Nedim ATİLLA
Hüzün Laleleri…
18 Ekim 2020 Pazar

Güzelim Van Gölü kıyısından birkaç yüz metre açıkta olan küçük bir ada Çapanak Adası. Üzerindeki, asırlar önce kesme taştan haç şeklinde inşa edilmiş görkemli Ktuc (Ktous) Manastırı ve etrafındaki tek tük ağaçla, su üzerinde yüzen bir biblo gibi süslüyor bu muhteşem gölü… Manastırın giriş kapısı üzerine inşa edilmiş olan yüksek çan kulesi, akşam batarken arkasına aldığı kırmızı güneşin önünde, İstanbul’un Süleymaniye Camii minarelerinin akşam batan güneşle yarattığı muhteşem manzarayla yarışa çıkmış gibi… Garabet göl kıyısından zaman zaman bu manzarayı seyreder, birkaç defa ziyaret ettiği bu manastırda evlenmeyi hayal ederdi. Şimdi bu hayali gerçek olacaktı. Marta da nişanlısının bu düşüncesinden heyecanlanmış, bu kilisede evlenmeyi sevinçle kabul etmişti.

Bahar geldi, paskalya coşkusu başladı. Nikah günü küçük bir kalabalık Çapanak Adası’na geçerek manastırın serin ve rutubetli havasında, gelin ve damadın arkasında yerlerini aldılar. Garabet Van Çarşısı’ndaki terziye yeni yaptırdığı urbalarını giymiş, külot pantalonu üzerine körüklü çizmelerini çekmiş ve yelek cebine bir kırmızı karanfil iliştirmişti. Süklüm püklüm bir kaçak olarak gelip akrabalarının yanına sığındığı Van’da artık bir demirci ustası olarak kendine güvenli ve gururlu bir adamdı. Marta ise renkli ama gösterişsiz gelin elbisesi içinde elinde tuttuğu beyaz bir çiçek buketiyle mutlu ama mahzundu. Birkaç yıl önce yaşadığı benzer bir sahneyi şimdi yanında farklı bir adamla tekrar yaşıyor olmak, sanki ayakkabısının ayağını biraz sıkıyor olmasının verdiği rahatsızlık gibi geçiciydi. Ayakkabıya gittikçe alışılması gibi zamanla ortadan kalkacaktı.

Kilisedeki tören, papazın konuşması, okunan dualar ve hep birlikte söylenen ilahilerle dinsel ve geleneksel ritüele uygun olarak icra edildi. Mutlu yüzler gelin ve damadı tebrik ettikten sonra manastırı terk etmeye başladılar. Çapanak Adası’nı kıyıya bağlayan birkaç yüz metrelik, neredeyse su seviyesindeki dar toprak yol bahar aylarında gölün suları biraz yükseldiği için yer yer iyice daralmıştı. Manastırdan çıkanlar bu yolda çamura batmamaya dikkat ederek, kıyıya doğru yürüdüler. Uzaktan bakanlar, sanki deniz üstünde yürüyen tek sıralık uzun bir insan konvoyu gördüler, gördüklerine inanamayıp gözlerini ovuşturdular.

Konvoyu, yarım saat ötedeki Van’a götürecek olan atlı arabalar, kağnılar ve ağaçlara bağlı eyerli atlar kıyıda bekliyordu. Marta’nın olanlara aklı ermeyecek kadar küçük kızı, anneannesi ve Sarkis dedesiyle onların evine gitti. Bir süre daha dede evinde kalacaktı. Yeni gelin ve damat demir atölyesinin bitişiğindeki tek göz evlerine yalnız uğurlandılar.

Küçük evlerinin yanar bırakılmış sobayla ısınmış sıcacık odasında yalnız kaldıklarında Garabet, karısının duvağını gözlerinin içine sevgiyle bakarak açtı. Cebinden ipek mendile sarılı altın bir bilezik çıkardı. Düğün öncesi Van'daki Ermeni ustalara sipariş edip yaptırdığı çok özel telkâri bilezik, her kadının aklını başından alacak güzellikteydi. Garabet bileziği karısının bileğine takarken, Marta mutluluktan uçtu. Yatmadan önce, Marta’nın annesinin un ve irmik kavurarak yaptığı yaptığı ve yeni evlilerin dolabına koymuş olduğu Havdiz helvasından yediler.

