Dr. Berna BRIDGE
Boşanan aileler: Aldatmak
24 Mart 2018 Cumartesi

İki haftadır boşanan aileler üzerine yazıyorum, boşanma konusu uzun, çok yönlü ve toplumsal bir konu. Eşler arası aldatmaya geçmeden “Aldatma” konseptinin üzerinde durmak istiyorum…

Ne zaman başlar aldatma yaşamımızda? Önce çocukken birçok anne çocuğunu aldatır, Ağzına bir lokma koymak için gereksizce “Aaa bak kuş geçiyor”. Düştüğünde “Öptüm, geçti” misali… Çocuk aldanır mı? Kuş uçmadığını görür, annesi öptüğünde acının geçmediğini fark eder ve o andan itibaren annesine tam güvenmemeye başlar. Ayrıca, aldatmanın kabul edilir olduğu kafasına yerleşir. Zamanla o da annesini aldatmaya başlar. “Ben kırmadım” der, bardağı düşürüp kırdığında…

“Okuldaydım” der ergenliğinde okuldan kaçtığında… Kopya çektiğinde öğretmenine “Çekmedim” der. Annesinden küçücük yaşta öğrendiği aldatma konusunda uzmanlaşmaya başlamıştır… Aslında, gerçekte aldattığı kimdir? Kopya çektiği için o dersi öğrenememek öğretmene mi zarar verdi, kendisine mi? Annesini aldatarak annesi ile dürüst, yakın ilişki kuramamak, dik durup hatasını üstlenememek onu zayıf karakterli mi yaptı, güçlü karakterli mi? 

Sonra işyerinde aldatmaya başlar. Arkadaşı iyi bir iş yaptığında patrona kendisinin yaptığını söyler, aferin alır aldatmasının karşılığında. Bir hata yaptığında arkadaşının üstüne atar, yine aldatarak kazanır… Ancak, bu arada arkadaşının güvenini, dostluğunu kaybeder, en önemlisi korkak, ikiyüzlü duruşu ile onurunu kaybeder…

Şimdi bu kadar aldatma (ve kaybetme) kültürü ile büyümüş bir çocuğun evlendiği zaman aldatmamasını beklemek ne kadar gerçekçi? Flört ederken sağa, sola söylediği yalanlar aslında bir işarettir ama gönül ferman dinlemez, bu ayrıntı o gençlik günlerinde fark edilmez... Ancak, huylu huyundan vaz geçmez, eşini de aldatır… Kim kaybeder? Aldatan eşini kaybeder…

Bir de aşırı aldatma/kaybetme kültürü içinde büyümediği, çok zayıf karakterli olmadığı halde sonradan eşlerini aldatanlar var. Burada, bir ilişki sağlam temellere oturarak başladıysa, içi doluyorsa, yani eşler fikren, zeka, yaş, tecrübe, entelektüel birikim, eğitim, sosyo-kültürel eşitlik, duygusal doyum (sevgi, saygı), sorumluluk varsa, gözleri başkasını aramaz, aldatma söz konusu olmaz. Bir tarafı boş kalan ilişkide eş, o boş tarafı doyurmak için çevresindeki diğer kişileri fark etmeye, onlara ilgi duymaya ve sonuçta aldatmaya başlar. Burada da, kaybetmenin asıl nedeni, eş seçerken dengini seçmemiş olmasıdır…

Günümüzde bazı evlilikler de bir iş anlaşmasına dönüşmeye başladı. Yaşı ilerleyip saçları ağaran erkekler maddi birikimleriyle hem sosyal, hem ekonomik olarak daha yüksek bir “satın alabilme” potansiyeline sahip oluyor.  Gösteriş yapmaya gereksinme duyan bir kısım erkek nasıl eski, daha ekonomik otomobilini daha pahalı bir otomobil, mütevazi evini daha lüks bir evle değiştirebiliyorsa, saçları ağarmış karısını da daha genç; o ev, bir yurt dışı seyahat veya otomobil uğruna yaşıtı genç erkekten vaz geçecek daha alt sosyal veya ekonomik gruptan biriyle değiştirmeyi düşünebiliyor.

Yaşlı doktor kendisinden 20 yaş genç hemşiresiyle, yaşlı işadamı kendisinden 15 yaş genç sekreteriyle evlenebiliyor, daha somut bir ifadeyle. Bu bir iş sözleşmesi, bir ticaret anlaşması aslında, gerçekçi gözle bakıldığında. Genç kadın gençliğiyle ev ve otomobili satın alırken, yaşlı erkek de malı veya toplumsal satütsüyle genç kadını satın alabiliyor. Aldatmaya ve erkeğe ayrıcalık tanımaya çok alışmış toplum bunu yadırgamıyor ama bir süre sonra genç kadın doğal olarak genç bir erkek özlemiyle yaşlı kocasını genç erkekle aldatmaya başlıyor, Aşk-ı memnu veya Anna Karenina misali. Kısacası, bu ticaret anlaşması da kimseye mutluluk getirmiyor, herkes aslında diğerlerinden önce kendini aldatıyor…

Sanırım işe çocuklarımızı küçük bahanelerle aldatmaktan vaz geçmekle başlamak gerek… kendimizi kandırmak istemiyorsak…          

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Küresel veya ülkesel
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
El verirseniz hepsi iyileşecek
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
Atatürk modern Türkiye Cumhuriyeti’nin vizyonu ve kuruluşunu nasıl tasarladı?
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Cumhuriyetçi demokrasi için…
Serdar DEĞİRMENCİ
Serdar DEĞİRMENCİ
Cumhuriyet ve Atatürk
Oya DEMİR
Oya DEMİR
Biz bu Cumhuriyet'e aşığız
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
‘Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’
Kemal ARI
Kemal ARI
Cumhuriyet onurumuzdur!
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Machiavelli’yi yaşatmak!
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Turizmde büyük dayanışma
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva