Kemal ARI
Atatürk ve Geometri Kitabı…
26 Kasım 2022 Cumartesi

Buyrun, buradan başlayalım:

“Müselles-i mütesaviyül adla”... 

Herkes belleğini zorlasın; anlamı ne?

Yanıt veremediniz mi?

Yeni bir tanesini soralım:

“Zaviyetan-ı mütekabiletan-ı dahiletan”

Aaa!

Gene anlamadınız mı?

Pekela, yeni terimleri soralım; bunlar bizi kesmedi:

Örneğin; “Müselles kaimüz zaviye, Zûerbaatül adla, Zaviyatanı mütevafikatan…”

Kuşkum yok, gene anlamadınız.

Şimdi bir düş kuralım:

Çocuğunuz sabahleyin kalksın, kahvaltısını yapsın; körpe beyni ve her şeyi algılamaya can atan zekasıyla yollara dökülsün; okuluna gitsin…

Burada derhal, yüz yıl öncesine atlayalım; düş bu ya! Onu, çatık kaşlarıyla bir karış sakalı, başında sarığı, mintanı, şalvarı ile bir muallim karşılasın. Sonra çocuğunuz, öteki çocuklar gibi yere diz çökerek otursunlar. Önlerinde birer rahle… Anlamadınızsa söyleyelim; rahle, yani okumak için üzerine kitap konulan çapraz tahtadan alet… Ve muallim, müderris, molla; her ne ise, alsa eline uzun bir çubuk ve çocukların başlarına dokunarak; onlara bu terimlerle sözüm ona geometri ya da matematik dersi anlatmaya çalışsa!

Burada hemen bir parantez açalım:

Eğer tarihimiz açısından bakıyorsak; bu sakallı ve sarıklı molla, matematik; eski adı ile “riyaziye” dersi verecek konuma gelmişse, demek ki bu aşamada bile büyük bir devrim gerçekleştirilmiştir. Çünkü bir elli yıl daha öncesine giderseniz; orada riyaziye dersinin de olmadığını; bilim adına ancak dini bilgilerin okutulduğunu göreceksiniz çünkü…

Neyse geçelim…

Yirminci yüzyılın başlarında, hatta cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda, ana kucağından kalkıp, mektebe koşan bu Türk çocukları, matematik gibi bir çağdaş ve bilimsel eğitimin temelinde yer alan bir bilim alanında, bu kavramlarla matematiği nasıl anlayacak, içselleştirecek ve onun önemine kavrayacak? Ana kucağında ise hiç işlenmemiş, bilim yapılmamış, kaba bir Türkçe ile dimağı yoğrulmuş; beden ve ruh biçimlendirmesi buna göre yapılmış; şimdi gitmiş mektebe, Arapça’nın en ağır ağdalı bu terimleriyle matematiği anlayacak ve sonra da çağı yakalayacak ha!

Hani kimi günümüz softaları ya da molla kafalıları var; Agop Dilaçar gibi bir dil dehasını, Atatürk’ün dil devrimini gerçekleştirmesinde “akıl hocası” diye eleştirdikleri ve küçümsemeye çalıştıkları bu dahi kişinin, etnik kimliği üzerinden giderek, olayın önemini küçümsemeye çalışırlar…

Dilaçar’ı eleştirileri bile, onun “Ermeni” kimliği üzerinden küçük görme duygusu ile yapılıyor.

Bu bize kimi şeyler çağrıştırmıyor mu?

Atatürk’ün ve onun ortaya koyduğu çağdaşlaşma ideolojisinin temelinde, bugün pek çok kişinin savının tersine, ırkçılık olmadığını; hangi kökten, soydan, ırktan, kabileden gelirse gelsin, herkesi ulus kimliğinde buluşturan bir anlayış olduğunu ve bu ulus bireylerinin ulusun en değerli varlıkları olarak görüldüğünü…

Evet, evet; aynen öyle…

Agop Dilaçar Ermeni ama bu ulusun, en değerli bilim insanlarından biri… Kökeni Ermeni olmasına karşın, Türk Ulusu’nun çok değerli bir varlığı ve beyni…

Lütfen sözüm ona Türkiye’nin Dil Devrimi’ni küçümseyenlerin kendi kullandıkları dili şöyle bir gözden geçirin. Ve bir yandan dil devrimini eleştirirken, öte yandan dil devriminin getirdiği sözcüklerle, meramlarını anlatmaya çalıştıklarını derhal göreceksiniz! 

Ne yaman çelişki değil mi?

Hem Dil Devrimini büyük bir tarihsel kıyım olarak görüyor ve değerlendiriyorlar; sonra da Türk Dil Devrimi’nin Türkçeye kazandırdığı o “canım” Türkçe sözcükleri kullanmaktan da geri kalmıyorlar.