***

Birçok din ve kültür için hüznün sembolü kabul edilmiş, efsanelere konu olan “ters laleleri” Nisan-Mayıs aylarında Van, Gevaş, Doğu Beyazıt, Iğdır, Kars, Çıldır, Hasankale, Erzurum ve Aşkale’de gördüm bugüne kadar.

Ters lale, Anadolu coğrafyasına ait endemik bir tür. Hristiyan efsanelerinde Hz.İsa’nın çarmıha gerilişine şahit olan  Meryem Ana’nın gözyaşlarının düştüğü yerde Ters Lale yetişmeye başlamış…. İslam söylencelerine göre; Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Kerbela’da katledilişlerinden dolayı Ters Lale’nin boynu bükük, rengi kırmızıdır. Birbirlerine kavuşamayan nice Ferhat ve Şirin benzeri aşıkların da çiçeği yine bu hüzün laleleridir.

“Hüzün Laleleri” 1000 metre rakımdan daha aşağıda yaşamaz. Tanık olduğu büyük acıları özetler aslında.

***

Hüzün Laleleri, değerli üstadım Osman Bahadır’ın kısa bir önce okurla buluşan kitabı. (Yakın Kitabevi) Kitabı geçen hafta bitirdim ama sindirmesi epey vakit aldı. Her sayfasında, her bölümünde kitabın adını hissetmek mümkün…Hüzün dolu bir kitap bu.

Dönüp bir daha taradım, hikayesi anlatılan insanların az da olsa mutlu ânı yok mu dedim. Elbette kitapta umutlu ve mutlu anlar da var… Sizinle paylaştığım bölüm bunlardan biri.

Köşemizin sürekli okurları bilirler, Anadolu’nun coğrafi kaderidir Göç… Ve bu kaderi ben de sık sık dile getirmeye çalışırım yazılarımda. Bakın hâlâ gözlerimizin önünde büyük trajedi devam ediyor. Göçe zorlanan insanlar yurtlarını hâlâ terk ediyor, yaşamlarını kaybediyorlar, yaşamayı başaranlar ise kalpleri kırık olsa da umutlarını yeni yerlere, başka diyarlara taşıyorlar.

Hüzün Laleleri bir göç ve umut hikayesi. Ekim Devrimi'nden sonra İstanbul'a göç eden Moskovalı Boris (Aziz) ile 1915 Olaylarından sonra devrin hükümeti tarafından göç ettirilen Ermenilerden Ani ve kızı Elis'in İstanbul'da sonlanan yeni yaşam ara­yışları ... Olağanüstü tesadüflerle kesişen yollar, umulmadık biçimde yeniden birleşen yaşamlar, ayrılıklar, acılar, ölümler ...

Geçenlerde bir yemekte Osman Bahadır üstatla beraberdik. Kitabından kısaca söz etti bizlere… Bu roman bir tarih belgesi değil. Anlatılan tarihlerde yaşanan gerçek olaylardan esinlenerek kurgulanmış. Roman kahramanları­nın bir kısmı romanda anlatılanları bizzat yaşamış ve hafızalarında kalanları zaman içerisinde çevreleriyle paylaşmışlar. Dolayısıyla roman kurgusu içinde gerçekler. Gerçeklik ile kurgu, okuyucunun bilgisi ve hayal gücüyle anlam kazanıyor kitapta.

Kutlarım.

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Ercan Bahadir 22 Ekim 2020 Perşembe 11:37

ustadim kitabin iceriyini cok kisa harika ozetlemis uzerine yorum yapamam ben Osman kardesimi bir ker daha kutluyor edebiyat dunyasina adimini sevinerek gurur duyarak izliyorum kalemine saglik

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Askıda ekmek, askıda demokrasi!
Hanzade ÜNUZ
Hanzade ÜNUZ
Kılçıksız siyaset
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Bekir Coşkun’un ardından…
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Bu saatten sonra ‘doğru maske’ nasıl olmalı komedisi!
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Lezzet bizim 2700 yıllık işimiz...
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Dünyanın geleceğini planlamak?
Oya DEMİR
Oya DEMİR
Sivil toplum ve kriz
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Din üzerine konuşmak
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
Alaçatı’da hoş bir mekan
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İzmir-İN
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva