir tartışma aylardır sürüp gitmekteydi.
Mustafa hangi okula kayıt edilmeliydi?
Önlerinde iki farklı okul seçeneği vardı.
Bir tanesi halkın büyük çoğunluğunun itibar ettiği Mahalle Mektebi, diğeri Şemsi Efendi Okulu.
O yıllarda Osmanlı eğitim sistemi içinde Müslüman çocuklarının çoğu ilk öğrenimini mahalle mekteplerinde yapıyorlardı.
Mahalle mekteplerinin bir tek amacı vardı.
O da Kur'anı Kerim okumayı öğrenen kişiler yetiştirmekti.
Eğitimin ezbere dayandığı bu okullardaki dil ise Arapça idi.
Mahalle mektebine gidecek öğrenciler' Elifbaya Başlama' töreni adı verilen bir törenle eğitimlerine başlarlardı.
Evde yaşanan tartışmaları anne Zübeyde Hanım kazanmıştı.
Küçük Mustafa sevgili annesinin tercihi olan mahalle mektebine kaydedilmişti.
Koca Kasım Paşa Mahallesindeki ' Fatma Molla Kadın Mektebi' isimli okula bütün çocuklar gibi ' Elifbaya Başlama ' törenini yaşayarak başladı Mustafa.
Sabah annesi üzerine beyaz bir elbise giydirmiş, başını da sırma işlemeli bir sarık sararak süslemişti.
Elinde tören gereği yaldızlı bir dal vardı.
Hoca Efendi yanında bütün okul çocuklarıyla birlikte evlerinin yeşilliklerle bezenmiş kapısına geldi.
Hoca Efendinin okuduğu duanın bitimi sonrasında Mustafa eğilip saygı gösterisinde bulunarak annesinin ve Hoca Efendi'nin elini öptü.
Hoca Efendi önde, Mustafa hemen onun arkasında, daha geride de yeni arkadaşları alkışlar ve ilahiler arasında yürümeye başlamıştı kafile.
Bir alay halinde şehrin sokaklarından geçerek camiin yanındaki mektebe girmişti Mustafa.
Okul kapısından girilir girilmez hep birlikte bir kez daha dualar okundu.
Hoca Efendi Mustafa'yı elinden tutarak çıplak ve kemerli bir odaya götürdü.
Mustafa sarıklı hocanın rahlesi önünde diz çökerek önüne açılan eski usul alfabeden hocanın parmağıyla işaret ettiği harfleri tekrarlayarak tamamladı töreni.
Rahle başında yere diz çökerek oturan hocanın sopası kafasına her indiğinde kahroluyordu Mustafa.
Ancak bir buçuk ay tahammül edebildi bu köhnemiş eğitim sistemine.
Sonunda babası Ali Rıza Efendi ile Mustafa'nın arzusu yerine gelmiş Mustafa Mahalle mektebinden ayrılıp Şemsi Efendi Okulu'na başlamıştı bile.
Mustafa'nın kişiliğinin ve düşüncelerinin oluşmasında işte bu okul değişiminin etkisi büyük olacaktı.
Mustafa'nın ilk öğretmeni olan Şemsi Efendi yoksul bir ailenin çocuğuydu.
Güçlükler içersinde önce ilköğrenimini ardından da 15 yaşında iken Tanzimat döneminin modern eğitim kurumlarından biri olan Selanik Rüştiye'sini bitirerek orta öğrenimini tamamlamıştı.
Ailesine katkıda bulunmak amacıyla bir dükkanda çalışmaya başladı.
Bununla yetinmedi.
Çalışırken aynı zamanda Rüştiyeye devam edemeyen çocuklara özel dersler vererek Selanik'te ilk' özel halk dershanesi' ni kurmuş oldu.
Arapça, Farsça ve Fransızca biliyordu Şemsi Efendi.
Gümrük idaresinde katip olarak çalışmaya başlamasının ardından Selanik'te yeni açılan yabancı bir özel okulda Türkçe öğretmenliğine başladı.
İşte onda benzer şartlar ve yeni yöntemlerle Türk öğrencilerine öğretmenlik yapmak üzere bir ilkokul açma fikri bu öğretmenliği sırasında düştü aklına.
Yasalar ona bu hakkı tanımaktaydı.
Halktan topladığı yardımlarla işe koyuldu.
1872 yılında Selanik'in Sabri Paşa Caddesi'ndeki 'Çarşamba Dergahı' adındaki bir tekkenin karşısında bulunan tek katlı küçük bir binada okulunu açarak hizmete soktu.
Şemsi Efendi Okulu mahalle mekteplerinin aksine dershanelerinde öğretmen masası, oturma sıraları, kara tahta, tebeşir ve silgisi olan yeni bir anlayışta düzenlenmişti.
Duvarlarda üzerinde okuma ve yazmayı kolaylaştırıcı levhalar asılıydı.
Bu levhalarda da heceler ve harfler bulunuyor, öğretmenler onları öğrencilerine a, e, i, ba, be, bu şeklinde okutuyorlardı.
Saatte bir teneffüse çıkan öğrencilere spor yaptırılır, oyunlar oynatılırdı.
İşte o yılların bu modern okulunda aldı Mustafa ilk kez modern olmanın tadını.
Pozitif bilimlerle ilk kez orada tanıştı.
Selanik Askeri Rüştiye'si ise bu düşüncelerine düşünce katmış, Mustafa olan isminin yanına Kemal'inde eklenmesini sağlamıştı.
Yıllardır hep sorarım kendime.
Lütfen bir kez de siz sorun.
Ben inanıyorum ki:
Eğer Mustafa, o Mahalle Mektebinde okumaya devam etseydi.
Belki İktisatçı, Doktor, Mühendis, Eczacı, Profesör, Genel Müdür, Müsteşar olabilirdi.
Hatta Milletvekili.
Hatta Bakan.
Hatta Başbakan.
Hatta Cumhur Başkanı.
Hatta ve de hatta ülkelerin kaderini değiştirecek dünya çapında önemli bir projenin Eş Bakanı da olabilirdi.
Ancak:
Asla bir ATATÜRK olamazdı…
NOT 1: HAFTANIN BENCE EN ANLAMLI PANKART YAZITLARI:
Gaziantep'te 17 yaşında bir hasta yakını tarafından öldürülen Dr. Ersin Aslan için yapılan protesto yürüyüşlerinde açılan ' SAĞLIK BAKANI RECEP AKTAĞ İSTAFA' yazıtı ile;
Bir gurup Modifiye araç sahibinin yaptığı protesto gösterisinde açılan 'DÜNYANIN EN PAHALI BENZİNİNE HAYIR' yazıtı.
NOT 2 : HAFTANIN BENCE EN SAÇMA SÖZLERİ:
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin tarafından kendisini gördüğü için çok sevindiğini söyleyen bir vatandaşa sarf ettiği
' NEREDEN BİLEYİM SEVİNDİĞİNİ TAKLA AT DA GÖRELİM' sözü ile;
Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından sarf edilen
' TÜRKİYE DEMOKRATİKLEŞİYOR' sözü.
( Sevgili dostlar sizlerde bu notlara yorumlarınızda önemli bulduğunuz pankart yazıtları ve sözlerle yazarak katkıda bulunabilirseniz sevinirim)