Buyurun beyler; 19. Yüzyıl Osmanlıcası ile konuşun; engel mi var?

Hemen bir örnek:

“Devletlü efendim hazretleri

İran devleti tebaasından ve Keldani cemaatinden olduğu halde bu kere arzu-yı vicdani ile kabul-i İslamiyet eylediği Mezâhib Nezaret-i Celilesinden verilip ibrâz ettiği ilm ü haberden müstefâd olan Abdulahad Efendi lisân-ı Türkî ile elsine-i ecnebiyyeye vâkıf ve ihtidası sebebiyle de âtıfet-i seniyyeye layık bir zat olduğundan nezâret-i celilelerine merbût mekâtibden birinin lisân muallimliği ve yahud buna mümasil diğer bir hizmetle ikdârı menût-ı himem-i aliyye-i dâverileridir efendim.

Fî 17 Rebiülevvel  Sene 1323 ve Fî 9 Mayıs  Sene 1321

Şeyh-ül islâm

Muhammed Cemâleddîn”

Anladınız mı?

Şimdi birileri şunu diyecek:

“O zamanki insanlar anlıyordu.”

Hayır, anlamıyordu. Ancak diplomasi dilini bilen, çok az sayıda seçkin bir grubun anladığı bu yazıyı, Anadolu’da ortalama bir insan kesinlikle anlamıyordu.

Çok merak ediyorum, acaba eski Türkçe’nin, yani Osmanlıca’nın kerametini savunanlar bu yazıyı anlıyorlar mı?

Geçelim.

Ve gelelim konunun en başında verdiğimiz Osmanlıca kalıpların anlamına:

İlki, “eşkenar üçgen” demek… Ondan sonraki “dış bükey açı”; ve ardı ardına sıraladıklarımız da; örneğin “Müselles kaimüz zaviye” “dikkenar üçgen”;  “Zûerbaatül adla” “dörtgen”, “Zaviyatanı mütevafikatan” ise “yöndeş açılar” demek…

***

İşte Atatürk’ün en büyük hizmetlerinden biri, onun oturup; bugün bile kullandığımız matematikteki Arapça terimler yerine Türkçe karşılıklarını Türkçe’nin kurallarına göre türetip, bunları kullanarak bir geometri kitabı yazmasıdır. Tarih 1936’dır. Büyük Gazi, Türkçe ile pozitif bilimlerin yapılabileceğini göstermek ister. Ve bugün, bu zamandaş (ancak çağdışı) mollaların bile kullandığı geometrik terimleri Türkçeye kazandırır. 

Ve bu kitap, ilk önce öğrencilere kaynak kitap olarak önerilir. Ardından da Türkiye’de geometri kitapları, türetilen bu Türkçe terimler kullanılarak yazılır.

İşte size bir seçki:

Açı, açıortay, alan, artı, beşgen, boyut, bölü, çap, çarpı, çekül, çember, dışters açı, dar açı, geniş açı;  dikey, dörtgen, düşey, düzey, eğik, eksi, eşit, eşkenar, gerekçe, içters açı, ikizkenar, kesit, konum, köşegen, oran, orantı, parallkenar, taban, teğet, toplam, türev, uzam, uzay, üçgen, eşkenar üçgen, varsayı, yamuk, yatay, yöndeş…

Çok önemli olan eğitim alanında da çok şeyi biliyor ve eskiye dönme özlemi içinde tutuşuyorlar ya; ah bir de şu terimleri kaldırmayı ve yerine eski karşılıklarını koymayı deneseler…

Ah, ah…

O zaman herkes Türkiye’de Cumhuriyet Devrimi’ni çok daha iyi anlardı…

Ah, ah..

Ah ki ah!

Ah bir deneseler, ah…

İşte, yalnız bu anlatılanlarüzerine bile azıcık düşünen bir kafa derhal şu yanıtı -eğer vicdanı varsa elbet- verecektir:

“Aydınlık içinde yat Atatürk… Sen gerçekten, çağları aşan, büyük bir adammışsın…”

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
birTV
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Tek yön bilet
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
'birTV' olsa herkesin sesi olsa, derken...
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Ya sabit kira ya elveda!
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Ah şu anketler
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Bize ne oldu?!
Dr. Hakan Tartan
Dr. Hakan Tartan
Seçimin ipuçları!
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
Safari turlarının Afrikalıyı aşağılayan yüzü
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Tren yolu
İhsan Özbelge ÖZDURAN
İhsan Özbelge ÖZDURAN
Guguk… Guguk… Guguk…
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva