AŞURE; Müslümanlar, Ramazan ayında oruç farz oluncaya kadar aşure günü oruç tutuyorlardı. İslam geleneğine göre Adem Peygamberin tövbesi o gün kabul edildi.’¶ Hazreti Nuh’’un gemisi o gün Cudi Dağına oturdu. İbrahim Peygamber o gün ateşten kurtuldu ve Yakup Peygamber o gün oğlu Yusuf’’a kavuştu. İslami inanca göre; Aşure günü Nuh’’un gemisi Cudi dağına oturunca gemide bulunanlar tufandan kurtuldukları için bir şükran borcu olarak gemide arta kalan çeşitli hububattan bir yemek pişirdiler ve bu her yıl bir şükran geleneği olarak tekrarlandı. Hazırlanan bu yiyeceğin içine zamanla şeker katılmaya başlandı ve adına AŞURE dendi.

AŞURELİK; İçine Aşure konulan cam’’dan yapılmış kap.
Siyasette ise ’“AŞURE PARTİLERİ’” vardır. Bunların tadı yoktur, fakat içinde ne isterseniz vardır. Bu tip partilere kuruluş aşamasında maddi ve manevi destek verenlerin büyük çoğunluğu, partileri başarıya ulaşır ve iktidar olursa, önce kendi alacaklarını tahsil ederler, geriye bir şey kalırsa onu da millete dağıtırlar, tabii ki tekrar oy alabilmek için.
AKP Türkiye’’deki AŞURE PARTİLERİNE en uygun partidir. Kendilerini yetiştiren, AKP’’yi kuranlar, daha gençken ellerinden tutup siyasete sokan Liderleri Erbakan’’ı arkadan vuran bir grup ’“Milli Görüşçü’” bir araya geldiler. Yani AKP aşuresinin dibine öncelikle ’“İHANET’” tozu ektiler. Lider kadro ; Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener ve Bülent Arınç’’tan oluşuyordu. Bunların paraları yoktu, maaşları ile geçinen insanlardı. Tayyip Bey’’in İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasından sonra, Türkiye’’deki şans oyunlarının tüm büyük ikramiyeleri bunlara çıkmış gibi, para harcamaya başladılar. Ankara’’da ve ülkenin her yerinde son derece lüks binalar kiraladılar ve tefriş ettiler. Fakat bu halleri ile seçim kazanmak mümkün değildi. O zaman ’“İhanet’” tozunun üstüne, kursaklarında hala Sn. Demirel’’in ekmeği olanlardan, biraz Köksal Toptan, biraz Ahmet İyimaya, biraz Necati Çetinkaya ve arkadaşlarından oluşan ’“KOLTUKSEVER TOZU’” ilave edildi. Yetmedi, Sayın Mesut Yılmaz’’ın Bakanlarından Murat Başesgioğlu ve arkadaşları ’”BENİ BAKAN YAPAN BAŞBAKANIMI YÜCE DİVANA GÖNDER’” tozu ekildi. Bunların üstüne, ömürleri boyunca Sosyal Demokrat olan ve siyasette Laikliği ve namusu savunan Ertuğrul Günay ve solak arkadaşları ’“ KOLTUKÇULUK SOLCULUKTAN İYİDİR’” tozunu serptiler. En üste de hiçbir şeye karışmayacak, sadece emredilen yere oy verecek ’“PARMAK MİLLETVEKİLLERİ’” tozu atıldı. Bunların talepleri ise, milletvekilliği emekli maaşı ve TOKİ’’den ucuza alınacak İKİ ev ile sınırlı idi. Bunlara Ankara’’da ’“UFAKÇILAR’” dendi. Alın size AŞURE PARTİSİ.
İlk yıllarda işler iyi gitti. Kırmızı plakalara alışıldı, devlette kadrolaşma adım, adım gerçekleştirildi. Hanımefendiler ve çocuklar son model JEEP’’lere binmeye başladılar. Fakat, artan zenginliklerle doğru orantılı olarak ’“YÜCE DİVANLIK’” suçlar işlenmeye ve dosyalar kabarmaya başlayınca, AŞURELİKTE ilk çatlak başladı, ilk olarak ABDÜLLATİF ŞENER kendini Aşurelikten dışarı attı ve kurtulduğu için kurbanlar kestirdi. Şener, sonra öyle laflar söyledi ki, kavgada bile söylenmez! Hatırlayalım; ( Özelleştirme işlemlerinde ’“taraf tutuluyor’”, özelleştirmelerde ’“yönlendirmeler’” oluyor, Sami Ofer, Bahçıvan kılığıyla otelin personel kapısından, Başbakan’’ın odasına çıktı, Başbakan doğruyu söylemiyor, Ofer’’le en az 6 kez görüştü. Emine Hanım GATA’’ya türbanı ile girdi.) Bunların hepsini televizyonlarda dinledik, basında okuduk. Peki tüm bu suçlamalara Başbakan ne tepki verdi?Sadece sustu! Bu suçlamaları görmeyen-duymayan başka kimler vardı?Kendilerine Anayasa tarafından Devleti ve Cumhuriyeti koruma görevi verilmiş olan SAVCILAR!
İkinci ve derin çatlak Cumhurbaşkanı Gül’’den geldi. Hindistan ziyaretinde, ’“Hükümet artık yeni Anayasa yapamaz’” diyen Cumhurbaşkanı, tüm dinci basının saldırısına uğradı. Boğaz’’daki yalısından, beyaz çoraplı Fehmi Koru, göğsünü bu saldırılara siper etti, fakat bir işe yaramadı. Ardından Sayın Gül, ’“siyasetçilerin kötü sözlerini bir hafta yazmayın’” diye basına sansür uygulamaya kalktı. Tayyip Bey’’in Devlet işlerinde devamlı baypas ettiği Cumhurbaşkanı ile bundan böyle ’“haftalık olağan’” toplantıların yapılmaması büyük ihtimaldir. Eğer yapılırsa ’“ses geçirmeyen’” bir odada yapılmalıdır.
Üçüncü çatlak, Bülent Arınç’’tan geldi. Aklı başında hiçbir siyasetçinin yapmayacağı bir davranışa imza atan Bülent Bey, Mecliste Bayan Başkanvekili Güldal Mumcu’’nun odasını bastı. Baskın sonrası konuşmalarında tüm kadın yazarların ve kadın kuruluşlarının nefretini kazandı. Yalancı suikastın hedefi olduğunu ağlaya, ağlaya anlatan Bülent Bey bu konu ile ilgili kimsenin tutuklanmaması yüzünden sinir krizleri geçirmekte olduğu görünüyor. Çok yakın zamanda, Bülent Bey’’in yeni maceralarını beraberce izlemeye devam edeceğiz..
Ekonomik durumdaki bozukluk, işsizlikteki rekor artış, piyasalardaki durgunluk, yolsuzluk iddialarının ayyuka çıkması çatlağı daha da büyüttü.
AKP’’nin ANAYASA MAHKEMESİNİN ’“Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu’” kararıyla mahkûm edilmesinden sonra, özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan haksız, yersiz, ahlak dışı tertiplere girişmesi ’“AŞURELİĞİN’” kırılması sürecini tamamladı ve AŞURELİK KIRILDI.
Bundan sonra hesap verme dönemi geliyor. Bağımsız Türk Yargısı üzerine düşeni elbette yapacak ve Atatürk Türkiye’’sini ortaçağ karanlığına götürmek isteyen bu ’“SECCADE TACİRLERİNDEN’”, yasalar önünde hesap soracaktır. Çoğu gitti azı kaldı.