Başbakan Erdoğan bir süre önce sinyalini verdiği kabine revizyonunu dün gerçekleştirdi.
Kabinede kendisinden de eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile son dönemin en tartışmalı isimlerinden Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve de
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ı görevden aldı.
Öncelikle revizyonun 'kısmi' olduğunu ve de beklenenin altında gerçekleştiğini vurgulayalım. Çünkü Erdoğan neşteri kabinesinin 'ağır ağabeylerine' dokunduramamış.
Yani revizyon onları teğet geçmiş.
Görevden almalardaki kriterin 'başarı ya da başarısızlık' olduğunu sanmıyorum.
Eğer 'başarı' kriteriyle yapılmış olsaydı bu revizyon gidecekler listesinin tepesine Tarım Bakanı Mehdi Eker'in yazılması icap ederdi.
Keza Cumhuriyet Tarihinde ilk kez samanı bile ithal eden bir ülke olmanın utancı içindeyiz.
Çiftçimizin hal-i pürmelali ortada…
Belki başarı kriterinin de rolü olabilir. Lakin revizyona etki eden tek faktör olmadığı açık.

Mesela Ertuğrul Günay'ı ele alalım.
Geçen yıla oranla turist sayısındaki düşüş olabilir mi, gidişinin nedeni?
Ya da şöyle soralım. Turist sayısındaki düşüşün nedeni Günay mıdır yoksa 'sıfır sorundan sıfır komşuya' geldiğimiz bu sürecin bizatihi kendisi mi?
Yoksa Günay'ın görevden alınmasına etki eden başat faktör başkanlık sistemine ilişkin görüşleri midir? Başkanlık sisteminin ülkeyi felakete sürükleyeceğini, bizim gibi ülkeler için doğru olanın parlamenter sistem olduğunu başından beri en yüksek sesle söyleyen Günay yoksa Erdoğan'la köprüleri bu nedenle mi atmıştır?
Ucube heykel tartışmalarıyla dışa vurulan doku uyuşmazlığı giderek kan uyuşmazlığına mı dönüşmüştür yoksa?
Günay'ın kabineden ayrılması 'merkez parti' iddiasını güncel tutmaya çalışan AK Parti için önemli bir kayıptır. Keza Günay gibi önemli bir rengi vitrinden indiren Erdoğan, henüz o boşluğu dolduracak birini de bulabilmiş değildir.
Kulislerde Ertuğrul Günay için iki yoldan söz ediliyor.
İzmir ya da Antalya'dan belediye başkan adaylığı…
Yahut emeklilik…
İzmir'i uzak görsem de Antalya için aynı şeyi düşünemiyorum.
Siyasete genç yaşlarda memleketi Ordu'dan başlayan CHP'de genel sekreterliğe kadar yükselen ama Baykal'a rakip olunca partiden atılan, Refahlı Mehmet Bekaroğlu ile çıktığı parti kurma sevdasından 2007'deki e-muhtıra sonrası Erdoğan'dan gelen davet üzerine vazgeçen Günay, iktidarın çekirdek kadrosuyla yaşadığı doku/kan uyuşmazlığını son dönemde fazlasıyla dışa vuruyordu zaten...
Milli gün ve bayramlar yönetmeliğine isyanı bu yüzdendi.
İzmir'in kurtuluş etkinliklerinde bayrak krizine müdahalesi, dünya klasikleri için yasaklama girişiminin olduğu milli eğitim bakanına kükreyişi…
Bir yıl önceden 'Önümüzdeki dönem bakan olmayı düşünmüyorum' diyerek aslında Erdoğan'la yaşadığı açmazı masanın üzerine koyan Günay, 1994'te CHP adayı olarak İstanbul Büyükşehir'de rakibi olduğu belki de seçim kazanmasına vesile olduğu Başbakan'la yol ayrımında bugün... Emret komutanım kültüründen gelmediği için belki de...

