Son Genel Seçimlerden önce özellikle Ordu İlimizde, yörenin tek geçim kaynağı olan fındığa verilen fiyat, üreticileri adeta çıldırttı. İnsanlar yürüyüşler yaptı, AKP’’li milletvekilleri konuşturulmadı, yuhalandı. Fındık üreticileri yolları kapattı. İl Emniyet Müdürü AKP Hükümeti tarafından görevden alındı. Bu tepkilerden sonra, fındık fiyatlarında bir iyileşme yapıldı mı?Hayır, aksine daha da kötü oldu.

Peki, tek geçim kaynağı olan fındığın fiyatının iktidar tarafından baskılanması sonucu açlığa itilen çiftçilerin haklı tepkilerini seçimlerde de belirtmesi gerekmez miydi?
Genel Seçim sonuçlarına baktığımızda olması gerekenin tam tersi olduğunu görüyoruz. Fındık fiyatlarını protesto eden, yürüyüşler yapan, yol kapatan çiftçi kesimi Ordu da AKP’’ye %65 oy verdi!..

Türkiye genelinde çiftçi, üretici, süt ve et hayvancılığı yapanlar, tarımla uğraşanlar ekonomik olarak çok zor durumda olduklarını söylüyorlar. Sözcüleri olan sivil toplum örgütleri rakamlarla çiftçilerin içinde bulunduğu feci durumu açıklıyorlar.
Biz de bazı rakamları açıklamaya çalışalım;
2002 yılından bu yana çiftçinin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine borcu 18 kat artarak, 9,4 Milyar TL’’ye çıktı. Sadece Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları nedeniyle 36.418 çiftçi hakkında icra takibi yapıldı.

Tarımın bu hale düşmesindeki en önemli etken 2000’’li yıllarda uygulamaya başlanan fakat AKP iktidarıyla artarak sürdürülen ’“neoliberal politikalardır’”. IMF ve Dünya Bankası direktifiyle birçok ürünün ekim alanı sınırlandırıldı. Mali disiplin politikaları ile bir çok tarım ürününe destek azaltıldı, üretim geriledi, kuraklıkla tarımsal zararlılarla mücadelede tek başına bırakılan çiftçi tarıma küstü ve kentlere göç hızlandı.

AKP İktidarında 2002-2010 arasında tarım %1,4 büyüdü. Oysa aynı dönemde ekonominin yıllık büyüme oranı %4,3 olarak gerçekleşti.

Tarımın yanı sıra hayvancılıktaki ihmal ve hükümetin öngörüsüzlüğü et-et ürünlerinde, süt-süt ürünlerinde de üretimi geriletti. Tarım üretiminde ’“kendi kendine yetmekle övünen’” Türkiye aynen sanayide olduğu gibi tam bir ithalat cenneti oldu. 2008 yılından bu yana ayda ortalama 760 Milyon Dolarlık tarımsal ürün ve gıda maddesi ithalatı yapılıyor. 2010 yılının ilk 8 ayında ise 6,5 Milyar Doları geçen ithalatın yıl sonunda 10 Milyar Doları bulması kaçınılmazdır.

6 Ekim 2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan karara göre; Süt ve kremanın yanında yine 2 bin ton tereyağı, bin ton mısır nişastası ithal edilecek. Aynı karara göre soya yağı, palm yağı, ayçiçeği, aspir veya pamuk tohumu yağları, Hindistan cevizi, bitkisel sabit katı ve sıvı yağlar da ithal edilecek.

Aynı kararda sütümüze, yoğurdumuza katılmak üzere ’“Melaminli Süt Tozuna’” ithal izni verildi.

Bundan sonra yediğimiz yoğurt, içtiğimiz süt, çocuklarımıza aldığımız kurabiye ve hatta çikolatada çiftçinin ürettiği süt değil, Çin’’den veya AB’’den ithal edilecek ve içeriğinde melamin olduğu bilinen süt tozu olacaktır. Melamin; Petrol türevi bir madde olup tabak yapımında kullanılır.

Bu rakamlar ve AKP İktidarının tutumu, çiftçi ve tarım kesiminin gerçekten çok zor durumda olduğunu göstermektedir. Çiftçi, köylü artık köylerde kahveye bile çıkamaz durumdadır. Köye sarı taksi geldiğinde, icracı veya banka avukatları diye insanlar fellik, fellik kaçmaktadırlar.

AKP Hükümeti bu üzücü durumu görmüyor mu?Görmez olur mu, inadına çok net görüyor ve bilerek böyle davranıyor. AKP meşhur atasözünü iyi anlamış ve ona göre davranıyor.

Eee bu durumda 2011 Haziranında yapılacak Genel Seçimlerde AKP tarım,köylü,çiftçi kesiminden en az % 70 oy alması kesinleşmiş gibi’…
Ne demiş atalarımız, ’“Deveye diken gerekirmiş’…’”
Haydi Türk Milletinin efendisi, eller havaya, mallar icraya, oyların hepsi AKP’’ye’…
Kendi düşenin ağlamaya bile hakkı yoktur.