Bin bir umutla deryaya yelken açıp rüzgarsız kalmış balıkçı misali AB ile ilişkiler… Havada yelkenleri şişirecek bir umut rüzgarı dahi yok… 1990'lı yıllarda; hem ekonomik hem de siyasi açıdan çağ atlayacaktık, bugün; çorak toprak üzerine saçılmış tohum gibi beklentiler.
2011 İlerleme Raporuyla AB sadece bir gün gündemimize girebildi. Sonrasında tam anlamıyla kayıpları oynadı! Sabırla bekledim raporun toplum üzerindeki etkisini ancak birkaç akademisyen dışında 'tık' yok! Moda deyimle; AB konusuna vatandaş tamamen Fransız!
Türkiye'nin üyeliği önüne bulabildikleri her engeli atmalarına mı takılıp kalalım, tam üyelik sözünün bir türlü verilmeyişine mi, seçim yapmak zor.
Belki de bütün sorun adında… Avrupa Birliği yerine pekala ATB olabilirdi, 'Avrupa Tutarsızlar Birliği'
Gözümde şoven gözlükler yok! 14. İlerleme Raporuyla Türkiye'nin eksikleri ve AB'nin istekleri sıralanmış yine. Bu beklentilerin şu şu maddeleri yanlış, şu maddeleri abartılı demek mümkün mü? Veya 'Türkiye istenenleri eksiksiz yerine getirdi' demek doğruyu yansıtır mı? Elbette ki hayır…
Yapılan birçok şey yanında yapılmayanlar çoğunluğu oluşturuyor. Bunu inkar etmek yersiz ancak gelin görün ki sorun Türkiye'nin 'ev ödevi' konusundaki yetersizliğinin ötesinde. AB tavır ve söylemlerindeki çelişkili yanından bir türlü vazgeçmiyor. Bir biriyle taban tabana zıt, çelişkili açıklamalar çok sesli koronun ayar tutmaz sazları gibi. Çelişkili durum rapora da aynen yansımış. Türkiye nerede övülüyor, nerede yerilmiş belli değil.
Romanya ve Bulgaristan'ın kriterleri tutturmaksızın AB'ye alınması gibi dengesiz uygulamalarının çok örneği var. Bu da AB'yi 'Hıristiyan kulübü' havasına sokuyor. 'Ne yaparsak yapalım, zaten bizi içlerine almazlar' diye düşünen Türkiye yaşayanlarının öncelikleri arasında AB yok. Hükümetin de öyle.
Bir de Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy faktörü var… Türkiye'nin üyeliğini Finlandiya, İsveç, İngiltere, İrlanda, İspanya, İtalya, Polonya, Bulgaristan gibi ülkeler istediği halde Sarkozy, 2007'den beri açıkça 'Sizi istemiyoruz' diyor.
Sarkozy'nin iç politika hesaplarının ürünü açıklamaları ve tam üyelik sözünün bir türlü verilmeyişinin Türkiye'nin şevkini kırmadığını söylemek mümkün değil. Çelişkili uygulamalar ve bu tür açıklamalarla AB ciddiyeti tartışılır, güvenilmez garip bir yer haline geldi. İlerleme Raporlarının sokakta ciddiye alınmaması da bu yüzden. Çünkü Türkiye halkı AB'yi ikiyüzlü ve art niyetli buluyor.
Bir yandan görüşmelere devam edeceksiniz diğer taraftan 'Türkiye'nin yeri Avrupa değil' diyeceksiniz. 'Ne yaparsan yap sınıfı geçemeyeceksin. Çünkü yerin bir üst sınıf değil' dediğiniz bir çocuktan nasıl ev ödevlerini yapmasını beklersiniz?
Türkiye Sarkozy istemiyor diye AB'den vaz mı geçecek? Geçmez, geçmemelidir de. AB normları demek; özgürlük alanlarının genişlemesi, insana ve doğaya saygılı, daha demokratik bir yaşam modeli demek… İçerde ve dışarıda sorunların demokratik şekilde çözülmesi demek… İnsanı temel alan AB normlarının Türkiye yaşayanlarına katacağı çok şey var.
Sarkozy ve Merkel gibi kişilerin ırkçı, faşist çıkışlarını; Türkiye'nin ileriye doğru attığı adımların ürküntüsüyle oluşmuş refleksler olarak kabul edip, 'it ürür kervan yürür' diyerek yola devam etmekte fayda var.