Kemal ANADOL
Allah kurtarsın!
26 Kasım 2021 Cuma

Atatürk’ün en büyük çabalarından biri ümmet toplumundan ibaret cemaati, millet toplumuna dönüştürmekti. Yaşamının en önemli uğraşısı bu alanda olmuştu. Onun için Gazi Meclis’ten devrim yasaları çıktı. 1961 Anayasasının Dördüncü Kısım başlıklı bölümünde bunların korunmasını içeren 132. Madde düzenlenmiştir:

“Bu Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunun çağdaş uygarlık seviyesine erişmesi ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini koruma amacını güden aşağıda gösterilen Devrim kanunlarının bu Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz.”

Maddenin devamında bu kanunlar 8 başlık altında sıralanmıştır. 1-Tevhid-i tedrisat (eğitim Birliği), 2-Şapka İktisası hakkında, 3-Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına, 4-Türk Medeni Kanunuyla kabul edilen, evlenme akdinin evlenme memuru tarafından yapılacağına dair, 5-Beynelmilel Erkamın (Rakamlar) Kabulü hakkında, 6-Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkında, 7-Efendi, Bey, Paşa gibi Lâkap ve Unvanların kaldırılmasına dair, 8-Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine dair kanunlar.

Şu anda yürürlükte olan Anayasamızın İnkılap Kanunlarının Korunması başlığı altında düzenlenen 174. Madde de harfi harfine eski 132. Maddeyi tekrarlamaktadır.

Bunlara neden gerek duyulmuştur? Din bir toplumun sosyolojik gerçeğidir elbette. Ama dinle siyasetin iç içe geçmesi ve devletin din ve mezhep esaslarına göre yönetilmesi insanlara mutluluk yerine felâket getirmiştir. Protestan ve Katolikler arasında tam otuz yıl süren (1618-1648) din savaşları tüm Avrupa kıtasına yayılmış, insanlığı gözyaşı, kan ve ölüme sürüklemiştir. Ta ki, 1648 yılında savaşa son veren Vestfalya Anlaşmasına kadar…

Bu anlaşmanın önemi, din savaşları yerine modern diplomasiyi getirmiş olmasıdır. Kilise ile devlet varlıklarını koruyarak birbirlerinin yetki sınırlarını belirlemişlerdir. Bunun adı da hem bilimsel hem de popüler anlamda lâikliktir! Ali Nail Kubalı durumu çok güzel özetlemiştir: “Lâiklik, dindarlarla lâiklerin çatışması sonunda değil, farklı dini mezheplerin paylaşamadıkları devlet gücünü ele geçirmek için yarattığı bu kan ve acı dolu tablo sonucu ortaya çıkmıştır. (10 Ekim 2009, Milliyet)”

Dün Hristiyanlar arasında 30 yıl süren mezhep çatışması yaklaşık dört yüz yıl sonra, bugün Orta Doğu ve Orta Asya’da Müslümanlar arasında sürüyor. Suriye, Irak, Lübnan, Libya, Yemen ve Afganistan’da yıkılan yuvaların, Avrupa göç yollarında çekilen sefaletin ve dökülen kanların haddi hesabı yok! Dramatik olan, ölenin de öldürenin de ağzından “Allahu Ekber” nidasının eksik olmaması.

Elbette bu savaşların arkasında, 30 yıl savaşlarında olduğu gibi mezheplerin devlet aygıtını ele geçirme mücadelesi yatıyor. Elbette bu savaşı petrol, doğal gaz ve su kaynaklarını ele geçirmek isteyen emperyalist devletler körüklüyor. Kendi aralarındaki din ve mezhep kavgasını yaklaşık dört asır önce lâiklik formülü ile çözen batı emperyalizmi bugün Orta Doğu ve Asya’daki en büyük lâiklik düşmanıdır! Zira İslâm dünyasına lâik bir düzen gelse o coğrafyada yer bulamayacaklar. Avrupa orta çağı yaşarken, on beşinci yüzyıla kadar süren İslâm Rönesansı yani altın çağı ancak lâikliğin yaşama geçmesiyle geri gelebilir. Dünya yeni İbn-i Haldun, İbn-i Sina, İbn-i Rüştler, Farabiler ve Piri Reislerle tanışabilir.

