Tam 29 sayfa.
Masanın üstünde duruyor boylu boyunca.
Saklayacağım bu tutanağı, saklayabildiğim kadar.
İleride, bu dönemin öyküsünü okumak isteyenler, 2010'lu yıllara ışık düşürmek isteyenler, bu ibret vesikasını görüp bilsinler diye.
Bir Ege kenti Manisa'da, Haziran'ın tam ortasında, AKP iktidarına kızan, öfkelenen, sinirlenen yüzlerce insan, anayasal hakları olan 'protesto hakkını', 'eleştiri hakkını', 'gösteri hakkını', 'yürüyüş hakkını' kullandı diye…
Kentin bir meydanında toplanıp 'AKP istifa', 'Hükümet istifa' sloganı attı diye…
Görüntüsü çekip kaydedebildikleri 197 kişi hakkında başlatılan bir soruşturmanın tutanağı bu!
171. sırada kendi adımı da gördüm.
Kimlik numarası, ana adı, baba adı, doğum tarihi: Evet, benim bu.
Şöyle suçlanmışım: 15 Haziran 2013 günü başlayan kanunsuz yürüyüşe katıldığı tespit edilmiş olup görüntü kayıtları ve fotoğraf çıktıları 11 numaralı DVD kaydında sunulmuştur.
Polise gidip ifade vermem isteniyor.
Yaratılmak istenen psikolojik iklim bu: AKP hükümetini protesto edersen, bir suçlu gibi polise gidip ifade verirsin!
Verilmek istenen mesaj bu: Hükümetin istifasını istersen, boyunun ölçüsünü alırız!
***
197 kişilik listenin altında şu cümle var: Yukarıda adı geçen şahısların 1 Haziran 2013-20 Haziran 2013 tarihleri arasında İstanbul Taksim Gezi Parkı eylemlerine destek amaçlı olarak ilimiz merkezinde gerçekleşen izinsiz ve kanunsuz yürüyüşlere fiilen katıldıklarının kamera kayıt görüntülerinden tespit edilerek görüldüğüne dair, işbu tutanak birlikte tanzimle imza altına alınmıştır.
Ne büyük marifet!
Aman da aman!
Aferin size!
'Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir' der Anayasa'nın 34. maddesi.
Yurttaşlar anayasadan aldıkları bu hakkı kullanırlarken, o yurttaşları 'bir suçlu psikolojisine sokmaya çalışmak' isteyenler bu hakkı nereden alıyorlar acaba?
Nereden ve kimden alıyorlar bu cesareti, bu özgüveni?
Cevabınızı duyar gibiyim.
Evet evet, bildiniz.
***
Bir gazeteci olarak 31 Mayıs'tan haziran sonuna dek İzmir Gündoğdu Meydanı'nda, Göztepe'de, Karşıyaka'da, Bornova'da, Manisa Manolya Meydanı'nda dalga dalga büyüyen Gezi direnişini elbette izledim.
Gözledim, fotoğrafladım; haber, izlenim, köşe yazdım.
Yazılarım bu sitenin arşivinde, gazetelerin sayfalarında.
Açık, net, berrak.
Gezi direnişine hem bir yurttaş olarak, hem bir gazeteci olarak katıldım.
Manisa'daki yürüyüş ve gösterilerde şiddetin, taşkınlığın, kamu düzenini bozucu bir hareketin esamisi okunmadı.
İnsanlar toplandılar, protestolarını gerçekleştirdiler, sloganlarını attılar ve dağıldılar.
Hepsi bu.
Bir ay sonra bir tutanak: İzinsiz ve kanunsuz yürüyüşlere fiilen katıldığınız için…
Aklıma 'korku salmak', 'tehdit etmek', 'gözdağı vermek'ten başka bir şey gelmiyor.
Ha bir de, AKP karşıtı olmayı, hükümeti istifaya davet etmeyi, 'Tayyip istifa' sloganı atmayı kriminalize etmek: Bir suç gibi göstermek.
Toplumun kolektif bilinçaltına, 'AKP karşıtlığını' ve 'muhalif olmayı' bir suçmuş gibi yerleştirmek.
Utanmasalar Türk Ceza Yasası'na 'AKP'ye muhalefet etmek' ya da 'Tayyip Erdoğan'a yan bakmak' şeklinde suç tanımları koyacaklar.
Gerçi utandıklarını da hiç sanmıyorum ya!
Birazcık utanıp sıkılsalardı, bir miktar hukuk, bir parça kamu yönetimi bilselerdi; anayasal hakkını kullanıp da yürüyüş eyleyen insanların peşine polis takıp soruşturma başlatmazlardı.
***
Bu soruşturmaların, tutanakların, ifadeye çağırmaların bir yönü daha var.
Hani 'Bu sonbahar çok sıcak olacak' demişti ya Mustafa Balbay.
Hani statlarda başladı ya 'Her yer Taksim her yer direniş' sloganları.
Hani ODTÜ öğrencileri nöbette ya daha şimdiden.
Hani üniversiteler, liseler açılmak üzere ya.
Hani o Haziran ruhu daha bitmedi, tükenmedi ya.
Eylül geliyor, Ekim yaklaşıyor ya hani.
İşte hep ondan bu hazırlıklar.
Yıldırmak, bastırmak, korkutmak için.
Oysa biliyoruz ki…
Kim korkutmaya çalışıyorsa, aslında odur korkan!