AK Partili İnan: Özgür Özel, İmamoğlu'nun şempanzesidir!
AK Partili İnan: Özgür Özel, İmamoğlu'nun şempanzesidir!
İçeriği Görüntüle

EGEDESONSÖZ- 1 Temmuz 2025 tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON’a yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında “ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırma” ile “nitelikli dolandırıcılık” suçlamalarıyla tutuklanan, ardından bu suçlamalardan tahliye edilen İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Tunç Soyer, bu kez “zimmet” suçlamasıyla yeniden tutuklandı.

Tutuklu bulunduğu Buca Kırıklar Cezaevinden bir mesaj yayınlayan Soyer, "Ben, bana atfedilen suçları işlememiş olmanın rahatlığıyla, iç huzurumu koruyabildim. Ancak yine de içerideki tutukluluk uzayınca, insan “suçsuz yere bu kadar bedel ödemek çok fazla!” isyanını hissediyor içinde" şeklinde konuştu.

Soyer, yayınladığı mesajda şu ifadeleri kullandı:

"Kim olduğunu hatırlamıyorum; “Hayat yaşadığım nankörlüklerin toplamıdır” demiş. Benim için ise hayat her gün aldığım derslerden öğrendiklerimi ertesi güne aktardığım bir yolculuk. Cezaevinde de ilk günden itibaren burada neler öğrenebileceğime odaklandım.

Geçtiğimiz gün aldığım ilk dersi paylaşmıştım. Hiç tereddütsüz bu çok zorlu bir eğitim. Ancak haksızlık ve hadsizlik yapmamak için diğer derslere geçmeden önce iki noktayı ifade etmeliyim.

1) Burada çiniden, saza, resimden, yabancı dile, birçok alanda eğitim veriliyor.* Ayrıca birçok insan dışarıdan lise ya da açık öğrenim diplomasını almak için ya da çeşitli branşlarda eğitimini tamamlamak için ders çalışıyor. Onlara büyük saygı duyuyorum ama ben hayat okulunun daha önce görmediğim bir sınavına hazırlanmayı tercih ettim.

2) Cezaevinde 5 yıl 10 yıl hatta daha fazlasını geçirenler var. Onların yanında benimkisi kıdemsiz bir memurun rol çalma çabası olarak anlaşılmasın. Sadece kendi deneyimim ışığında öğrendiklerimi paylaşacağım.

Cezaevine girdiğiniz anda önemli bir tercihle karşılaşıyorsunuz. Cezaevine girmeyi ya büyük bir felaket olarak yaşayacaksınız ya da nice insanın başına geldiğinin farkındalığıyla olabildiğince hafif atlatmaya çalışacaksınız. Ben, bana atfedilen suçları işlememiş olmanın rahatlığıyla, iç huzurumu koruyabildim. Ancak yine de içerideki tutukluluk uzayınca, insan “suçsuz yere bu kadar bedel ödemek çok fazla!” isyanını hissediyor içinde. İşte orada da, bu durumun tek örneği olmadığınızı bilerek sabrediyorsunuz. Bu ülkede nice aydın, nice yurtsever, nice güzel insan haksız yere cezaevinde yatmış.

Kısacası cezaevini bir travma olarak görmemek gerek.
Geçtiğimiz gün paylaştığım ilk dersin ışığında devam edeyim;

Cezaevinde beden sağlığının en temel üç unsuru spor, beslenme ve uyku. İlk gençlik yıllarımda 7 yıl yatılı okuduğum için karavana yemeğine alışmak zor gelmedi. Yemek konusunda çok seçici olmamak şart. Ama daha önemlisi; hem beslenme hem de uyku için günlük hayatın planlaması. Yani öz-disiplin. Başarıyla eğitimi tamamlayıp iyi dereceyle mezun olmak için öz disiplin şart. Yemek ve uyku saatlerine tam riayet ve mutlaka günlük spor ilk koşul.

Bir başka ders ise dostlarınız ya da dost bildiklerinizle ilgili. Nazım Usta hapiste boşuna söylememiş;
“Dostu düşmandan ayırmakta ustalaştık” diye.

Nice dost bildiğimiz insanın, ne kadar kötü, hain, muhbir olabildiğini ya da çok uzak zannettiğimiz birçok insanın aslında ne kadar yakın olduğunu öğreniyorsunuz. Cezaevi tam bir turnusol kağıdı işlevi görüyor.

Son olarak umutla ilgili birkaç not aktarayım. Cezaevinde de dışarıda da umudun kocaman mercekleriyle hayata bakmaktan asla vazgeçmemeliyiz. Özellikle, benim gibi, haksız yere cezaevinde bulunanlar için yazıyorum.

Hukuka ve adalete güven duygusunun büyük ölçüde kaybolduğu bir iklimde umudu korumak çok zor görünebilir. Ancak unutulmamalı ki; savcılar da hakimler de bu toprakta yaşıyor, aynı havayı soluyor, aynı büyük ortak kaderi paylaşıyor.

Evet siyasetin hukuk üzerindeki baskısının arttığı bir dönemde yaşıyoruz ancak bu dönemin sonlanması yine hepimizin ortak gayretleriyle mümkün olacak. Elbette siyasetle yaşanacak bu dönüşüm ama birbirimizi düşmanlaştırmadan yapılacak siyasetle.

Bizi birbirimizle ayrıştıran, kutuplaştıran nedenlerden çok daha fazla ortak paydamız, benzerliklerimiz olduğunu idrak ederek başlanacak. Bu memlekette yaşayan herkes, hepimiz aynı ataların, ninelerin torunlarıyız, aynı kültür ve geleneklerle yetiştik, hemen hemen aynı aile terbiyesini aldık ( eve ayakkabılarımızı çıkartarak girdik, büyüklerimizin elini öpüp başımıza koyduk ) çocuklarımız, torunlarımız burada çoğalacak, hepimizin son durağı yine bu toprak olacak.

Dünyanın neresinde olursak olalım, Mihriban ya da Sarı Gelin türküsünü ya da rahmetli Ayten Alpman’ın Memleketim şarkısını duysak, yüreğimizde ince bir sızı hissedeceğiz. Binlerce yıllık ortak geçmişimiz hele etrafımız ateş çemberi ile çevrilmişken, bu sıkıntılı dönemi de aşmayı bilecektir.

Yine vicdan.! Yine vicdan en güçlü panzehir olacak.

Bu derslerin içeride olanlara da, onları içeride tutan kararları alanlara da ilham vermesi dileğiyle;
sağlıcakla kalın.

Not: * Cezaevi vaizinin Ramazan tebriği için tüm koğuşları ziyaret etmesi ve “manevi ihtiyaçlarınız ile ilgili bir arzunuz, bir talebiniz var mı” diye sorması büyük incelikti.

İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca – Kırklar
18.03.2026"