’“Bir Dönem, Bir Çocuk’” ve ’“Değişim Yılları’”ndan sonra Sayın Altan Öymen’’in yeni çıkan üçüncü kitabı ’“ÖFKELİ YILLAR’”ı da önceki kitapları gibi, bir solukta okudum.’¶
Kitabı okurken zaman zaman, ’“çok fazla CHP gözlüğü takılmış, o dönem boyunca CHP’’nin gerek iç ve dış meselelerde, gerekse ekonomide farklı politikalar üretmemesine rağmen, son derece sert ve hırçın bir muhalefet sergilediği es geçilmiş’” diye içten içe eleştirdiğim anlar oldu.
Ömer İnönü- Kayalıbay davasını uzun uzun anlatan bölümde ise keşke, ’“hakkında açılan yolsuzluk soruşturmasını onur meselesi yaparak, sonradan aklanmasına rağmen intihar eden’” Sayın Celal Bayar’’ın oğlu Refii Bayar’’a da yer verseydi diye düşündüm. Çünkü bu iki olay da bana demokrasi tarihimizdeki iğrenç bir öç almayı, Meclis’’te üç gencin idamı oylanırken ’“üçe üç’” diye bağırarak parmak kaldıranları çağrıştırır.
Bir başka bölümde de soğuk savaş kurbanı ROSENBERG’’lerin idam tarihi ’“21 Haziran’” değil de ’“19 Haziran’” mıydı diye takıldım. Ayrıca benim de çok yakın bir zamanda yaptığım hata, bu kitapta da yapılmış.
O da şu: Rahmetli Adnan Menderes’’in eşinin adının ’“BERRİN’” değil, ’“BERİN’” olması’…
Ama kitabı bitirdikten sonra tüm bu düşünceler kafamdan uçtu gitti.
Geriye; Sayın Altan Öymen’’in o tertemiz, insana konuştuğu dili sevdiren Türkçesi ile çizdiği toplumsal panorama kaldı.
TEVAZU’’NUN ERDEM, GÖSTERİŞİN AYIP, KİBARLIĞIN OLAĞAN sayıldığı bir toplum’…
Evet, bir zamanlar böyle bir toplum yapısına sahiptik. Babalarımızın terfii ve seçilmeleri ile ilgili tebrikleri annelerimiz utanarak kabul ederlerdi, ben ilkokul boyunca ’“baban ne iş yapıyor’” dediklerinde hep ’“Eczacı’” demiş, milletvekili olduğunu söylemenin ayıp olduğunu düşünmüştüm.
Hele hele zenginlikten bahsetmek, daha doğrusu zenginliği belli edecek davranışlarda bulunmak, en hafifinden ’“görgüsüzlük’” kabul edilirdi.
Türkiye’’nin kısıtlı olanakları içinde, bugünkünden çok daha kaliteli bir kültür yaşamımız vardı. Kitap okunur, tiyatro ve konserlere gidilir, spor karşılaşmaları takip edilir, üniversiteli olunca da çaylar başlardı.
Akrabalarımız, dostlarımız, komşularımız ve arkadaşlarımız vardı ve onlarla ilişkilerimiz, bugünkünden daha farklı bir derinliğe sahipti.
’“VEFA’” ve ’“SADAKAT’” ciddi kavramlardı.
Hepsinden önemlisi, toplumun her kesiminde ’“HAYSİYET’” ve ’“ONUR’” en önemli değerdi. O zaman haysiyet ve onur kavramı, töre cinayetleri ile ilişkilendirilemezdi, ama Kızılay yardımı olarak önlük ve ayakkabı alan çocuklar utanır ağlardı, bu yüzden yardımlar gizli olarak yapılmaya başlandı.
Bugün geldiğimiz nokta ise ortada’…
Bedava kadın iç çamaşırı dağıtılıyor, 70’’lik adamlar, 12-13 yaşında erkek çocukları itiş kakış içinde bu çamaşırları kapmaya çalışıyorlar.
Ramazanda belediyelerin fakirler için kurduğu iftar çadırlarına mahalleli hanımlar toplanıp şenlik olsun diye gidiyorlar.
Kültürel yaşantımız ise TV dizileri ve ’“kim kiminle evlenir’” gibi programlardan oluşuyor.
İnsanların birbirlerine davranışlarında saygı ve kibarlığın yeri yok artık. İnsanlar her vesile ile birbirine saldırmaya hazır.
En sıradan bir saygı gösterişi olan ’“küçüklerin büyüklere yer vermesi’” bile tarihe karıştı.
Zengin olmak ve bunu terbiyesizce sergilemek en büyük değer.
Aşırı tüketim ve israf (en dar gelirli kesimde bile) yeni hayat biçimimiz.
Evet, Sn. Altan Öymen’’in o edepli toplum panoraması yok artık.
Son 30 yılda bütün değerlerimiz yok oldu.
Ama son 30 yılda bir başka değişim daha yaşandı, halkımız ’“görünüşte’” fevkalade dindarlaştı, bununla beraber ’“sadaka kültürü’” de toplumun büyük bir kesimine egemen oldu.
Bu paradoks henüz toplum bilimciler tarafından çözümlenemedi.
İngiliz edebiyatında Jane Austen önemli bir yazardır.
Önemi, eserlerinin edebi gücünden ziyade 18. yüzyıl sonu ile 19. yüzyıl başı İngiltere’’sinin toplumsal yaşamını çok iyi bir şekilde yansıtmasıdır.
Sayın Altan Öymen de söz konusu kitapları ile bir devre tanıklık ediyor.
Bu tanıklık önemli; bu eserlerin ileride pek çok tarihçiye kaynakça olacağından eminim.
Ama kişisel görüşüm, bundan 100 yıl sonra bu eserler, genç Türkiye Cumhuriyeti’’nin yozlaşmadan önceki toplumsal görünümü olarak, farklı bir değer kazanacaklardır.
Sayın Altan Öymen’’e teşekkür ve saygı sunuyorum’…