Bu gerçeği ilk gören Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Osmanlı’nın Afrika, Orta Doğu ve Anadolu coğrafyasında savaşan, Balkanlarla Avrupa’yı titizlikle izleyen ve gözleyen Mustafa Kemal Paşa yeni bir ulus devleti gerçekleştirmeye çalışırken, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin ancak lâiklik temeli üzerinde yükselebileceğini keşfetmiştir. Antiemperyalist bir utku sonucu 20. Yüzyıl sahnesine çıkan Cumhuriyetimiz mazlumlar dünyasına örnek olmuştur. Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için lâikliğin olmazsa olmaz bir ilke olduğunu sözcüğün tam anlamıyla kanıtlamıştır.

Bu satırlara katılmayanlar elbette olacaktır. Onlara şunu söylemek isterim. Demokratik olmayan bir ülkede lâik bir düzen kurulabilir. Ama lâik olmayan bir ülkede demokrasinin yaşaması olanaksızdır. Çağdaş dünyada ekonomik, kültürel ve siyasal ilerleme ancak lâikliğin temel ilke kabul edilmesiyle olasıdır. Onun için Anayasalarımızda Anadolu İhtilâlinin gerçekleştirdiği devrim kanunları koruma altına alınmıştır. Bugün üzülerek izlediğimiz siyasal tartışmalarda lâiklik karşıtı söylem ve eylemlere tanık oluyoruz. İktidardaki rövanşist anlayışı artık herkes tanıdı. Siyasal İslâm’ı kaynak alan uygulamalara her gün bir yenisi ekleniyor. Din ve devlet işleri artık iç içe girdi. Son olarak AKP Genel Başkanı Erdoğan faiz indirimi konusunda “Nas böyle diyor, sana bana ne oluyor” diyerek ekonomide bile dini referans aldığının yeni bir örneğini sergiledi. Sergiledi ama, Tarım Kredi’ye borcunu ödeyen çilekeş çiftçimizin geri kalan faizleri nedeniyle traktörlerine haciz konulmasına sıra gelince sus pus oluyor! Adama “Nas buna izin veriyor mu?” diye sormazlar mı?

Muhalefete gelince… Vaktiyle “Emevî Camisinde namaz kılmak” için Şam seferine çıkanlar, Dubai’de ABD yetkilileri ile Kuzey Irak’a harekât düzenlememe karşılığında sekiz buçuk milyar dolarlık kredi anlaşması imzalayanlar ve Sivas’taki Madımak olayında Belediye Başkanı olanlarla parlamenter düzene geçmek için elbette iş birliği yapılabilir. Ama lâiklik konusunda bu olası değil.

“Lâiklik tehlikede değildir” diyerek söylemlerini geliştirenler, sık sık dini argümanları kullananlar bilsinler ki bunlar oy almak için elverişli araçlar değildir. CHP ve Başbakanı Şemsettin Günaltay 1949’da bunları denedi; ama 1950’de tarihinin en büyük yenilgisine uğradı. Kimse aslı varken suretine, kopyasına itibar etmez!

Beşli çetenin ve dolar milyarderlerinin ezdiği işçi, köylü, emekli, küçük esnaf, işsiz ve umutsuz beyaz yakalılar dini jargon kullanılarak bozuk düzenin çarkları arasından kurtarılamazlar!

Az veya çok hapishane anısı olanlar iyi bilirler. Akşam sayımından sonra gardiyan tutuklu ve hükümlülere seslenir: “Allah kurtarsın!”

Bence bu dilek diğerlerinden daha gerçekçidir!

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Kemal Sağ 26 Kasım 2021 Cuma 11:41

Çok gerçekçi bir tazı olmuş, elinize sağlık ı

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
İzmir'in 'yoksulluk' fotoğrafı!
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Beni hatırlayınız!
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
Birleşik Krallık yasta-Fransa’yla ara çok gergin
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Anda kalmadan, anı yaşamak
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Faiz/Riba mümkün mü?
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Kapitalizmin cinnet eşiği
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Diyabet, yoksulluk ile bağlantılı değil mi?
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
Yaprak dökümü...
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Karşıyaka çizgileri
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Sizin Derdiniz ne?
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva