Bir anne ve baba için her halde çocuklarının 'ayaklarının üzerinde durduğunu' görebilmek en büyük arzularından birisidir. Bundan tam beş yıl önce, oğlumu Ankara'ya üniversiteye götürdüğümde karmaşık duygular içindeydim. Bir yandan onun 'tek başına' olmasını ve 'hayatı' öğrenmesini istiyordum bir yandan da, annelik dürtülerimle bu konuda başarılı olamayacağını düşünerek, onu korumaya çalışıyordum.
Şimdi aradan geçen beş yıla baktığımda, oğlumun okulunu başarıyla dört yılda bitirdiğini gördüğümde, olgunlaşmış ve kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenerek iş hayatına atılma telaşları içinde olduğunu fark ettiğimde, bu 'ayrılığın' hepimiz için aslında ne kadar yararlı olduğunu bir kez daha hissedebiliyorum. Bu nedenle liseyi bitiren bir çocuğu olan ebeveyn ile karşılaştığımda kendi yaşam deneyimlerimi anlatarak, onları rahatlamaya çalışıyorum. Geçtiğimiz günlerde çok sevdiğim bir dostum, benim çeşitli gazetelere yazı yazdığımı bildiği için beni telefon ile aradı: 'geçen gün kızımı uyuşturucu komasından çıkararak eve getirdim' dedi. Birden geçmiş yıllarım aklıma geldi. Bir yandan gülümsedim ama bir yandan arkadaşımın bu konu ile ilgili anlattıklarını detaylı bir şekilde dinleyerek paylaşmak istedim. Benim hikayem çok daha basit kaldı bu hastane anılarını dinlerken. Ancak her ebeveynin çocuk yetiştirirken ne kadar dikkatli ve hassas olmaları gerektiğini bir kez daha hatırlamış oldum.
Oğlum, Ankara'da birinci ayını doldurduğunda, ilk özlemim nedeniyle koşarak Ankara'ya gittim. O, okula gittiğinde ben de hemen evi temizlemeye başladım. Bir erkek çocuğun daha düzensiz olduğunu herkes bilir, oğlumun evi de aynı bu şekildeydi. Tertemiz bırakıp gitmiştim, ama şimdi her şey, her yerdeydi. Artık temizliğimi bitirmiş, yıkadığım bezleri topluyordum ki; dolap içinde üç tane 'maden suyu şişesi' buldum. Bunlar nedir diye düşünmeye başladığımda, 1980 yılı kuşağı olmasam da, görüntü itibariyle 'Molotof kokteyli'ye benzediklerini düşündüm. Yani, şişenin içine bir 'bez' koymuşlardı. Sanki bir şeyler denenmiş gibi bir 'koku' vardı.
Oğlum, Ankara Üniversitesi'nde okuyordu, 'devrimci ruhlu', radikal bir gençti. Başımdan kaynar suların döküldüğünü hissettim bir anda, kimlere bulaşmıştı bu çocuk, nasıl bir durum içindeydi. Hatta o panik ile kız kardeşimin kocasına bu şişelerin bir 'fotoğrafını' çekip göndermiştim bile. O'da bana, bunların 'Molotof kokteyle' benzediğini söyleyince, panik atağım daha da atmaya başlamıştı. Üniversitede yüksek lisans yapan polis öğrencilerimin ben de cep telefon numaraları vardı, hemen onları aradım. Durumu aktardım, onlarda akşam saatlerinde bir 'devriye' göndereceklerini söylediler. Dönem artık tehlikeliydi, gençler ciddi bir 'arayış' içindeydiler, bu tür örgütlere girebiliyorlardı. Oğlumun eve gelmesini beklerken, binlerce 'senaryo' yazdım kafamdan. Hemen oğlumu İzmir'e götürecektim, yanımda okuyacaktı. Bu tehlikelerden onu uzak tutmam gerekiyordu. O günün sona ermesini beklerken, bir yandan da 'yumuşak bir anne' olarak oğlumun bana olayları anlatmasını nasıl sağlatabilirim diye düşünüyordum. 'İletişim' eğitimleri veren bir kişi olarak, kendimi öncelikle sakinleştirmem gerekiyordu.
