’“HAD’” kelimesi, durmamız gereken sınırları anlatır. ’“Haddini Bilmek’”, duracağın yeri bil, bilmediğin konularda konuşma, anlamadığın işler için fikir yürütme, komik duruma düşersin demektir.’¶ Dünyanın en bilge kişisine sormuşlar; ’“En iyi bildiğin şey nedir?’” diye. Bilge kişi, hiç duraksamadan cevabını vermiş; ’“ Haddimi bilirim’…’”
AKP Grup Toplantısı’’nda Başbakan, yeni Anayasa değişikliği konusunda bilgi veriyor. Burası gayet normal. Çünkü danışmanlarının hazırlayıp, cama yansıttıklarını (promter) okuyor. Fakat sinirlenip camdan dışarı çıkınca, Yargıtay Başkanı’’na, Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili’’ne ve Danıştay Başkanı’’na, hem ANAYASA hem de HUKUK konusunda ders vermeğe kalkıyor! Ders vermeğe kalktığı kişilere bakıyorsunuz, hepsi hukuk eğitimi almış, Başbakanın 34 yıllık siyasi hayatı kadar Türk Adaletine hizmet etmiş, sadece Türkiye’’de değil, uluslararası alanda da ’“Hukuk Otoritesi’” kabul edilen uzman kişiler. Peki, Başbakan’’ın eğitimi nedir? İmam Hatip Lisesi ve İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi. Gençlik yıllarında veya sonraki yıllar, hukukla ilgilenip kendini geliştirmiş mi?Hayır, çünkü genç yaşından itibaren 16 yıl sadece futbol oynamış, sonra İETT’’ de çalışmış, daha sonrada Milli Selamet Partisi’’nde başlayan politik hayatı boyunca yalnız ve yalnız ’“particilik’” yapmıştır. Hukukla ilgisi, orman arazisine kaçak yaptığı evi ve Siirt’’teki konuşmasından dolayı yargılandığı zaman olmuştur. Başbakan’’ın ne ’“MECELLE’” ne ’“HUKUK’” ne de ’“ANAYASA’” hakkında hiçbir bilgisi yoktur.
(Ünlü bir ressam sergi açmış ve sergiyi ziyaret edenler arasında kimliğini saklayarak dolaşmaya başlamış. At üstündeki bir Süvari’’ yi gösteren tablosunun önünde yaşlı bir adamın, tabloyu dikkatle incelediğini görüp yanına yaklaşmış; ’‘Bir hata mı gördünüz’’ diye sormuş. Adam; ’‘Ben 40 yıllık çizme ustasıyım, çizmedeki kıvrımlar yanlış olmuş’’ demiş. Ressam koşup fırça ve boyalarını almış ve çizmedeki hataları düzeltmeye başlamış. Bu arada yaşlı adam; ’‘Bu süvarinin bacakları da biraz uzun çizilmiş.’’ Ressam; ’‘Mesleğinize saygıdan dolayı yaptığım hatayı düzeltiyorum, ama sizden rica ediyorum; LÜTFEN ÇİZMEDEN YUKARI ÇIKMAYIN!’”

DEMİRTAŞ KRİTERLERİ
17 Mart 2010 Çarşamba günü, DP Genel Başkanı Sayın Hüsamettin Cindoruk, yanındaki heyetle İzmir Ticaret Odası’’nı ziyaret ediyor. Kapıda Sn. Cindoruk’’u karşılayan yok, asansörle Ekrem Bey’’in katına çıkıyorlar, Ekrem Bey odasında. Cindoruk ve arkadaşlarını odasında ’‘lütfen’’ kabul ediyor.
Bu çirkin muameleyi uygun bulduğu Cindoruk kim?
Bir Siyasi Partinin seçimle gelmiş GENEL BAŞKANI. Daha önce hem Genel Başkanlık hem TBMM Başkanlığı yapmış bir mücadele adamı. Üstelik İzmirli. Türkiye’’nin 2 numaralı koltuğunda oturmuş biri. Başkasının her şeylerini verebileceği makamları elinin tersiyle itebilmiş kişi.
Ekrem Bey, Cindoruk’’u işte böyle karşıladı, işin en üzücü tarafı, Cindoruk’’un siyaset arkadaşı Necip Kalkan’’ın, Ekrem Bey’’den korkması üzerine, bu duruma seyirci kalmasıdır.
Peki Ekrem Bey her konuğunu böyle mi karşılar?Örneğin Sayın Ahmet Çalık’’ı nasıl karşıladı?Ben anlatayım; Ticaret Odası’’nın önüne, caddeye kadar kırmızı halı döşendi. Ekrem Bey ve arkadaşları dış kapıda yarım saatten önce esas duruşta beklediler. Sayın Çalık’’ı karşıladılar. Meclis Odası’’nda konuşma yaptırdılar, kendisine plaket verdiler ve karşıladıkları gibi uğurladılar. Ahmet Çalık Bey’’in böyle ’“DEVLET ADAMI’” gibi karşılanmasının ardındaki gerçek ne idi?Sayın Çalık’’ın Başbakan’’ın ’“teklifsiz konuştuğu’”, yanında Başbakanın ’“DAMADINI’” çalıştıran patron olması. Tabii bu arada en az Ekrem Demirtaş kadar kabahatli biri de Sayın Cindoruk’’tur. Böyle küçültücü bir muameleye razı olmayıp, daha kapıdan geri dönmeliydi.

Yazımızı bir hikayeyle noktalayalım:
Ulu bir ’‘çınar’’ın dibinde küçük bir ’‘kabak’’ filizi boy göstermiş; bahar ilerledikçe çınara sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmur ve güneşin etkisiyle büyüyerek çınarla aynı boya gelmiş. Dayanamayıp çınar ağacına sormuş; ’“Kaç ayda bu boya geldin ağaç?’” ’“76 yılda’” demiş çınar. Kabak gülmüş, ’“ben iki ayda senin boyuna geldim’” demiş. ’“Doğru’” demiş ulu çınar, ’“doğru’”.
Günler günleri kovalamış, Sonbahar gelmiş, soğuklar arttıkça kabak üşümeye ve aşağıya inmeye başlamış. Sormuş çınara; ’“Neler oluyor bana ağaç?’” ’“Ölüyorsun’” demiş çınar. ’“Niçin?’” diye sormuş kabak. ’“Benim 76 yılda geldiğim yere, sen iki ayda gelmeye çalıştığın için sevgili kabak’” demiş.
Kabaklar, kabak tadı vermeden ’“hadlerini bilmeyi’” öğrenmelidirler.