Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Süt hayvancılığı neden zor durumda?
29 Eylül 2020 Salı

Türkiye’de,sanayi ve hizmet  sektörlerinde olduğu üzere 1980’li yıllardan itibaren  tarımda da neo-liberal  politikalar uygulandı.

Bu bağlamda, aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli  işletmeler yerine endüstriyel tarımsal işletmeler öne çıkarıldı ve desteklendi.

Neo-liberal politikalar sonucu Türkiye’de tarımsal üretim ve gıdada neler oldu?

-Endüstriyel tarımla birlikte ekoloji tahrip oldu, toprak ve su kirlendi.

-Bitkisel üretim ile hayvan yetiştiriciliği birbirinden koparıldı.

-Tarımsal üretim, nüfus artışına koşut olarak artmadı,bu nedenle tarım ürünlerinde ithalatçı bir ülke durumuna getirildi.

-Küçük ve orta ölçekli işletmelerin bir kesimi para kazanamadığı için tarımı bıraktı, tarımsal üretimden ciddi kopuşlar oldu.

-Bu sürecin bir çıktısı olarak tarımsal ürünlerdeki besin değerleri düştü.

-Ve gıdalar aynı zamanda soframızdaki zehirli kimyasallara dönüştü. Büyük çoğunluk zehirli  gıdaları tüketirken sağlıklı gıdaya erişim çok küçük bir azınlığın  tekeline geçti, bir başka deyişle sınıfsal ayrım sağlıklı gıdaya erişimde de  başat oldu.

Neo-liberal politikalar, süt hayvancılığına nasıl yansıdı?

Geçmişte,  süt hayvanı yetiştiriciliğinde aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli tarım işletmeler lehine girdi ve fiyat düzenleyici, örneğin Et-Balık Kurumu, Şeker Fabrikaları, Süt Endüstrisi Kurumu ve Zirai Donatım Kurumu   gibi Tarımsal Kitler vardı. Bu kurumlar, yetiştiricilere  kimi olanaklar sağlarken, zımnen sözleşmeli üretim modelleri, teknik danışmanlık ve malzeme yardımı gibi desteklerle  de üreticiyi koruyorlardı.

Kamucu politikalar yerine liberal ekonomiye geçişle birlikte bu tip kurum ve politikaların ekonomiye getirdiği yükler, sermaye yanlısı akademisyenlerce  abartılarak ön plana çıkarıldı, üreticiyi koruyan ve piyasayı düzenleyen kurumlar özelleştirildi.

Özal’la başlatılan  süreçte hükümetler bu kurumları özelleştirirken üretimi planlayıcı ve hayvancılık sektörünü eğitici ve yönlendirici hiçbir adım da atılmadı.

Zaman zaman atılan iyi niyetli adımlar da farklı  nedenlerle istenilen sonucu vermedi.

Üretimin az olduğu yıllarda ürün fiyatı  pazarlarda artmasına  karşın üreticinin eline geçen para az olduğundan mağduriyetleri katlanarak devam etti, ürün fiyatları arttığı için tüketici de bu işten karlı çıkmadı.

Üretimin arttığı yıllarda  ise tüketici görece mutlu olsa da, ürünlerini  çok düşük fiyatla satmak zorunda kalan hatta satamayan  yetiştirici yine zarar etti.

Özelleştirilen Kitlerin yanında elde kalan  kimi kurumlar da,piyasada belirleyici rol almadıkları/ alamadıkları için üreticiler; serbest piyasanın vahşi koşulları,bu bağlamda oligopol firmalarla  karşı karşıya kaldılar.

Bir başka deyişle örgütsüz süt hayvanı yetiştiricisi,örgütlenmiş  sanayici,ilaççı ve yemci gibi  kesimler karşısında  pazarlık gücü açısından  sahipsiz bir duruma geldi.

Yetiştiricinin cebine giren çiğ süt bedeli,neredeyse bir yıla varan sürede çakıldı kaldı,2.30 TL’yi aşmadı,ancak peynir ve tereyağ gibi süt ürünlerinde fiyat artışları tavan yaptı.

Bir karikatür sanatçısı,süt hayvanı yetiştiricisinin durumunu,binlerce yazıdan daha iyi yansıtmış.

Geçtiğimiz günlerde “Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği”nin bir yayınında süt hayvanı yetiştiricisinin durumunu yansıtan bir karikatür gördüm. (Bakınız:www.dsyb.org.tr/hayvancılığın yeniden inşası,s.11)

Karikatürde ineğini ter içinde sağan bir çiftçi   var. O’nun üstüne yem  ve  ilaç satan adamlar  binmiş.Sırasıyla da yemcinin  ve ilaççının sırtına da sanayici,bankacı,ithalatçı ve de vergi memuru  binmiş durumda. En altta kalan çiftçinin dermanı kalmamış.

Bu  birbirini izleyen sömürüye, hayvansal üretimde en önemli girdilerden biri olan yem girdisinden; örneğin melas ve şeker pancarı posasının durumuna bakalım.

Şehirlerde yaşayanlar yeterince  bilmeyenler olabilir.Melas ve şeker pancarı posası, hayvan beslemede önemli yem kaynağıdırlar ve bunları şeker ve diğer ürünlerin  yanında  şeker fabrikaları üretir.

Bu fabrikaların hemen hemen çoğunun özelleştirilmesiyle melas ve posanın fiyatlarında önemli artışlar olmuştur.

Özelleştirme öncesi piyasada tonu 480 TL olan melas, özelleştirme sonrası fıçısıyla birlikte  4.500 TL(Eylül 2020)dan pazarlanmaktadır, posanın tonu ise 160 TL’den 320 TL’ye yükselmiştir.

Saman,yem bitkileri,süt yemi,veteriner ilacı,elektrik ve su gibi diğer girdilerdeki fiyat artışlarına  hiç değinmedim. Sadece melas ve posadan örnek verdim.

“Süt hayvancılığı neden zor durumda?” sorusuna verilen cevap bu kadar açık değil mi?

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Aydınlanmanın alacakaranlığında
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Çöl tozu meselesi: Yararlı mı, zararlı mı?
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Cumhuriyet'i ve Atatürk’ü anlamak
Kemal ARI
Kemal ARI
İstediklerimiz ve sorumluluklarımız
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
O gün bugündür!
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Buralara bir daha dönme Göztepe!
Oytun NALBANTOĞLU
Oytun NALBANTOĞLU
Mutlu s’on!
Dr. Hakan Tartan
Dr. Hakan Tartan
Keser döner sap döner!
İhsan Özbelge ÖZDURAN
İhsan Özbelge ÖZDURAN
'Cehaletin tek korkusu kadındır…'
Nüvit TOKDEMİR
Nüvit TOKDEMİR
Papi Mehmet
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
FACEBOOK'TA EGE'DE SON SÖZ
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva