3 günlük bir gezi için İzmir Adnan Menderes Havaalanından uçuyoruz. Grubumuzda, merkezi İzmir'de bulunan gazete temsilcileri ve köşe yazarları bulunuyor.



Medical Park İzmir Hastanesi Genel Müdürü Veysi Kubba'nın ev sahipliğinde gerçekleşen gezinin ilk durağı Batman oldu. Batman bir petrol kenti ve 600 bin dolayında nüfusu var. Barış sürecinin oluşturduğu kardeşlik ve sevgi iklimi burada belirgin şekilde hissediliyor.
Bir yıl öncesinde geldiğim Batman; şimdi çok daha renkli ve hareketli.
Bu coğrafya; 40 yıldır devam eden kuralsız bir şiddetin yorgunluğunu yaşıyor. Yakın tarihe kadar Batman faili meçhul cinayetlerle anılan, aslında faili beli olan yargısız infazların merkeziydi.
Hizbullah, PKK, JİTEM bu kenti stratejik savaş alanı seçmişti.
4 Eylül 1993 tarihinde silahlı saldırı sonucu öldürülen Demokrasi Partisi (DEP) Mardin Milletvekili Mehmet Sincar'ın vurulduğu yerden geçerken, o günleri düşündüm.
Sadece Sincar' mı ?
Batman Barosu Faili Meçhul Cinayet ve Kayıpları Araştırma Komisyonunun, Batman'da işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili yaptığı araştırmaya göre; Batman'da 513 faili meçhul cinayet işlenmiş, 14 kişinin ise hala kayıp olduğu belirtiliyor.
O dönemlerde Diyarbakır'da gazetecilik yapıyordum, gün azcık karardığında zamansız ölüm haberleri düşerdi ajanslara. Genelde kafasına tek kurşun sıkılan gencecik çocukların fotoğraflarını basardık siyah-beyaz sayfalara.
Güneydoğu'da siyah beyazdı.
Dayatılan hayat biçimi de siyah beyazdı. Mesele askere, polise havale edilmiş, siyaset tamamen devre dışı kalmıştı.
Başbakan'da TBMM'de sembolik birer sıradan kurumlar haline getirilmiş, terörün, şiddetin rantından beslenenler ülkeyi, hazineyi, siyaseti, ülkenin bütün kaynaklarını ele geçirmişti.
Bunun farkına varan halk tarihe geçen siyasi bir hamle yaptı ve terörden beslenen iktidarı ve uzantılarını devre dışı bıraktı.
Ak Parti'nin Güneydoğu için başlattığı barış çabaları ile birlikte önce bu cinayetler sona erdi. Şimdi ise silahlar sustu. PKK'nın sınır dışına çıkma kararıyla gülümsemeyi unutmuş olan Batman'ı şimdi barış güneşi ısıtıyor.



Türkiye'nin 72.ilinde hava durumu güneşli. Batman Valisi Yılmaz Arslan, çözüm sürecinin toplumun bütün kesimlerince sahiplenildiğini söylüyor. Batman'da görüştüğümüz her vatandaştan aynı sözü işitmek mümkün;
'barış, huzur, kardeşlik ve eşitlik istiyoruz'
Batman aynı zaman da turizm kenti; Hasankeyf, Batman'a bağlı ve yakında sular altında kalacak olan antik kentlerden biri.
Dicle nehri Hasankeyf'in yaşam kaynağıydı. Bütün uygarlıklar bu bereketli toprakları besleyen Dicle nehri ve çevresinde kuruldu. Şimdi Dicle; Hasankeyf'in katili olacak. Onu sularında yutmaya hazırlanıyor.1981'de doğal koruma alanı ilan edilen ilçenin tarihi, 10.000 yıl öncesine dayanıyor.
Hasankeyf'i Artuklular'dan alan (1232) Eyyubiler, henüz bölgeye tam hakim olamadan Moğol istilası ve yıkımına sahne olmuş. Kaynaklara göre; Eyyubiler, Moğol şokunu atlattıktan sonra 14. yüzyıl başlarından itibaren Hasankeyf'i yeniden imar etmeye başlamış. Özellikle Sultan Süleyman zamanına ait muhteşem eserleri hala ayakta duruyor.
Devam eden baraj inşaatı nedeniyle iki yıl sonra burası sular altında kalacak
Okurlarıma tavsiyem, Hasankeyf sulara gömülmeden önce gidip mutlaka görmeleri…
Sadece görülmesi gereken Hasankeyf mi?
Mardin'in de mutlaka ziyaret edilmesi gerekiyor.
Mardin; turizmin marka kenti olmuş. Büyüleyici bir atmosferde bütün zamanları bir arada aynı anda yaşama keyfini tadarsınız. Mardin için ; 'şiir gibi kent' desem bile eksik yazmış olurum. Mardin; mimarisi, etnografisi, arkeolojisi, tarihi ve görsel değerleri size bir şölen tadında sunan şehirdir.
Farklı dinlerin, dillerin, kültürlerin, tarihlerin harmanlanıp yaşandığı Mardin'i gezmek için bir gün yeterli değil. Mardin Müzesinden çok etkilendiğimi vurgulamalıyım.
Kasımiye Medresesi, Şeyh Çabuk Camii, Kırklar Kilisesi, Mardin Müzesi, Latifiye Camii, Gazipaşa İlköğretim Okulu, Ulucami, Kayseriye Pasajı, Bakırcılar Çarşısı, Revaklı Çarşı, Zinciriye Medresesi, Surur Han, Tarihi Postane Binası, Şehidiye Medresesi. Hatuniye Medresesi, Savurkapı Hamamı, Melik Mahmut Camii, Artuklu Kervansarayı, Ceviz Çeşmesi, Firdevs Köşkü Deyrulzafaran Manastırı, Dara Antik Kenti, Mor Yakup Manastırı Mardin merkezde görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.
Mardin halkı tamamen turizme odaklanmış, çözüm süreci, huzur ve güven ortamından en çok ta Mardin nasipleniyor. Sokaklar, caddeler, medreseler, kiliseler, camiler, eğlence mekanları, bakırcılar, kuyumcular, leblebi dükkanları, restoranlar dolup taşıyor.
Midyat Mardin kadar ilginç bir kent, Gümüşçüler Çarşısı, Manastırı, Estel Hanı görülmeye değer. Gümüşün işlenerek tarihsel dokuyu parmaklarınıza, boynunuza, ruhunuza işlediğini, sizi geçmişe taşıdığını burada yaşamak mümkün…
Midyat gümüş, altın zanaatkarlarının tamamına yakını Süryani vatandaşlarımızdan oluşuyor. Kiliselerin, camilerin, medreselerin uyumuna en güzel burada tanık olursunuz.
SİİRT VE İBRAHİM HAKKI HZ.
Siirt ayrı bir güzelliğe sahip, tarihi dokusunun bir bölümünü hala koruyor. Tillo ise bu konuda muhteşem bir yer. İlk kez gördüm ve çok etkilendim. İbrahim Hakkı Hz. ve ailesinin kozmografik özelliğe sahip olan türbesi burada bulunuyor. Eserlerinin bir kısmı Tillo'daki müzede sergileniyor.
İbrahim Hakkı Hazretlerinin tespit edilen 58 ayrı eseri hala günümüzün en değerli yapıtları arasında yer alıyor.
Büyük mütefekkir İbrahim Hakkı Hz. hadis , fıkıh, tasavvuf, edebiyat , psikoloji, sosyoloji, tıp, astronomi ve farklı ilim dallarındaki eserleri ile dünya çapında büyük öneme sahip. Hala en çok kullanılan kaynaklar arasında gösteriliyor.
DİYARBAKIR
Batman, Siirt, Mardin ve Diyarbakır illerini kapsayan üç günlük gezinin son durağı olan Amed şehrindeyiz.
Yağmur yüklü bulutlarla birlikte kentte gezindik. Mezopotamya ovası öylesine yeşil, Dicle nehri öylesine coşkuluydu ki… Dicle; asaletine yakışır bir olgunluk ve sıcaklıkta karşıladı bizi.
Bu kentin kokusunu nasıl da özlediğimi anladım. Sur diplerine sığınmış kara, kuru boyacı çocukların şaşkın bakışları arasında yağmura aldırmadan bütün kenti bir anda yaşamak istercesine yürüdüm.
Çocukluğumun geçtiği Gazi caddesinde Süleyman Nazif sokakta buldum kendimi. Sağımda gazetemi bastığım matbaayı aradı gözlerim. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Az ötedeki Ulu Camiye sığındım. Huzur dolu bir sessizliğe gümüldüm. Çocukluğumuzda bahçesinde oynadığımız, suyunu içtiğimiz Ulu Cami şimdi onarıma alınmış.