Oğlum, okuldan hiçbir şey yokmuş gibi geldi, yanağımı öperken, ben dolaptan çıkardığım üç şişeyi ona uzatarak: 'bunlar, ne?' dedim. Çocuk hayretler içinde şişelere bakıyordu. O'da ilk defa görmüştü. Ben, 'Molotof kokteyle' benzediğini söylediğimde o da şaşırdı. Ama bu şaşkınlık geçtikten sonra, ikimizde başladık düşünmeye: 'bu şişeri eve, kim koymuştu?'. Bu daha sancılı bir süreçti, yeni tanıştığı kişiler oğlumun evine gidip geliyordu. Belki de bilinçli bir oyun oynanıyordu. Bu arada, polis öğrencilerim ile devamlı bağlantı halindeydim. Gelmelerine bir saat kala, oğlum odasından kahkaha atarak geldi ve :'bu şişeler, mobilya cilası' dedi. Babasına durumu anlatmış, o da en son gelişinde mobilyacının her hangi bir durumda yeniden kullanmak için bu üç şişeyi evde bıraktığını anlatmış.
Durum bu kadar basitmiş meğerse… Ama benim bir anne olarak, bütün gün yaşadıklarımı ve korkularımı anlatmaya o dönemde kelimeler yetmez diye düşünüyorum. Bu hikayemi sık sık anlatırım. Bir ebeveyn olmanın aslında ne kadar zor olduğunu paylaşırım 'koçluk' yaptığım kişilerle. Geçtiğimiz gün kızıyla ilgili anısını anlatan arkadaşımın yaşadıklarını duyunca birden aklıma bunlar geldi. Bir mizah olarak kaldı hepimizin hafızalarında, ama arkadaşımın kızı 'uyuşturucu komasına' girdiğini söylediğinde, bunun ne şaka ile ne de ayakta durmayı öğretmeyle ilgisi olmadığını düşündüm. Başladım 18 yaşında üniversitelerde, ya da daha genç yaşlarda gençlerimizin etrafındaki bu acımasız 'bela'dan nasıl kurtarmak gerektiğini araştırma?
Unutmayın 'eroin bağımlılığı'nın ilk adımı 'arkadaş kıyağı' ile atılıyor. Eğer arkadaşınız, gerçekten arkadaş değil de bir 'ayakçı' ise, birkaç hafta sonra yüklüce bir eroini sizin yanınızda unutarak gidebilir. Bu zaten oyunun bir kuralı.. Özellikle genç yaştaki insanlar arasında grupta bir ya da birkaç kişinin uyuşturucu kullanması, diğerlerinin de en az bir kez denemesi için yeterli bir neden.
Son yıllarda, uyuşturucu kaçakçılığının yarattığı rantın 429 milyar dolar olduğu söyleniyor. Bu rakam 163 ülkenin milli gelirinden fazla.. İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü'nün açıkladığı uyuşturucu raporuna göre, uyuşturucu madde olaylarının illere göre dağılımına bakıldığında yüzde 23,4 'lük oranla ilk sırada yer alan İstanbul'u, yüzde 8,5 ile 'İzmir' izlemekte.. Uyuşturucunun taşınmasında posta ve koli olayları her yıl artmakta. Yani uyuşturucu maddeleri her hangi bir emtia gibi rahatlıkla 'kargo' ile göndermek çok kolay. Son beş yılda erkeklerin ortalama yüzde 13,4'ü, kadınların ise yüzde 17,5'u 'uyuşturucu kullanma oranları' artmış. Kadınların erkeklerden daha fazla artış göstermesinin nedeni, yaşamlarındaki sosyal değişiklikler...
Uyuşturucu bağımlılığı 11 yaşın altına inerken, bebek denecek yaşta uyuşturucu müptelası çocuklar ortaya çıktı ki, artık bu konuda çok ciddi önlemlerin alınmasının ne kadar önemli olduğu ortada..Arkadaşımın kızının başına gelen olayda, bu gerçeğin 'ebeveyn'ler açısından da ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi.. Çocuklarımız ile ilgilenirken işte bu 'sınır noktası' önemli. Bu nedenle, çocuk ve ergenlik yaş gelişimiyle ilgili kitapları okumak, uzman desteği almak yararlı. Dönülmez bir yola saptamadan, 'AMAN DİKKAT !!'