Bu gerçek ismimle yazdığım ilk köşe yazısı. O yüzden heyecanlıyım biraz. Bu heyecanım İzmir’’e yakışan ilk haber portalı egedesonsoz.com’’un yayına başlamasıyla da alakalı...’¶
Şimdiden bu cesur ekibi kutluyorum ve sergileyecekleri özgür yayıncılığın İzmir’’in ruhuyla tamamen örtüşeceğini düşünüyorum.
Şimdiden bu cesur ekibi kutluyorum ve sergileyecekleri özgür yayıncılığın İzmir’’in ruhuyla tamamen örtüşeceğini düşünüyorum.
Oldukça film izleyip, pek çok kitap okuyan biri olarak; bu sitede okuduklarımı, izlediklerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Bu keyifli görevi üstlenirken, ayrıca sizin İzmir kültür ve sanat etkinliklerindeki gözünüz, kulağınız olmayı da hedefliyorum. Nerde, ne zaman, ne var; hangi sanatçı İzmir’’e gelmiş, İzmir’’deki sanatçılar neler yapmış hepsini buradan öğreneceksiniz.
Heyecanıma geri dönersek, Son Söz’’ün iki genç yazarı ile kahve içerken
(Ü.Y-Z.İ.) yazıma hangi kitap ya da filmden bahsedeceğime karar veremediğimden bahsettim. İyi ki bahsettim. 1970’’lerin Türk sinemasından girdik, günümüz Güney Kore sinemasından çıktık, anlayacağınız neredeyse
1 yıllık yazı konum bu sohbetle programlanmış oldu.
Sohbet sırasında şunu fark ettim ki, izlerken nerede gülüneceğini beklediğim ve hatta bu yüzden sinirlendiğim ’“Destere’’’’ filmini arkadaşlarımla paylaşırken çok güldüm ve güldürdüğüm. Bu yüzden, size bu filmi izlemenizi değil, izleyenden dinlemenizi önereceğim.
Konu Türk sinemasından açılmışken, farklı tarz filmlerden hoşlanması ile övünen bu arkadaşlarımdan biri, ’‘’’Fasulye’’’’ filmini mutlaka izlememizi söyledi. Köyün emeklilerinin vergi iade zarflarını şehre götürme görevini üstlenen içine kapanık bir gencin, tesadüfen bir kiralık katille karşılaşmasını anlatan bu absürd filmi tabii ki kaçırmamıştım, özelikle Haluk Bilginer’’in ’“Bilge Dede’” karakteri oldukça eğlenceli. 2000 yılı yapımı olmasına rağmen, izlemeyenlere mutlaka temin edin, izleyin ve gülün derim. Filmdeki kareler gözümüzün önüne gelip, repliklerden hatırladıklarımızı anlattıkça, gülmekten bitap düştük, hatta kahve içtiğimiz yerdeki diğer müşterilerden kınama bakışları bile aldık. Umarım bu yazıyı onlar da okur, filmi izler ve bize hak verirler. Türk sinemasında sevdiğimiz filmleri anlatırken, ’“Selvi Boylum, Al Yazmalım’’’’ ve ’“Dila Hanım’’’’ filmlerini de anmadan geçemedik. Ben eski Türk filmlerinin sıcaklığı ve duygusallığını bugünlerde, son dönem Güney Kore yapımı bazı filmlerde bulduğumdan bahsettim. Duygusal olmasa da her anında oturduğunuz yerde heyecandan zıplayacağınız bir Güney Kore filmini ilk önerim olarak sizlerle paylaşıyorum. Şimdiden iyi seyirler’…
Konu Türk sinemasından açılmışken, farklı tarz filmlerden hoşlanması ile övünen bu arkadaşlarımdan biri, ’‘’’Fasulye’’’’ filmini mutlaka izlememizi söyledi. Köyün emeklilerinin vergi iade zarflarını şehre götürme görevini üstlenen içine kapanık bir gencin, tesadüfen bir kiralık katille karşılaşmasını anlatan bu absürd filmi tabii ki kaçırmamıştım, özelikle Haluk Bilginer’’in ’“Bilge Dede’” karakteri oldukça eğlenceli. 2000 yılı yapımı olmasına rağmen, izlemeyenlere mutlaka temin edin, izleyin ve gülün derim. Filmdeki kareler gözümüzün önüne gelip, repliklerden hatırladıklarımızı anlattıkça, gülmekten bitap düştük, hatta kahve içtiğimiz yerdeki diğer müşterilerden kınama bakışları bile aldık. Umarım bu yazıyı onlar da okur, filmi izler ve bize hak verirler. Türk sinemasında sevdiğimiz filmleri anlatırken, ’“Selvi Boylum, Al Yazmalım’’’’ ve ’“Dila Hanım’’’’ filmlerini de anmadan geçemedik. Ben eski Türk filmlerinin sıcaklığı ve duygusallığını bugünlerde, son dönem Güney Kore yapımı bazı filmlerde bulduğumdan bahsettim. Duygusal olmasa da her anında oturduğunuz yerde heyecandan zıplayacağınız bir Güney Kore filmini ilk önerim olarak sizlerle paylaşıyorum. Şimdiden iyi seyirler’…
Kore işi cep telefonu
Oldum olası az bütçeli ama daha fazla yaratıcı olan filmleri sevmişimdir. Hollywood egemenliğindeki sinema bizi bu tatlardan uzaklaştırdıysa da, son zamanlarda diğer ülke filmlerinin atağa geçmesiyle (’– ki buna Türk sineması da dahil) beyaz perde çeşitlenip güzelleşmeye başladı. Uzakdoğu’’nun yükselen değeri Güney Kore sineması da ilgiyle takip ettiğim, Hollywood’’a karşı rüştünü ispat eden, samimi ve klişelerden uzak filmleriyle şu sıralar sinemaseverlerin favorileri arasına girdi. Yaklaşık 50 yıl süren bir iç savaşın yaşandığı, Güney Kore’’den öyle yönetmenler ve senaristler çıkıyor ki, geleneklerine bağlı bu çekingen insanların nasıl bu kadar iddialı filmler yapılabildiğine şaşırıyorsunuz.
’“Şaşırmak’” Güney Kore filmlerini izlerken olağan hale geliyor. Sürekli beklenmeyen olaylar gelişiyor, sonunu kesinlikle tahmin edemiyorsunuz. Her zaman iyiler kazanmıyor mesela, ya da başrol sandığınız karakter ölüyor ama film bitmiyor. Sadece aksiyon dalında değil duygusal filmlerde de Güney Kore sineması izleyenleri ağlatacak kadar damardan.
Size anlatacağım Güney Kore filmi ise bu yıl vizyona giren (Türkiye’’de henüz değil) Handphone (Cep Telefonu) adlı film. IMDb puanı 8,3 olan bu 2 saat 19 dakikalık filmin yönetmeni ise Han-min Kim. Filmin konusu ise kısaca şöyle;
Yıldız menajeri Seung-min cep telefonunu kaybeder, telefonda tatlı ve masum imajıyla yeni yeni ünlü olmaya başlayan yıldız adayı Jin-a'nın erkek arkadaşıyla çekilen pek de masum olmayan bir videosu vardır. Bu klibin internete yükleneceğinden korkan Seung-min telefonu bulan adamın tehlikeli emirlerini yerine getirmekten başka bir çaresi olmadığını düşünür. Filmi izlerken yer yer koltuğunuzdan sıçrayacaksınız!