İslam aleminin 5. Harem-i Şerifinde ikindi namazımı kılmanın ve o anı yaşamanın hazzıyla Kuyumcular Çarşısı'nda keyifli bir gezinti yaptım. Hasanpaşa hanında peş peşe iki çay içtim ve Mardin Kapısı'na yöneldim. Şiddetli yağmurla iliklerime kadar ıslandığımı unutmuş, tıpkı çocukluk günlerimde olduğu gibi surların zirvesinden Dicle vadisine seyre dalmıştım.
Diyarbakır sokaklarında da belirgin bir hareket huzurun bereketi vardı. Yağmura rağmen Türkiye'nin farklı kentlerinden gelmiş grupların çarşıda dolaştıklarını gözlemledim. Diyarbakır 30 yıllık kardeş kavgasından öylesine derin yararlar almış ki…
Bunu gezdiğim kitap fuarında çok daha iyi algılıyorsunuz. Kitap stantlarında sergilenen eserler o vahşi ve kuralsız savaşı anlatan yüzlerce eserle dolu. Seminerler, toplantılar, söyleşililerin ana teması; çözüm süreci.
Diyarbakır'ın çok büyük yatırımlara, sosyal, psikolojik onarıma ve sahiplenilmeye ihtiyacı var. Kent çok kirli ve bakımsız. Sokaklardaki genç nüfusun çoğu işsiz ve göçle buraya yerleşmiş ailelerin çocuklarından oluşuyor.
Fenerbahçe- Galatasaray derbisi sonra sokaklara dökülen binlerce Galatasaraylı genç çocuğu gördüm. Öfke seli öylesine büyüdü ki… şaşkına döndüm.
Esnaf hemen işyerlerini kapattı.
Diyarbakır'ın nüfusu Bir milyon 600 bini aşmış. İdeolojik kadrolaşma ve belediyenin birer iş kapısı olarak algılanması PKK'nın da baskı ve yapılandırılmasıyla Diyarbakır Büyükşehir belediyesi sadece çöpleri toplayan, suları kaldıran sıradan bir kurum haline gelmiş.
Diyarbakır için Türkiye'nin en kirli, en çamurlu, en karmaşık kenti dersem haksızlık yapmamış olurum.
Öte yandan kentin yeni yaşam alanları, siteler, on binlerce yeni konut ise şehirciliğin nasıl yapılması gerektiği anlamında İzmir'e örnek olabilir.
Ünlü Dicle vadisini ise hiç böyle yeşil görmemiştim.
Saat kaçtı bilmiyorum…
Gün kararmıştı. Uzun süre çalıştığım Dicle Üniversitesinin ışıkları birer birer yanıyordu. Bu arada telefonum çalıyor , İzmir'den birlikte geldiğim arkadaşlarım Meryem Ana Kilisesi'nde oturmuş beni bekliyorlarmış. Hemen onların bulunduğu mahalle yöneldim, dört ayaklı minarenin bulunduğu sokaktan kiliseye girdim.
Kapıda bir görevli adımı sordu.
Halit dedim; gülümsedi, başını salladı; '639 yılında Halid Bin Velid bu coğrafyayı İslam topraklarına kattı' dedi.
Rahmetli öğretmenim Osman Çatalbaş'ı o an hayırla yadettim.
Hocam bana sürekli olarak 'Halit' yerine 'Halid'der ve eklerdi.
'İslam ordusunun kumandanlarından Halid bin Velid, Amid'e (Diyarbakır'a) ilk giren komutandır, Onun kadar cesur ve çalışkan olmalıyız' derdi.
Diyarbakır, Mekke ve Medine'den sonra en çok sahabe ve peygamber kabrinin bulunduğu bir kent…
Kiliseden ayrılırken İzmir'den gelen meslektaşlarım ; 'konuştuğumuz herkes ağızbirliği edercesine kardeşlik , barış , eşitlik diyor' değerlendirmesinde bulunuyorlar.
Bunu söyleten; 1.500 yıllık ortak tarih ve hiç kuşkusuz İslamiyettir.
Gülümsüyorum:
'Zaten Diyarbakır'ın mayasında bu vardır' diyorum.
30 yıldır devam eden 35 bin cana mal olan kardeş kavgasında en ağır bedeli Diyarbekir ödemiştir. Bu kent tüm baskı ve kuşatmalara rağmen İslami değerlerini koruyabilmiştir.
Nedeni;
Tarihinde gizlidir.
Diyarbakır'ın İslam ordularınca fethedilmesinden, 639 yılından günümüze kadar ; bu kentte ezan sesi hiç kesilmemiştir.