Ümit YALDIZ
Tıpkısının aynısı
14 Haziran 2019 Cuma

Önceki yazılarımdan birkaçında 23 Haziran’da tekrar edilen İstanbul seçimlerindeki taktiğin 7 Haziran-1 Kasım döngüsüne çok benzediğini ifade etmiştim.  Her şey aynıydı.

Benzerliği bozan tek şey Erdoğan’ın sahneden inmeye niyetinin olmamasıydı. Keza Cumhurbaşkanı’nın İstanbul’un 39 ilçesinde miting yapacağı açıklanmıştı. Bugün görüyoruz ve anlıyoruz ki Erdoğan, İstanbul seçimleri için sahneyi Binali Yıldırım’a bırakacak.

Tıpkı 1 Kasım’da Ahmet Davutoğlu’na bıraktığı gibi…

Gelelim her iki sürecin benzerliklerine:

7 Haziran 2015’te AK Parti tarihi bir yenilgi almıştı. 400 vekil bekleyen Erdoğan yüzde 40,8’e düşerek 3 Kasım 2002’den itibaren sürdürdüğü tek başına iktidarını kaybetmişti. TBMM’deki sandalye sayısı itibariyle de muhalefette kalmıştı.

7 Haziran Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olarak seçim çalışmalarında çok aktif olduğu bir seçimdi. Çok partili yaşamımızda belki de bir parti lehine alenen seçim çalışması yapan ilk cumhurbaşkanıydı Erdoğan. İki koldan çalışılıyordu. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Davutoğlu ayrı, Erdoğan ayrı bir çalışma yürütüyordu. Her ilde iki miting yapılıyordu. Erdoğan’ın mitingleri daha çok resmi açılışın kisvesi altında gerçekleşse de sonuçta 7 Haziran’da AK Parti adına son sözü söyleyen isim Erdoğan’dı.

31 Mart’ta da AK Parti ağır bir yenilgi aldı. Oransal olarak oylarını korusa da çeyrek asırdır elinde tuttuğu İstanbul, Ankara gibi kentleri kaybetti. Diğer kalelerinde de çok sayıda ilçeyi muhalefet bloğuna teslim etti. Hem AK Parti Genel Başkanı hem de Cumhurbaşkanı gömleğini birlikte giyen Erdoğan, tıpkı 7 Haziran sürecinde olduğu gibi yerel seçimlerde sahneden bir an olsun inmedi.
Çok partili dönemde bir yerel seçimde, bir parti lehine açık çalışma yürüten ilk cumhurbaşkanı da Erdoğan oldu.

Aylarca süren kampanya dönemi boyunca il il dolaşarak hem partisinin adaylarına destek oldu hem de rakiplerin belediye başkan adayları aleyhinde konuştu.

7 Haziran’dan sonra partiler arasında süren uzun ‘istikşafi’ görüşmeler sonucu hükümet kurul(a)mamıştı. Ana muhalefet liderine hükümeti kurma görevini yetkisine dayanarak vermeyen Cumhurbaşkanı, Davutoğlu’na seçim hükümeti kurdurarak erken seçim kararı vermişti.
31 Mart’tan sonra ‘uzun’ süre yeniden sayılan İstanbul sandıklarından sadece 18 günlük başkan çıktı. YSK anlaşılması hukuken zor bir karara imza atarak, 23 Haziran’da seçimleri yenileme kararı aldı.

Ve bir önemli benzerlik daha…

7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki seçmen gündemi tamamen değişmişti. 7 Haziran’a gidilirken ülke ‘sistem değişikliğini’ konuşuyor, bir nevi ‘başkanlık sistemi’ için erken bir oylamanın getireceği sonuçları endişeyle izliyordu. “Ver 400 vekili.. Al başkanlığı” söylemi 1 Kasım’a giderken yerini derin güvenlik ve ekonomi temelli endişelere bırakmıştı.

Dolmabahçe Sarayı’nda dönemin başbakan yardımcıları ile HDP kurmayları arasında imzalanan ’10 maddelik açılım anlaşması’ Erdoğan tarafından yırtılmış,  PKK ile yürütülen çatışmasızlık süreci sona ermiş, ‘barış döneminde’ yerleştirilen bombaların fünyeleri patlatılmış, al bayrağa sarılı şehit cenazeleri yeniden yumrukların sıkılmasına, milliyetçileri konsolide etmeye başlamıştı.

Öte yandan Davutoğlu başkanlığında kurulan azınlık hükümeti, 2001 ve öncesinden baki ‘koalisyon korkusunu’ yeniden hortlatmış, ülkenin içinde bulunduğu siyasi belirsizliğin kısa dönemde ekonomiye etkisi sokakta, iş dünyasında ziyadesiyle hissedilmeye başlanmıştı.

Sanki sihirli bir el devreye girmiş ve 6-7 ay içinde seçmene iki farklı iklimi çok şiddetli şekilde yaşatmıştı. Haziran öncesi başkanlık sistemi endişesiyle AK Parti’yi tek başına iktidardan eden seçmen, Kasım’a giderken kendi derdine düşmüştü. Ekonomik istikrar için siyasi istikrarı seçmişti.

Ve önemli bir benzerlik daha…

7 Haziran’da “Yaparsa AK Parti yapar” sloganıyla o güne dek ülkeye kazandırdığı eserleri sergileyen AK Parti, CHP’nin seçmene vaat ettiği “Asgari ücret, emekliye ikramiye gibi…” vaatleri uçuk buluyor ve eleştiriyordu. Ancak 1 Kasım’a giderken Kılıçdaroğlu’nun vaatlerinin neredeyse aynısını rakamsal anlamda güncelleyerek seçmenin karşısına çıkaracaklardı. Asgari ücreti 1600 TL’ye çıkaran ve emeklilere iki bayramda ikramiye kazandıran süreç bu şekilde gelişmişti.

31 Mart’ta suda ve ulaşımda indirim vaat eden, yoksula nakdi yardım sözü veren Ekrem İmamoğlu’nu ‘Kimin parasını kime veriyorsun’ diye fırçalayan Erdoğan’ın partisi 23 Haziran’da tıpkı 1 Kasım sürecinde olduğu gibi ‘suda, ulaşımda indirim ve sosyal yardım vaatleriyle’rakibinin silahını yeniden kuşanmış görünüyor.

Ve en önemli benzerlik…

31 Mart öncesinde tüm kenti, medya organlarını Erdoğan’ın fotoğrafları, afişleri süslerken, 23 Haziran’a giderken bu platformlarda Binali Yıldırım’ın yer aldığını görüyoruz. Erdoğan tıpkı 7 Haziran’dan sonra sahneyi Davutoğlu’na bıraktığı gibi bu kez İstanbul er meydanını Yıldırım’a terk etti.

Erdoğan’ın sürece müdahalesi hem siyasi kutuplaşmanın dozunu artırıyor hem de son 5 yıldaki yüksek dozda milliyetçi politikalar ve kurduğu ittifak sebebiyle Kürt kökenli seçmeni AK Parti’den uzaklaştırıyordu. 7 Haziran sonrasında açılım anlaşmasını rafa kaldıran AK Parti’nin İstanbul özelinde bu kez tam tersi bir manevra yaptığı aşikâr. Keza mezara kadar denilen Cumhur İttifakı’nın tepkisine rağmen Yıldırım’ın Kürdistan çıkışı, hükümetin terörist başı Apo’ya yönelik adımları ve verilen mesajların anlamı buydu. Dün Beka diye bir sorun vardı oysa.

Kuşkusuz son taktiksel hamleler düne kadar İmamoğlu-Erdoğan arasında geçtiği düşünülen İstanbul seçimini asıl düzlemine oturttu.31 Mart öncesinde AK Parti ve Cumhur ittifakı cephesinde “Beka diye bir sorun yoktur” diyen, diyebilen tek isim olan Binali Yıldırım belirgin şekilde öne çıktı.

Peki, yarışın Binali Yıldırım-Ekrem İmamoğlu düzlemine oturtulmasındaki gaye nedir?

Başından bu yana olması gereken buydu. Ancak yarışın Erdoğan-İmamoğlu arasında geçtiği algısı İstanbul Adayı İmamoğlu’nu yüceltiyordu. Dahası onu sıradan bir büyükşehir adayından cumhurbaşkanının rakibine dönüştürüyordu. Sanıyorum Erdoğan siyaseten yaptığı bu hatayı geç de olsa fark etti.

Diğer taraftan bıçak sırtı bu seçimin kaybedilmesi de ihtimal dahilinde… İstanbul seçimi herkes için üç ihtimalli bir maç… Olası bir kayıp senaryosunda seçimi Erdoğan kaybetmiş olacaktı.  Bu da çok daha başka sonuçlar doğurabilirdi. Hükümete yönelik bir güvenoyu sorunundan erken seçime kadar…

Erdoğan’ın sahneden usulca çekilmesi, 7 Haziran-1 Kasım döngüsünü hatırlatan tamamen taktiksel bir geri çekilmeden başka bir şey değildir yani.

Peki, işe yarar mı?

Yani Erdoğan’ın sahneden çekilmesi İstanbul’da yerleşen algıyı değiştirmeye yeter mi?

Emin değilim. Çünkü öylesine kutuplaşan bir toplumda birkaç taktiksel hamleyle hem de bu denli kısa sürede sonuç almak çok da kolay olmasa gerek. Erdoğan yerel seçim sahnesini başından itibaren adaylara bırakıp bugün yapmaya çalıştığı gibi ülke ve ekonomi yönetimine ağırlık verse, eminim hem İstanbul’da hem Ankara’da çok daha iyi sonuçlar alabilirdi. Düne kadar İstanbul’un adayı Erdoğan mı yoksa Yıldırım mı belli değildi.

En azından bugün bu tablo biraz daha netleşti.

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 10 yorum var, 10 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Gani Dardan 16 Haziran 2019 Pazar 10:11

Murat bakan devlet başkanı olsun bu ülkeye yatırımlar gelsin

Yorumu oyla      0      0  
bulmaca 14 Haziran 2019 Cuma 23:50

Ibb'nin butun ihalelerini alan 5 insaat sirketi ki bunlari televizyo kanallari var koro halinde yayin yapiyorlar, Okculuk vakfi, Turgev, Tugva mahdumun vakiflari, kizin vakiflari, dunur ve damat baglantili isler, cemaatler hepsinin derdi sevap kazanmak.Tek istegimiz secim sonucunda secilen baskan yillardir denetlenmeyen belediyeyi Mulkiye Mufettislerine denetlettirsin.

Yorumu oyla      1      0  
Alen35 14 Haziran 2019 Cuma 22:33

Trollerin uğrayamadıgı haberlerden biri daha. tebrikler ümit bey çok güzel bir yazı olmuş.

Yorumu oyla      1      0  
Okuyucu 14 Haziran 2019 Cuma 13:54

Ümit Yaldız bey- her yazınız doyurucu.

Yorumu oyla      4      0  
REMZİ 14 Haziran 2019 Cuma 13:53

İzmir milletvekili Binali Yıldırım İstanbul aşığı çıktı. Başbakan olarak atanınca izmirli başbakan diye afişleri yapılmıştı. kazanırsa istanbulun izmirli başkanı mı olacak şimdi.

Yorumu oyla      4      1  
Seçim sonucu 14 Haziran 2019 Cuma 13:45

Binali Bey seçimi kazanamazsa sessiz sedasız kenara çekileceğini kimse düşünmesin. TBMM başkanı iken aday gösterenler bunun sonucuna razı olacaklardır. Ben yaptım oldu artık revaçta değil

Yorumu oyla      2      1  
Bitti 14 Haziran 2019 Cuma 13:39

Gideri astronomik Beştepe, vıp jumbo jet, 330 odalı Marmarise yazlık saray, ramazanda iftar yemeği vermek sevaptır ama ben çorbayı zor bulurken verdiğim vergilerle ultralüks iftar yemekleri. Çocukların vakıfları ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ilişkileri ortada. 19 yıldır dava dedim ama ben işsizlik-enflasyon-hayat pahalılığı ile uğraşıyorum. Belki bazıları unutmuştur ama israf dinimizde hala haramdır. Neyin bekası neyin davası? Bitti

Yorumu oyla      4      0  
Sonuca etki 14 Haziran 2019 Cuma 13:33

Sonuca etki edecek kesim: bugüne kadar dava diye Ak Partiye destek veren ancak hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlikle mücadele edemeyen buna karşılık kışlık külliyenin astronomik giderleri, vıp jumbo jet, ultralüks Marmarise yazlık külliye yapımı, mübarek ramazan ayında sofrasında çorbayı zor bulup pide alamayan insanlar ama her akşam milletin verdiği vergiyle ödenen lüks iftar yemekleri, mahdumların üzerinde Türk Bayrağı olmayan gemileri ve Binali beyin İbb aday gösterilmesini sinderemeyen çok büyük topluluklar var.İbb ile Vakıfların ki bu vakıflar çocukların. Kısaca insanlar bazı nedenlerle sesini çıkartmıyor ama ibre Saadet Partisi adayı ve İmamoğluna kaydı. Bunu toparlamak çok zor. Milletin cebi ve mutfağı boş.

Yorumu oyla      2      0  
HAKAN YAVUZ 14 Haziran 2019 Cuma 13:30

SEÇMENLER BİNALİ CEPHESİNDE TAKTİK ÜSTÜNE TAKTİK İZLERKEN İMAMOĞLUNDA TAKTİK MAKTİK YOK. BAM BAM BAM!

Yorumu oyla      1      0  
Gürkan 14 Haziran 2019 Cuma 13:08

Anketler herhalde kötü geliyor ki İmamoğlu 'na sürekli saldırı var. Bir yandan havuz medyası, diğer taraftan da troller sürekli sosyal medyada İmamoğlu şunu yaptı, şunu dedi, amcası, kol saati, yalancı, valiye bilmem ne dedi vb. şeylerle saldırıyorlar. Hayır bunları diyenlerin derdi de belli ama inanan da çıkıyor.

Yorumu oyla      2      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Piyasa karıştı!
Tayfun MARO
Tayfun MARO
İzmir’in muhalifliği
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Toprak Ana Günleri’nden kalanlar
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Başın öne eğilmesin adı güzel Kadifekale!
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Konuşursam…
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Aslında mutabakat oluştu!
Kemal ARI
Kemal ARI
Adalar karışacak hazırlıklı olalım!
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Son 10 yılda başörtülü genç nesil azalmış!
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Suriye’deydim, Türkmeneli’nde…
Ahmet Aydın AKANSU
Ahmet Aydın AKANSU
Neden ‘Uluslararası Dağlar Günü’ kutlanıyor?
ÇOK OKUNANLAR
SPOR CAFE
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva