Çocukluğuma ait unutmadığım anlardan en önemlilerinden birisi ailecek yaptığımız bir İzmir gezisidir. Bu gezi yaşamımda İzmir’’i ilk buluşmam olduğu kadar, o dönem Ege Bölgesi’’nde yaşayan herkesin açılmasını heyecanla beklediği İzmir Fuarı’’nı da ilk görüşüm olmuştu.

O sabah bütün aile erkenden kalkmış, kahvaltımızı yaptıktan sonra Akhisar-İzmir arasında sefer yapan ’“Emniyet Turizm’”’’in ’“Magirus ’“ otobüslerinden biriyle İzmir’’e doğru yola koyulmuştuk. Otobüs; tıpkı bizim gibi fuarı görmek amacıyla İzmir’’e giden yolcularla doluydu. Babam bize yolda Fuar’’da bu sene çok güzel pavyonların açıldığını söylüyor, ama onun söylediklerinden benim ilgimi en çok; ABD Pavyonu’’nunda sergileneceğini söylediği ve Ay’’dan getirilen taşların yer aldığı, Ay’’ a ilk giden astronotların kıyafetlerinin bulunacağı sergi çekiyordu.Merak ve heyecanla bir an evvel yolculuğun bitmesini bekliyordum. Öyle ya bütün çocukluğumuz Ay’’a ’“dede’” demekle geçmişti! İki saatlik bir yolculuğun ardından İzmir’’e varmıştık. Otobüsümüz Basmahane’’de bulunan garaja geldiğinde heyecanım bir kat daha artmıştı. Zira garajla fuar yan yanaydı. Garajda mahşeri bir kalabalık vardı. Ege Bölgesi’’nin her yerinden insanlar; yeni ve şık elbiseleriyle Fuarı görmek amacıyla İzmir’’in yolunu tutmuşlardı. Çocuk aklımla Fuar’’da ilk gözüme çarpanlar durmadan dönen bir kara trenle; Lunaparkta ki birbirinden güzel oyuncaklar olmuştu. Renkli leblebi tozları, jelatin kağıdına sarılmış lolipop şekerlemeler ve Sütsan dondurma da cabasıydı’…
Oysa yeni kurulmuş genç cumhuriyetin iktisadi bağımsızlığı hedef alan politikalarının bir sonucu olarak İzmir Fuarı; işgal ve kurtuluşuyla Cumhuriyetle özdeşleşmiş bir kentin dışa açılma; dünyayla iktisaden evrensel bağlar kurma yaklaşımının bir ürünüydü.17 şubat 1923 ’‘de İzmir’’de toplanan İktisat Kongresi’’nde ele alınan kararlar doğrultusunda İzmir; ekonomik anlamda canlandırılacaktı. Mustafa Kemal’’in İktisat Kongresi’’nde ’‘Yerli Malları Numune Sergisi’’nin açılışında ifade ettiği ’“’…Bu şehirde fuarlar kurun, sergiler açın ’“direktifleri doğrultusunda İzmirliler; Vali Kazım Paşa’’ (Dirik) nın öncülüğünde İzmir’’i ekonomik anlamda canlı kılmak ve esnafını güçlendirebilmek amacıyla 1927 yılında ’“9 Eylül Sergisi’”adı altında bir sergi düzenlediler. Böylelikle İzmir’’in emperyalist işgalden kurtuluş günü olan 9 Eylül; aynı zamanda Cumhuriyet’’in milli iktisat politikalarının önemli bir tarihsel dönemeci de olmuştu.


Cumhuriyet Meydanı ve 9 Eylül Panayırı

Gerçi gayr-i Müslim ve Levanten burjuvazisine karşı İttihatçıların 1908 II. Meşrutiyet hareketiyle ortaya koymuş oldukları ’“Milli İktisat’” yaklaşımı bu konuda Cumhuriyet önderlerine önemli bir tarihsel referans sunmaktaydı. Ama bunun ilkeleri saptanmış bir program çerçevesinde cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren gündeme getirilmesi iktisadi bağımsızlık konusunda çok titiz davranan başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere cumhuriyetin önder ve kurucu kadrolarının önemli bir tercihiydi. Bu tercihin ana merkezinin İzmir olması aslında bilinçli bir kararın dışavurumuydu. Zira, İzmir 17. yüzyıldan itibaren gelişen levant ticaretinin en önemli noktası ve Osmanlı İmparatorluğu’’nun art bölgede üretmiş olduğu tarım ürünlerinin toplandığı zengin bir antrepo özelliği taşıyordu. Yarı sömürge bir imparatorluk modelinde İttihatçıların ortaya koyduğu iktisadi politikaların başarıya ulaşması çok mümkün değildi. Kooperatifçilikten milli bankacılığa, oradan köycülüğe varıncaya kadar II. Meşrutiyet yıllarında geliştirilen bu yaklaşımlar Cumhuriyete milli ekonomi anlamında önemli bir tarihsel miras bırakmıştı. Cumhuriyet bu devraldığı tarihsel mirası istiklal-i tam yani tam bağımsızlık düşüncesiyle taçlandırarak modern Türkiye’’nin iktisadi yönelimlerini Cumhuriyetçilerin değişiyle ’“Güzel İzmir’”den tüm dünyaya duyurmak istemişlerdi. Zira İzmir Cumhuriyetçilerin gözünde kozmopolit bir ’“liman kent’” ya da ’“Gavur İzmir’” değildi. O; iktisaden ve sosyo kültürel olarak; artık ’“Türk ve Güzel İzmir’”di.
Sergi ve panayır fikrinden Kültürpark ve Fuar düşüncesine geçiş fikri İzmir’’li gazeteci Suat Yurtkoru’’nun bir Sovyetler Birliği gezisi sırasında edindiği izlenimlerle başlamıştı. Bu düşünceyi uygulamak ise İzmir’’in unutulmaz belediye başkanı Dr. Behçet Uz’’a nasip olmuştu. İzmirli’’ler, Cumhuriyet yönetiminin kendilerine biçmiş olduğunu bu önemli tarihsel misyonu modern Türkiye’’nin İlk Uluslar arası Fuarını bir ’“Halk Üniversitesi’” bağlamında oluşturarak güçlendirmişlerdi. 1930’’ larda Kültürpark’’ın inşası için kurulan kurulun başkanı ve aynı zamanda İzmir Belediye Reisi olan Dr. Behçet Uz’’a göre İzmir’’in akciğeri olacak bu yeni alan bir halk üniversitesi olmalıydı. Fuar sadece iktisadi ve sanayi ürünlerinin sergilendiği bir alan değil aynı zamanda sportif etkinlikleri gerçekleştirmeye uygun tesislerle donatılmış bir yer olmalıydı. İzmirliler tarafından genellikle ’“Yangınlık’” olarak bilinen dev kara çukurdan yaklaşık 360 bin metrekarelik bir alana sahip uluslar arası bir fuar yaratma düşüncesi hiç kuşkusuz Cumhuriyetin genç kadrolarını başardığı aydınlık bir projeydi.
Bütün bu gelişmeler ışığında İzmir Enternasyonal Fuarı 1 Eylül 1936’’da açıldı. Açılış töreni için Başbakan İsmet İnönü’’de İzmir’’e gelmişti. Açılış; Lozan Kapısı önünde yapıldı.Başbakan İsmet İnönü burada yapmış olduğu konuşmada ’“’…Birkaç sene evvel burası hepimizin bildiği gibi boş, hatta harap bir saha halinde idi.Burasını iktisadi hareketlerin bir toplantı yeri ve memleket sanayii için bir numune sergisi olarak düşünmek ve burada bir Kültürpark yetiştirmek fikri asil ve yüksek bir düşüncedir’” sözleriyle Cumhuriyet yönetiminin Fuar’’a yüklediği önemi açık bir şekilde dile getirmişti.1936 yılında ki Fuar’’a Mısır, Yunanistan ve Sovyetler Birliği’’nden 48 yabancı kuruluş ile 32 il ve 45 yerli kuruluş katılmıştı.


İlk açıldığı gün Kültürpark



Aradan yıllar geçti’… Hızla ilerleyen teknoloji ve küresel dinamikler; Fuar’’ı Ege Bölgesi’’nin hatta Türkiye’’nin en önemli ekonomik, sosyal ve kültürel bir olgusu olmaktan ne yazık ki çıkardı. Radyo’’nun ve tek kanallı siyah-beyaz televizyonun olduğu günlerden cep telefonuyla görüntülü konuşmaların yapılabildiği günlere geldik. Firmaların internet üzerinden dünyanın neresinde olursa olsun ürünlerini pazarlayıp satış yapabildiği zamanları yaşıyoruz. Sadece müzik yayını yapan onlarca televizyon kanalı Türkiye’’nin en ünlü müzisyenlerini her gün, her saat oturma odalarımıza konuk ediyor.1970’’lerde Zeki Müren’’nin mini etekle İzmir Fuarı’’nda sahneye çıkması, Orhan Gencebay’’ın Fuar’’da sahne alması , Bülent Ersoy’’un , Muazzez Abacı’’nın Göl gazinolu fuar akşamları, Ümit Besen ve Ferdi Özbeğen’’in; Kübana ve Golf rekabetleri , Cem Karaca’’nın postal ve parkasıyla gece saat 3 sularında Lunapark gazinosunda muhalif duygularımızı ateşlemesi , Akasyalar, Manolya ve Ekici-Över ; hepsi evet hepsi tatlı ve güzel bir fuar nostaljisi olarak belleklerimizi süslüyor’…Şimdilerde İZFAŞ; Fuar’’ı modern fuarcılık anlayışının öne çıkardığı ilkelerle yeniden biçimlendiriyor ve ihtisas fuarlarıyla kentin ekonomik yaşamına olumlu katkılar sunmaya devam ediyor. Ama ben yine de çocukluğumun fuarını arıyorum’…