'Rak rak raki,
Yaktın bizi TOKİ!'
Sulukuleliler
Kentlerin de birer kimliği vardır. Kimlikli kentler, üzerinde bulundukları toprakların, daha doğrusu bir parçası oldukları coğrafyanın ve ait oldukları toplumların nişanesi ya da simgesi gibidirler. Kentler, toplumların uygarca yaşama alanlarının başında gelir. Bunun için de, uygarlık birikimlerinin yansıdığı yerlerdir. Tarihten bugüne, en değerli kalıntılar da işte bu nedenle kentlere ait olanlardır. İnsanoğlunun uygarlık serüveni, kentsel yaşamın izlerinden yürünerek gözlenebilir.
Antik kentlere bakınca, yüzlerce, binlerce yıl önce insanların ulaştıkları uygarlık düzeyini görmek mümkündür. Birçok antik kent kalıntısında, bugünkünün temelini oluşturan bir kanalizasyon sistemi, çarşı, pazar ya da toplanma yeri, meclis yerine geçen kent sorunlarının tartışıldığı yapılar ya da alanlar, tapınaklar, sağlık evleri, odeon, hipodrom ya da jimnazyum, tiyatro, heykeller, anıtlar kolaylıkla görülebilen örneklerdir.
Bu bakımdan antik dönem kalıntıları, önümüzü açmaktadır. Kentlerin, toplumun ve bireylerin yaşamını kolaylaştırmak; sağlıklı, huzurlu, düzen içinde bir yaşam sürmek için yapılanlar, bugüne örnektir.
Uygarlığın binyıllar süren tarihinin başında kentlerin tarihi gelir.
Bugün de, çağdaş kentleri kurarken, dönüp eskilere bakmanın yararı vardır.
Eski kentlerin, yaşadıkları tarihsel dönemlere uygun mimari gelişimleri bellidir ve bunun izlerini onlarda görmek mümkündür. Yapıların, mimari çizgilerinden, yapı stillerinden ve tekniklerinden, hatta yapı malzemelerinden hangi döneme ait olduklarını ve kentin mimari tarihini çıkarmak mümkündür.
Kentin en önemli niteliği, mimari kimliğidir.
Geçmişte, kentlerin daha az nüfusa seslenmelerinden midir nedir, masrafa acımadan, niteliği en üst düzeye çıkararak yapılaştıkları ve özgün kimlikleriyle dönemlerine damgalarını vurduklarını görüyoruz.
Her coğrafyanın kendi birikimini besleye besleye yüzyıllara direnen, direnemese de dönemine damgasını vuran kentleri vardır.
Çağdaş yapılaşmada ise fazla nüfusa seslenmenin, çoğul bir üretimi zorunlu kılması nedeniyle sıradanlık adeta temel nitelik haline gelmiştir. İstediği kadar modern olsun, bugünün yapılarını on yıl kendi kaderlerine terk ettiğinizde, ötekilerde yüz yılda görülebilecek yıpranmanın, yok oluşun gerçekleştiğini görebilirsiniz. Yapı malzemesi, tekniği, mimari anlayışın sıradanlığıdır bunun nedeni.
Kendi çevremizdeki kimi yapıları ve kent kalıntılarını düşünmek bile bu farkı bize gösteriverir. Eskinin (Uzunköprü, Meriç, vb…) köprüleriyle, çağdaş olanaklarla yapılmış
ve her yıl onlarcası yıkılan köprüleri düşünmek bile yeter. Eskinin yüzyıllara meydan okuyan anlı şanlı ve top atsanız yıkılmayan, onca sarsıntıya karşın duvarlarında çatlak bile oluşmamış ve her biri mücevher gibi işlenmiş camileriyle, bugünün her mahallede üçü beşi birden görülen, karikatür gülünçlüğündeki, mimari açıdan zavallılık örneği sözde çağdaş camileri de düşünün bir.
Onları da bir yana koyalım. Kentlerimizin bir eski semtlerini, bir de yenilerini göz önüne alalım. Yapı ustalarının ellerinden çıkmış olsalar da, eski yapıların pek çoğu özgün bir mimarinin ürünüdür. Bir de şimdikilere bakın: Sıra sıra apartmanlar. Dışlarına boya çekilmese, birbirinden ayırmak bile olanaksız. Son zamanlarda şehir plancılarının cetvelle çizdikleri, hiçbir duygu izi taşımayan bulvarları da anımsayın. İki yanda sıra sıra yapılar, ortada büyüyüp de ağaç olacak parmak kalınlığında fidanlar! Müjdeler olsun, kentimiz gelişiyor ya da kentleşiyoruz!
