Berivan KAYA/EGEDESONSÖZ- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “500 Bin Sosyal Konut Projesi” kapsamında İzmir’de toplam 21 bin 20 yeni konut inşa edilecek Menemen Doğa Mahallesi’nde 6 etaptan oluşan 15 bin konutluk projenin ihalelerine başlanmıştı. Doğa Mahallesi, Belen Mahallesi ve Yanık Mahallesi’nde bazı parseller mera alanından çıkarılmıştı.
Doğa Mahallesi’nde dozerlerin alana girdiği ve çalışmalara başladığı kamuoyuna yansırken, Doğa Köy Muhtarı Nevim Sevinç başta olmak üzere köylüler tepki göstermişti.
Doğa Köye yapılması planlanan TOKİ konutlarına ilişkin DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Egedesonsöz’e açıklamalarda bulundu.
Projeyi, ‘rant odaklı körlük’ olarak nitelendiren DEM Partili Akın, “Menemen Doğaköy’de yaşananlar, iktidarın kentleşme ve ekolojiye bakışındaki “rant odaklı körlüğün” en somut örneğidir. “Sosyal konut yapıyoruz” adı altında halkın en temel ihtiyacı olan barınma hakkını, yine halkın yaşam alanlarını, üretim sahalarını ve tarihini yok ederek karşılamaya çalışmak, çözüm değil yeni bir kriz yaratmaktır” dedi.
PLANSIZLIĞIN FOTOĞRAFI
Alanın sit alanı olduğunu hatırlatan DEM Parti İzmir Milletvekili Akın, “Devletin bir kurumu “Burası 1. Derece Arkeolojik Sit Alanıdır, çivi çakılamaz” diyor, diğer bir kurumu bir hafta sonra yangından mal kaçırır gibi “ÇED Olumlu” raporu veriyor. Roma dönemine ait bir mirası beton mikserlerinin altına gömmek, sadece Menemen’e değil, insanlık tarihine karşı işlenmiş bir suçtur. Tarihi hafızayı silerek kurulan bir "yeni yaşam" mümkün değildir. Ülke derin bir ekonomik krizden geçerken, hayvancılık can çekişirken, köylünün hayvanını otlattığı meraya iş makineleriyle girmek “üretmeyin, tüketin” demektir. Muhtar, “Bir yanda koyun otluyor, diğer yanda dozer çalışıyor” feryat ediyor. Bu plansızlığın fotoğrafıdır. Köylünün üretim alanını elinden alıp onları beton bloklara mahkum etmek, kırsal kalkınmayı bitirme projesidir” ifadelerine yer verdi.
ŞEHİRCİLİK ANLAYIŞI İFLAS ETTİ
Köye dozerlerin girmesinin kabul edilebilir olmadığını dile getiren Akın, “Yöre halkının, muhtarların, sivil toplumun görüşü alınmadan “Ben yaptım oldu” mantığıyla dozerlerin köye girmesi kabul edilemez. Halk alternatif yerlerden bahsediyor, hayvancılığın olmadığı, verimsizleşen araziler dururken, ısrarla verimli meraya ve sit alanına çökülmesi, katılımcı demokrasinin işletilmemesi niyetin sadece konut üretmek olmadığını düşündürüyor. Menemen Doğaköy’de, 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ve mera arazisi üzerine beton dökme ısrarı, iktidarın şehircilik anlayışının iflas ettiğinin resmidir. Ancak bu tabloya, İzmir’in “deprem gerçeği” eklendiğinde bambaşka bir boyut ortaya çıkıyor. İzmir, aktif fay hatları üzerinde oturan ve yapılarının önemli bir kısmı “depreme dayanıksız” olan bir kenttir. Merkez ilçelerde yüz binlerce insanımız, olası bir depremde yıkılma riski taşıyan binalarda yaşamaktadır. Eldeki kaynaklar doğayı, sit alanlarını yok ederek kentin uzağına yeni uydu kentler kurmak için harcamak yerine kent merkezindeki çürük yapıları “yerinde dönüşüm” ile güvenli hale getirmek için kullanılmalıdır” dedi.
BİR TAŞLA İKİ KUŞ VURMA KURNAZLIĞI
İzmir depreminde hasar alan Bayraklı’da konut beklendiğini dile getiren Akın, “Bu projenin çıkış noktası, “İlk Evim” kampanyası kapsamında Bayraklı-Merkez başvurularıydı. İzmir Depremi’nin en ağır hasarını alan Bayraklı’da, depremzede yurttaşlar güvenli konut beklerken; proje “yer yokluğu” bahanesiyle Menemen’in dağlarına, sit alanlarına taşınmıştır. Burada bir taşla iki kuş vurma kurnazlığı görülmektedir: Hem merkezdeki riskli alanların dönüşüm maliyetinden ve sorumluluğundan kaçınmak hem de Menemen’de yeni alanları imara açarak doğayı, tarımı ve tarihi yok etme pahasına rant elde etmek” dedi.
DOĞAKÖYLÜLERİN BEDDUASI HAKLIDIR
İbrahim Akın açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi;
“Biz yoksul halkın barınma hakkını sonuna kadar savunuyoruz ancak barınma hakkı, yaşam hakkının, doğanın, hayvanın, üretimin, tarihin gaspı üzerine inşa edilemez. Deprem kapıdayken, kaynakların ölü yatırımlara ve doğa talanına harcanmasına karşıyız! O projeye ayrılan bütçeyi, daha elzem olan İzmir’in yoksul mahallelerinde depreme dayanıksız evlerde yaşamak zorunda bırakılan halkımızın güvenli konutlara erişimi için, yerinde ve adil dönüşüm projelerine aktarmak mümkün. Doğaköy halkının “bedduası” da, isyanı da haklıdır.”