'Anladık, peki öbürleri neden gitti?' diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
İdris Naim Şahin'i gaflarıyla tanıdık.
Ama gidişinin ilk nedeni gafları değildi.
İstanbul Belediyesi'nden itibaren Erdoğan'ın yanından ayrılmayan AK Parti'nin 3 dönem genel sekreterliğini yaptıktan sonra İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturtulan kaymakam kökenli Şahin, bana göre İmralı süreciyle noktalanmaya çalışılan Yeni Açılım Süreci'nin kurbanlarındandır.
'Pensilvanya-Köşk-Erdoğan' arasındaki çatışmanın merkezlerinden biri olan İçişleri Kadrosunda Erdoğan lehine bazı adımlar atan ama yakın izlemede yaptığı gafların yanı sıra 'PKK=BDP=KCK' diyerek hedef haline gelen bir isimdi Şahin…
Ve partinin Büyük Kongresi'nde Başbakan Erdoğan'ın yeni bir sayfa açıyoruz diyerek müjdelediği 'yeni açılım' sürecinde ilk feda ettiği isim olmuştu MKYK'ya alınmayarak…
Muhtemeldir ki Şahin ya memleketi Ordu'dan ya da İstanbul'daki bir ilçeden aday gösterilebilir. Yahut Erdoğan 'başkanlık sistemini' başarabilirse Şahin'i yeniden yanına alabilir.
Erzurumlu Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın artık ayyuka çıkan 'Adıyaman kadrolaşması…'
Ve de başta milletvekilleri olmak üzere teşkilattan gelen talepleri görmezden gelişidir.
Milli Eğitim Bakanı Dinçer'in alınmasının bir nedeni de teşkilatın isyanıdır aslında. Dahası Dinçer'in bakanlıkta devr-i sabık yaratmasıdır.
Kendisinden önceki AK Partili bakanların kadrolarının tepeden tırnağa değiştiren, müdür atamaları başta olmak üzere 81 vilayetteki müdürlerin tamamını tersyüz eden Bakan Dinçer'e en büyük defans öğretmenlerden, eğitimcilerden gelmişti.
Tabi ki 'oy kaybetmeye' tahammülü olmayan Başbakan Erdoğan yaptırdığı küçük bir memnuniyet anketinde Dinçer'in eğitim camiasındaki karnesini görmüş olmalı…
Eğitim camiası deyip geçmeyin… Öğretmeni, velisi ve öğrencisiyle on milyonları bulan bir kitleden söz ediyoruz. Tam da sömestr tatilinde görevden aldığına göre Dinçer'in karnesi kırıklarla doluydu anlaşılan…
Profesörlüğü bile tartışılan Ömer Dinçer, AK Parti döneminde en hızlı değişen bakanlardan biri oldu aynı zamanda…
Ve yerlerine atananların karakteristiği üzerinden konuşacak olursak…
Gidenlerle tezat özellikler dikkat çekiyor.
Teşkilatın tepkisini çeken isimlerin yerine teşkilatın merkezinden gelen isimler…
Bakan Akdağ'ın yerine İstanbul İl Başkanlığı'ndan gelen Müezzinoğlu…
Balkan göçmenlerinin sevdiği bir sima…
Günay'ın yerine gelen Ömer Dinçer'in da parti yönetiminden yani teşkilattan gelmesi dikkat çekici.
Şahin'in ve de Dinçer'in yerine atanan isimlerin 'komisyon başkanı' olmaları, az konuşan ve de 'ılımlı' bulunan simalar olmaları da aynı ölçüde dikkat çekici…

Peki revizyon bu kadarcık mı?
Aldığım duyumlara göre Ekim/Kasım aylarında yani sonbaharda kabinede yeni bir yaprak dökümü daha bekleniyor. Bu kez yerel seçimler ve de cumhurbaşkanlığı yarışı için dahası sonraki dönem için basılacak düğmeye…
Sanıyorum ağır ağabeylere sıra da o zaman gelecek?

İzleyip, göreceğiz.