Şehirlerarası bir yolculukta, gecenin bir vaktinde gözünüzü bir açıyorsunuz ki, hangi kentten geçtiğinizi ayırabilirseniz ayırın! Yapılar, yapılar… Daha doğrusu, kopyalanarak çoğaltılmış yapı müsveddeleri! Şimdi hemen hemen bütün kentlerimizin bütün yeni semtlerinde, yeni yapılaşma alanlarında durum aynı.
Oysa, Bizans'tan, Selçuklu'dan, Osmanlı'dan bugüne ulaşmış kentlerin o dönem yapıları kimlik kartı gibi çıkar karşınıza. İsterseniz gece ve zifiri karanlık olsun! Kubbeler, siluetler, bütün azametleriyle o karanlıkta bile kendilerini göstermeyi bilirler.
Gecenin bir saatinde İstanbul'dan, Bursa'dan, Edirne'den, Manisa'dan, Amasya'dan, Safranbolu'dan.. –ama tabii oraların eski semtlerinden- geçtiğinizde o kimlikleri avcunuzda buluverirsiniz.
Bugün mimari çeşitlilik, zenginlik ve özgünlük açısından en verimli bir dönemi yaşayacağımız yerde; tekdüzeliği, sıradanlığı, basitliği en ileri noktaya taşıyoruz. Mimari özgünlük, yapıt bırakma kaygısı, sanki tarihin derinliklerinde kalmış!
Böyle bir sığlıkla, 'kentsel dönüşüm' denen rant kaygısı yüklü bölüşüm dönemine girerken, iştahımıza ise diyecek yok!
Özellikle gecekondulaşma nedeniyle, sağlıksız, güvenliksiz, derme çatma yapılaşmayla kente katılmış dağlar taşlar yeniden elden geçirilecek ve yeni yapılarla donatılacak. Oralarda, yan yana dizilmiş, çok katlılıkla bölüşüme hazır hale getirilmiş, üç beş 'tip' projeden öteye geçememiş kısır bir apartman çeşitlemesiyle kentleri sözüm ona yenileyeceğiz! Türkiye, 'kentsel dönüşüm' denen Hasan'ın yağmalanmış börekleriyle bazı mideler tıka basa doyarken, gecekonduların kargacık burgacık karmaşıklığıyla oluşmuş çeşnisini bile aratacak tektip apartman tarlaları ile dolacaktır ülkemiz. Çünkü görüyorum: Herkesin derdi yıkmak ve yapmak! Yıkyap zenginlerinin son model arabaları, katları ve uçaklarıyla hava atmalarına fazla zaman kalmadı. Çünkü kimse sağlık, spor, kültür, güvenlik, ibadet, yönetim, sosyal tesis, okul, tiyatro, konser salonu, toplantı salonu, sergi alanı, park gibi toplumsal amaçlı kullanım yerleriyle ilgili görünmüyor. Tabii bunları düşünmek, siyasetle rant kıskacına sıkışmış yerel yönetimlere kalıyor. Bir de, her şeye burnunu sokan Ankara bürokratlarına!
Gecekondular başta olmak üzere eski mahalleler yıkılıp yerlerine yeni yapılar dikilecek. Bu harala gürele içinde, özgün ve geleceğe bugünden sağlam izler taşıyacak yapılaşma modeli/ modelleri geliştirmek zaten olanaksız! Oysa, öyle nitelikli bir değişim hedeflenmeden gerçekleştirilecek 'kentsel dönüşüm', 'dön baba dönelim' den, 'benim oğlum bina okur, döner döner yine okur'dan öteye geçemeyecektir. Tabii ki, 'toplu konut' ezberiyle ve koşullanmışlığıyla yola çıkarsan, buradan ötesini hiçbir zaman düşünemezsin!
Yıkıp yapmak kolay, yapıp satmak daha kolay; yarına kimlikli kentler bırakmak, bu çağdan, gelecek çağların insanlarına bir selam göndermek zor.
Şunu da vurgulamadan geçmek olmaz: Kimliksiz kentlerin halkı da kimliksiz olur. Çünkü kent kültürü, kimlikli kentlerde var olur, yerleşir ve gelişir. Geleceğe izler bırakacak insanları kimlikli kentler yetiştirir. Öbür türlüsü, iflah olmaz kara kalabalıktır. Sıradanlığı, tekdüzeliği, tektipliği yaşamının bütün alanlarında görüp benimsediği; genelgeçer değerleri özümsediği ve niteliksiz çoğunluğun tercih ettiği toplumsal yapıya uyduğu için, kişilikli bireyler de kolay kolay yetişmez o tür kentlerde.
Gerçekten ilk yapılacak iş, kimlikli kentler kurmak olmalı; kentlerin kimliksizlikten sıyrılması sağlanmalı. Toplumsal değişim ve evrim ancak öyle mümkün olur. Yoksa, şu 'kentsel dönüşüm' denen ucube, bazı kasalara para aktarmaktan öte bir şeye yaramaz!
Ayrıca şu da gözden kaçmamalıdır: Kent merkezlerindeki yerlerin, sahiplerinden alınarak yapılacak yeni ve değerli yapıları başkalarına 'vermek', akla ziyan, kurnazlık dolu bir sömürüdür; daha açıkçası bir çeşit hileli gasptır. Dönüşüm alanlarındaki insanların, eski yapılarının yerine kurulan konutlarda yaşamaları gerekmez mi? Onların, dağ başlarındaki yeni yerleşim alanlarına sürülmesi, mülklerinin hileyle ellerinden alınıp başkalarına peşkeş çekilmesinden başka bir şey değildir. Bunun için, yapılan şey 'kentsel dönüşüm' değil, 'kentsel bölüşüm'dür.
Bu uygulama, yazımın başına aldığım, mağdur edilip dağlara sürülmüş Sulukulelilerin çığlığına benzer çığlıklarla ortalığın inlemesinden başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Salyaları akan yamyamları herhalde görüyorsunuz.
LAF TORBASI
--------------------
Sahte Seçmen
CHP'de başka partilere de üye olan çok sayıda üyenin kaydı silinmiş.
Ne sahte seçmenlerle, sahte seçimler yaşadık; 'zaten yoktular'…
Demokrasi böyle böyle ilerledi ve geldik 'ileri demokrasi' günlerine.
Daha ileri gitmekten Tanrı esirgesin.
Namaz, Niyaz
Abdullah Öcalan, nam-ı diğer Apo, resmi kimliğiyle İmralı hazretleri, 'Ben eskiden namaz da kılardım,' demiş.
Allah Türkiye'ye verdikçe veriyor. Kubilay'ı kesenlerden beri…
Çok şükür ki, eşkıyanın başı bile namazında niyazında!
TAPDK
Harf eksiği falan yok: TAPDK. Yani, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu.
'Öt ulan!' der gibi alınan ÖTV'den, diğer dolaylı vergilerden sanki alkölün piyasası
kalmış da, 'kurumu', 'düzenleme'si eksikmiş…
Sevsinler…
Babadan Oğula
Mehmet Ali Birand'ın oğlu Umur Birand, 32. Gün programını sürdürecekmiş.
Ne mutlu bize! Gazeteciliğin bile babadan oğula kaldığını gördük!
Bir de bu saçmalığa methiye düzenleri…
'Konuşursa AKP'nin Sonu Gelir' miş…
Kayseri'de, -kendi deyimiyle- '4-5 milyon doları götürenler'le ilgili olarak, konuşması dinlemeye takılan Vali Yardımcısı, 'Konuşursam AKP'nin sonu gelir,' demiş.
Efendim, biz biliyoruz, AKP'nin sizin gibi hırsız koruyucuları ve örtbasçıları sayesinde ayakta durduğunu.
Bakın, inanın konuşsanız da bir şey olmaz. 'Bal tutanın parmağını yaladığı'na inanan, bunu hoş gören milyonla insanın olduğu bir ülkede, goygocuların yanında senin sesini duyan mı olur?
Battı Ama…
Öfkeli sultan, İmraliks'in belgeleri sızdırmasına ve bunun gazetelerde yayımlanmasına pek kızmış. 'Gazeteciliğin batsın!' demiş.
Bu saatten sonra adamın gazeteciliği batsa ne yazar!
Sen onca gazeteyi batırmışken!
Dünyada Altmışıncı...
Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), dokuz yıldır Dünyanın En İyi 200 Üniversitesi sıralamasını yapan Times Higher Education (THE) tarafından ilan edilen 'Reputation Rankings 2013' listesinde 60. oldu. ODTÜ, bu listedeki tek Türk üniversitesi.
'Bunlardan bir şey olmaz, bu hocaların yetiştireceği öğrencilerden hayır gelmez' diyen dillerini sevsinler senin!..