Paylaşım savaşları, soğuk savaş, iki kutuplu dünya....’¶
Yeni dünya düzeni, tek kutuplu dünya ya da küreselleşen dünya..
Yaşadığımız gezegeni hangi kavramlar ile açıklamaya ve adları farklı olan hangi sistemlerle çağırmaya kalkışsak da ’“her yol emperyalizm’”e çıkıyor’…
Sermayenin kendi suretinden yarattığı bir dünyadır yaşadığımız...
Son çeyrek yüzyılda tarihin en büyük sermaye fazlasını ve en geniş proleter kitlesini yaratmaya ant içmiş, işgalci ve sömürgeci neo-liberal orduların kuşattığı Amerikanın arka mahallesidir dünya...
Savaşlar, darbeler, işgaller, ölümcül salgın hastalıklar, kitlesel açlık, etnik kıyımlar, yoksulluk, çevre felaketleri, milyonlarcamızı aynı anda işsizleştirip geleceksizleştiren ekonomik krizler ve küreselleşmiş pazarlara teslim edilen yerel hissedişlerimiz...
Bunların hepsi çocukluğumuzu, topraklarımızı, güçlerimizi, kondularımızı, dilimizi, ekmeğimizi, özgürlüğümüzü ve aşkımızı elimizden almak isteyen hain, suçlu ama cezalandırılmamış bir çetenin birer birer kaleme alınmış dava fezlekesidir’…
Yanlış yola sapmış Türkiye’’nin egemen siyaseti ekonomik, toplumsal ve politik düzlemde sarsıntılar ve çalkantılar yaşamaktadır.
Türkiye, bölgedeki emperyalist işgal ve müdahalenin geçiş yoludur. Türkiye, halklara kan ve gözyaşından başka bir şey vermeyecek Amerikan işgal üstlerini topraklarımızda barındıran borçlu ve bağımlı bir ülkedir. Türkiye, ’“Büyük Ortadoğu Projesi’”ne açılan sınır kapılarının ileri bir karakolu görevi üstlenmiştir. AB patronları ucuz, güvencesiz, esnek iş gücü cenneti olacak Türkiye'ye Avrupa’’nın ’“müstakbel Çin ülkesi’” sıfatıyla demokrasi ve insan hakları pazarlamaktadır...
Çünkü AKP, ABD merkezli geleneksel savaş, petrol ve silah lobisinin yeni Truva atıdır. Ilımlı İslam piyesini sahneye uyarlamak, AKP kurmaylığının yeni ev ödevidir. Liberal ve sözüm ona özgürlükçü maskeyle örtünmüş gericilik; Erbakan’’ın ve Gülen’’in rahle-i tedrisatından geçmiş medrese talebelerini Çankaya’’ya kadar çıkarma gücünü ortaya koymuştur.
Ekonominin yeni patronları; yeni neo-liberal politikaları sermayeden devşirme yöntemlerle halkın aleyhine acımasızca uygulamaya koymuş ve yıllarca emekçilerin mücadele ederek kazandıkları ekonomik ve sosyal kamusal haklar tasfiye edilmeye başlamıştır.
Yeni zamanların liberal partisi AKP’’nin ekonomi politikalarında ilk sırayı özelleştirme almış ve halka ait kamusal değerler, ekonomik işletmeler yabancı sermayeye üç kuruşa satılmıştır. İç yasaları ve sosyal güvenlik sitemi IMF baronlarının ve büyük sermayenin tavsiye ve telkinleriyle hazırlanmış, geniş emekçi kitleleri işsiz, ekmeksiz, güvencesiz ve geleceksiz bırakılmıştır.
Yıkım ve büyük yağma programının mimarı AKP, toplumsal hayatta gerici cemaatçiliği özendirmiş, günbegün yoksullaştırdığı halkı makarna-kömür kampanyalarıyla dilencileştirmiştir.
AKP kendi siyaset okulunda yetiştirdiği fırsatçı ve doymak bilmez maliye bakanı vasıtasıyla Ortadoğu petrol emirlerinin kara parasını İstanbul’’un göbeğinde kurulacak ikiz kulelerde aklayacak ikili anlaşmaları imzalamıştır. Bakan Unakıtan, 2007 yılının ’“En Başarılı Maliye Bakanı’” ödüllünü Avrupa sermaye çevrelerinin elinden almıştır.
İşte buraya kadar anlatılmak istenenler sanırım çok iyi algılanmıştır. Nedense Kemal Unakıtan ismi kulağıma geldiği her anda aklıma 2005 yılında CHP Bornova ilçe de siyaset yaptığım zamanlar aklıma gelir ’‘KEDİYE CİĞER EMANET EDİLMEZ’’ bu afişle tüm Bornova hatta İzmir donatılmıştı. Böyle yürekli davranan zamanın İlçe Başkanı Kerim Özer ve Gençlik Kolları Başkanı Engin Daşdemir sanırım yukarıda yazdıklarımı AKP iktidarının yaptıklarını ve yapacaklarını o zamandan görerek müdahale etmek istemişlerdi. Bir vatandaş olarak daha doğrusu CHP neferleri olarak üstlerine düşenleri yapmak istemişlerdi zaten CHP de siyaset yapanlara da bu yakışırdı.
Şimdi gel gelelim gençlere. Yani bizlere. Bizim yapmamız gerekenlere’… Bizler bu ülkenin onurlu, ülkesi için can vermeye hazır birikimli gençleri olarak emperyalizmin boyunduruğuna girmiş, AKP iktidarına haddini bildirmek ve demokratik bir sistemle hakkımızı, geleceğimizi, atalarımızın onurunu ve ULU ÖNDERİMİZİN emanetlerini korumak ve kollamak, Türkiye’’nin aydınlanma sürecine katkıda bulunmak, bunu yaparken de örgütlülüğü unutmamak zorundayız. Zaman sanki her gün daha çabuk geçiyor ve yapacaklarımız zamana sığmamaya başlıyor. Paylaşım şart oluyor. Paylaşmak tabii ama doğru yerlerde doğru zamanlarda, gün genç kitlelerin hayata sımsıkı bağlanma günüdür. Gün dayanışma günüdür, gün iktidarı sermayeden yana değil, halktan yana olan partiye verme günüdür, gün örgütlülük günüdür. Yolumuz aydın olacak değerli dostlar. Unutmayalım emperyalizm bir gün kendini de sömürecek. Yıllardır siyaset yaptığım CHP’’nin sizlere kapısı sonuna kadar açık. Gelin gerekliliklerimizi yerine getirelim.