İslam coğrafyasında yaşanılan, yaşatılan, bize dayatılan adı açıklanmaya ''gizli dünya savaşında'' her gün yüzlerce Müslüman, yine Müslümanlarca katlediliyor.
Ortaçağ'da en ilkel zamanlarda, en kuralsız devirlerde insanlık böyle vahşete tanık olmadı.

'Allah-ü Ekber' diyerek yüzlerce, müslümanın kafasını kesenler, okul basıp masum çocukları öldürürken dine dayalı slogan atanlar; pazarlara, çarşılara intihar saldırıları düzenlerken, binlerce müslümanı katlederken, bunu İslamiyet adına, din adına yaptığına inananlar.

Uçaklarıyla camileri, medreseleri, kamusal alanları, kadın, yaşlı,çocuk demeden bombalayanlar…
Bütün kelimelerin, bütün sözcüklerin, bütün duyguların, bütün tepki biçimlerinin anlamsız, yetersiz, yetkisiz kaldığı karanlık bir çağın merkezinde çırpınıyoruz.

Bu dönemi yüz yıl sonra yazacak olan tarihçilerin nasıl adlandıracaklarını , bu vahşeti, ilkelliği neye dayandıracaklarını çok ama çok merak ediyorum.

Merak ettiğim çok önemli bir husus daha var: Mevlana hazretlerini anma etkinlikleri sebebiyle Mevleviliğe isnat ederek düşünmüş olduğum konular bunlar.

Eğer biz tasavvuf felsefesini, Celaleddin-i Rûmî'nin hoşgörüsünü, İslamiyeti yorumlama biçimini, müslümanlığı yaşama ve yaşatma ilkelerini bu acılı coğrafyaya yüz yıl önce yayabilseydik bugün bu kan denizinde çırpınır mıydık?

Eğer biz Hz.Mevlana ve diğer Anadolu erenlerinin İslam dininden süzüp getirdiği yorumu, dayanışmayı, yardımlaşmayı en önemlisi paylaşmayı elli yıl önce din kardeşlerimize anlatsaydık bugün bir birimize karşı bu kadar kindar olur muyduk?

Eğer biz kibirden,gururdan,israftan,hırstan,kinden, kavgadan,bencillikten rafine edilmiş; bugünün insanına hitap eden Mesnevideki insan olan tarafımıza ait olan duygu ve düşünce formlarını bu coğrafyaya yaymış olsaydık; bugün 'Allah-ü Ekber' diyerek kafa kesenler yeryüzünde 'ben müslümanım' diyerek gezebilir miydi?

Eğer biz; 'Mevlevilik' yoluna şiar olan İslamiyetin ilkelerini , ışığını en karanlık köşelerde yakabilseydik, etnikeye, ulusalcılığa, ırka, renge, mezhebe, petrole,toprağa,dolara dayalı, ilkel bir savaşta bölünür müydük?

Eğer biz; Tıpkı Mevlana gibi, şehirden,şehre, ülkeden ülkeye kardeşlik felsefesini taşıyıp, tek dişi kalmış canavarın' vahşetine karşı dünyayı birleştiren İslamiyetin gerçek değerlerini paylaşsaydık ;bugün Suriye'de, Mısır'da,Irak'ta ,Afganistan'da Pakistan'da ve diğer ülkelerde acaba kardeş kardeşi boğazlar mıydı? Ülkemizde olduğu gibi birbirine çelme takar mıydı?

Eğer biz bu coğrafyalarda oluşan bilgeliğin güzelliklerini kendimize ilke edinseydik; var oluş sebebimizi, doğru algılayıp, sadece Kur'an-ı Kerimin yüce hakikatine sığınsaydık; bir çiçeği gereksiz biçimde koparmaya, bir ağacı kesmeye, bir kuşu vurmaya, bir suyu kirletmeye, bir kalbi kırmaya, küçük bir yalan söylemeye, haram lokmaya dokunmaya, çalışmadan, üretmeden para kazanmaya, yüksek sesle konuşmaya cesaret edebilir miydik?

Evet, adına 'Gizli Dünya Savaşı' dediğim bu muharebede çok şey kaybettik ....