Engin ÖNEN
Eylül’de bir gün
12 Eylül 2019 Perşembe

12 Eylül bir dönemin adıydı…

Darbe başlangıcı bir gündü ama süreç yıllar aldı. Üzerinden çok yıllar geçti. Baskıcı yönetimler bitmedi elbet. Ama her dönemi kendi içinde de değerlendirmek gerek belki… Kıyaslama yapmadan, o zamanın şartları içinde…

Darbe olduğunda köydeydim. Henüz üniversiteye başlamamıştım. Ama siyasi hareketler içindeydim. Köyde de bu faaliyetleri sürdürüyor ve hatta o zamanın tabiri ile “elebaşı” olarak da görülüyordum. Bazen eylemler yapardık devrimci düşüncelerimizi yaymak için. Duvarlara yazı yazmak ya da direklere afiş yapıştırmak vb. Urla’da yatılı okurken, lise yıllarında başlamıştık bu eylemlere, köyde de devam ediyorduk. Ben elebaşı göründüğüm için arada taktik uygulardık. Işık Kaya, “Sen kahvede görün biz Ali Aydın ile gidelim” diyordu mesela. (Onları da buradan ihbar etmiş olayım.) Öyle de oluyordu. Ama tabi sorumluluğundan kurtulamıyordum…

Sabah köyde tartışmalar, tepkiler, muhtar badana yaptırıyordu duvarları tekrar vb. Babam sert tepki gösteriyor, annem çok üzülüyordu, başıma bir şey gelecek diye… Darbenin sıcak günlerinde sık sık köye jandarma baskını olurdu. Kahvede kimlik kontrolü, üst arama vb. Jandarmalar Ildırı karakolundan gelirlerdi. Sokakları tutar, başçavuş kahveye girer, bağırır, çağırırdı. Bazen konuşmasını köylüler önemsemeyince de daha da sinirlenir, TV’de millete seslenen “Netekim Paşa”ya kulak vermelerini isterdi…

Bir akşam kahvede arkadaşlarla afiş ve bildiri hazırlığındayız. Kahve ocağının orada Vedat ile sohbetteyim. Ocağa o bakıyor o sıralar. Ne yapacağımızı planlıyoruz. Dışarıdan telaşlı bir ses duyuldu. “Baskın var, baskın var…” Eyvah dedim, bu defa hapı yuttuk. Kucağımda, en azından beni beş yıl kodese gönderecek malzeme var. Bildiri veya afişle yakalandın mı, örgüt üyeliğinden içeridesin. Başka bir vukuat yoksa beş yıl otomatik ceza…

Gürültü ile kapıyı açıp, “Kıpırdamayın, ayağa kalkın” diye bağırıyor jandarmalar. Bir kısmı da dışarıyı tutmuş. Elimdeki bildirileri arkamda, çay ocağında oturduğum sedirin arkasına bırakıverdim. Bizi de kahvenin ortasına doğru çıkardılar. Her yeri didik didik arıyorlar. Vedat ile göz göze geldik. “Ne yapacağız?” diye… Çaresiz üstlenecektim. Çay paketlerini bile açtılar. Yine başçavuş nutkunu atıp çıktı. Müthiş bir mucize yaşanmıştı…

Kahvedeki sağ görüşlü bazı kişiler (ki bazıları yakın akrabam) bu durumdan memnun olmamışlardı. Yakalanmamı ummuşlardı. Sonra, nasıl oldu diye anlamaya çalıştık Vedat ile. Ama yüreğimizde yağ falan kalmamıştı tabi… Bir süre çaktırmadan ve sakin durduk. Sonra sedirin arkasına baktım... Dikeyine bir karton var. Meğer bizim bildiriler onun arkasına düşmüş. Jandarma sedirin altına bakınca o kartonu görüyor ama bildirileri görmüyor. Belki basit bir hikaye gibi gelebilir o dönemi yaşamayan gençlere ama o bildiriyi alıp merak edip okuduğu için veya içine tuz koyup öğrenci evinde kullandığı için hapse girenler az değildi. O zaman karakol komutanı olan başçavuşa köylüler ağzının fiziki yapısından dolayı “yılık / yamuk ağızlı” adını takmışlardı. Köylüleri bezdiren tavırları vardı. Bazen saati geçtiği gerekçesiyle, açık yakaladığı için kahveleri mühürlüyordu 3 gün mesela. Köylüler ve bilhassa erkekler için bu, büyük zulümdü…

Her köyde batıl inançlar vardır bilirsiniz. Bizde de çoktu. Çocukken bize öğretilen batıl inançlardan biri, küllüğe işeyeni şeytanın çarpacağı yönünde bir inançtı. Küllük dediğimiz şey, sigara küllüğü değil, her evde soba ve ocak yandığı için, onlardan çıkan küllerin döküldüğü yerdi. Bunu hepimiz bilirdik. Yine 12 Eylül dönemi… Bir bayram günü... Bayramda köy kalabalık olur. İzmir’deki akrabalar, büyükleri ve yakınları ile bayramlaşmaya gelir. Köydeki lakabı Facık Üsen (Ufak Hüseyin yani) olan bir abimiz vardı. Belki de cüssesinden dolayı o lakabı verdiler. Çünkü Koca Üsen yaşça ondan küçüktü. Facık Üsen abi Kemeraltı’nda çerez fırını işletirdi. İçkiyi de seven biri. Aynı zamanda ciddi bir tavırla sürekli espri yapardı. Bayram akşamı, biraz da kafa dumanlı geldi kahveye. O zaman bira içiliyor kahvelerde. Bira içmeye devam ediyoruz. Saat ilerlediği için kahveci tedirgin:

“Beyler hadi toparlanalım. Saat geç oldu. Şimdi Yılık Ağızlı gelir. Yine kapatmasın kahveyi…”

Hüseyin abi işin ciddiyetini bir türlü anlamıyor. Kafası da dumanlı olduğu için bu uyarı onu ikna etmiyor. Kahveci tekrar, “Üsen abi kapatacağız. Yılık Ağızlı gelirse mühürler yine kahveyi.”

Hüseyin abi ısrarlı. “Ya gelsin Yılık Ağızlı; ne olur, ben onu küllüğe işetirim ağzı düzelir…”

Halen ağzı yüzü düzgün bir rejime hasret içinde yaşayıp gidiyoruz!

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Güç oyunları başlıyor!
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Biz başaracağız!
Işıl Öztürk BULUT
Işıl Öztürk BULUT
Bir teşekkür yazısıdır…
Hanzade ÜNUZ
Hanzade ÜNUZ
Şimdi İzmir’de olmak vardı...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Netameli meseleleri konuşmak...
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Kadınlar ölmesin
Fatih YAPAR
Fatih YAPAR
Yeni parti ve gözde isimler!
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Doğru bilime mi para yatıracaksınız yoksa bilime saldıracak mısınız?
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
İzmir-İN
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Sosyal sözleşme
ÇOK OKUNANLAR
SPOR CAFE
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva