Ozan EKİZ / EGEDESONSÖZ – İzmir Ticaret Odası (İZTO) Mart Ayı Olağan Meclis Toplantısı gerçekleştirildi. Meclisi İZTO Meclis Başkanı Selami Özpoyraz yönetti. Meclise konuk olarak TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren katıldı.
Mecliste, üyelere aylık faaliyetlere dair sinevizyon gösterimi yapıldı.
KÜRESEL PİYASALARIN DAHA PARÇALI VE ÖNGÖRÜLEMEZ HALDE
Sinevizyon gösteriminin ardından İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, meclis konuşmasını gerçekleştirdi. Özgener ilk olarak küresel ekonomi verilerine dair yorumlarda bulunarak, Ortadoğu’da başlayan savaşla birlikte küresel ekonomi yeni bir döneme artık göz ardı edilemez bir şekilde girmiş durumda. Küresel güvenlik mimarisindeki çözülme, ekonomik alanda da koordinasyon kaybını beraberinde getiriyor. Müttefik ülkelerin ortak hareket etmek yerine enerji ve ticaret güvenliği için bireysel anlaşmalara yönelmesi, küresel piyasaların daha parçalı ve öngörülemez hale gelmesine yol açıyor. Bu sürecin, özellikle enerji fiyatları ve ticaret akımları üzerinden küresel enflasyonu ve maliyetleri kalıcı olarak yukarı çeken yeni bir risk alanı yarattığını değerlendiriyoruz. Bununla birlikte; jeopolitik gerilimlerin arttığı, küresel kurumların etkinliğinin zayıfladığı ve büyük güç rekabetinin sertleştiği bir dönemden geçiyoruz. Ortadoğu’da savaş başlamadan önce yapılan analizler, bu tabloyu “belirsiz ama dayanıklı bir küresel denge” olarak tanımlıyordu. Küresel ekonomi önemli risklerle karşı karşıya olsa da talep dinamikleri, güçlü işgücü piyasaları ve teknolojik dönüşüm sayesinde sistem henüz kırılgan bir kriz aşamasına girmiş değildi. Ancak son gelişmeler, jeopolitik risklerin artması nedeniyle bu tabloyu tersine çevirdi. Bu çerçevede küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisi açısından öne çıkan stratejik başlıkları sizlerle paylaşmak istiyorum” dedi.
‘PETROL FİYATLARINDA HER 10 DOLARLIK ARTIŞ, ENFLASYONU 1,5–2 PUAN ARTIRABİLİYOR’
Merkez Bankası enflasyon tahminlerine ve savaş etkilerine değinen Özgener, “Ülkemiz gibi net enerji ithalatçısı bir ekonomi için, enerji fiyatları en kritik makro belirleyicilerden biri. Merkez Bankası’nın son Enflasyon Raporu’nda 2026 yılı petrol fiyatı tahmini 60 dolar seviyesindeyken, bugün geldiğimiz noktada mevcut fiyat seviyeleri, enflasyon görünümü açısından yukarı yönlü önemli bir risk. Merkez Bankası’nın hesaplamalarına göre petrol fiyatlarında her 10 dolarlık artış, enflasyonu doğrudan yaklaşık 1 puan; dolaylı etkilerle birlikte 1,5–2 puan artırabiliyor. Brent petrol fiyatındaki 10 dolarlık artışın ise cari işlemler açığındaki etkisi 4 milyar dolara kadar çıkabiliyor. Bu durum; ülkemizde enflasyonun yalnızca talep değil, güçlü bir şekilde maliyet ve kur geçişkenliği ile şekillendiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Eşel mobil sistemi ile doğrudan etkiler bir nebze sınırlandırılmaya çalışılsa da, dolaylı etkiler üzerinden dezenflasyon sürecindeki risklerin devam ettiğini görüyoruz. Bununla birlikte, küresel ölçekte enerji fiyatları kaynaklı enflasyon baskısının, merkez bankalarının faiz indirim sürecini geciktirebileceğini ve ülkemiz dış finansman koşullarının daha uzun süre sıkı kalması anlamına gelebileceğini söyleyebiliriz. Bu çerçevede, küresel faizlerin daha yüksek seviyelerde daha uzun süre kalmasının ve ihracat performansındaki oynaklığın artmasının, büyüme görünümünde aşağı yönlü revizyon riskini artıracağını öngörüyoruz. 2026 yıl sonu beklentilerimiz çerçevesinde değerlendirildiğinde; savaşın uzaması halinde, hem arz yönlü maliyet baskılarının hem de talep koşullarındaki zayıflamanın belirginleşmesi, şirketlerimizin bütçe dengelerine ilişkin öngörülerini de yeniden şekillendirebilir” diye konuştu.
‘ORTA KORİDOR VE KÖRFEZ–TÜRKİYE–AVRUPA BAĞLANTILARI BU KONUMU DESTEKLİYOR’
Türkiye’nin ‘orta koridor’ fırsatına dair konuşan Özgener, “Orta ve uzun vadeli perspektiften bakıldığında ise, küresel sistemde güç dağılımının çeşitlenmesi ve tedarik zincirlerinin yeniden tasarlanması ülkemiz açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Bu yeni konjonktürde, ülkemizi yalnızca bir üretim merkezi olarak değil, Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında konumlanan bir “bağlantı ekonomisi” olarak değerlendirmemiz daha doğru olacak. Ülkemiz; Avrupa’ya yakınlığı, güçlü üretim altyapısı ve lojistik kapasitesi sayesinde bölgesel bir üretim ve tedarik merkezi olma potansiyeline sahip. Orta Koridor, Körfez–Türkiye–Avrupa bağlantıları ve Asya odaklı altyapı yatırımları bu konumu destekliyor. Ancak bu fırsatların, sadece sahip olduğumuz coğrafi avantajlarla, kalıcı kazanıma dönüşebileceğinin mümkün olamayacağına inanıyoruz. Ayrıca, maliyet ve finansman istikrarı, yatırım ortamının güçlendirilmesi, makroekonomik öngörülebilirlik ve dış politika ile uyumlu stratejiler, yanısıra kamu-özel sektör iş birliği kritik önem taşıyor. Enerji, yeşil dönüşüm ve lojistik yatırımlarının bu çerçevede yürütülmesinin, ülkemizin yeni jeoekonomik düzende güçlü bir konum elde etmesini sağlayacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘REVİZYON SÜRECİNDEN EN AZAMİ FAYDAYI SAĞLAMA HEDEFİ’
Avrupa Birliği’nin ‘Made in EU’ politikasına değinen Özgener, “Avrupa Birliği tarafından taslağı yayınlanan”Sanayi Hızlandırma Yasası ve AB Ürünü-Made in EU” politikası çerçevesinde; ülkemizin, Avrupa sanayisi ile daha entegre bir yapıya kavuşması ve Gümrük Birliği çerçevesinde ürünlerimizin AB menşeli olarak değerlendirilmesi yaklaşımını memnuniyetle karşılıyoruz. Avrupa Birliği bu yaklaşımı ile özellikle enerji yoğun sektörler, temiz teknolojiler ve otomotiv değer zinciri gibi alanlarda sanayi kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Biz de iş dünyası olarak, bu süreçte, Gümrük Birliği’nin günümüz şartlarına göre revize edilmesi ve ülkemizin bu revizyon sürecinden en azami faydayı sağlamasını, ana gündem maddesi haline getirmeliyiz. Bugünkü koşulların bu fırsatı değerlendirmek için uygun zaman olduğunu ve özellikle ikili ilişkiler konusuna eğilmemiz gerektiğini de vurgulamak istiyorum. Bu düzenleme yalnızca ticaret hacmini artırmakla kalmayacak. Aynı zamanda, teknoloji iş birliklerini, yatırım akımlarını ve sanayi dönüşümünü hızlandıracak yeni fırsatlar yaratacağına inanıyoruz. Bu sürecin ortaya çıkmasında katkı sağlayan başta Ticaret Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ömer Bolat olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyorum” dedi.
‘SU DERİNLİĞİ YETERSİZLİĞİ NEDENİYLE LİMANDA KULLANIM SINIRLI’
Devir işlemleri ile gündemde olan Alsancak Limanı’na dair açıklamalarda bulunan Özgener, “Kentimizin ticaret limanı kimliğinin en önemli miraslarından olan Alsancak Limanı’nın mevcut durumu ile ilgili gelişmeleri de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi limanımız, devir işlemiyle kamuoyunun gündeminde. Bu noktada Alsancak Limanı’nın geleceğini, kentimizin geleceği olarak görmekte fayda olduğu kanaatindeyim. Teknik olarak, yeni nesil büyük konteyner gemilerinin, su derinliği yetersizliği nedeniyle Alsancak Limanı’nı kullanamadığını görüyoruz. Yakın geçmişte 800 bin TEU elleçleme gerçekleştiren Alsancak Limanı, bugün maalesef 200 binlere kadar geriledi. Bu veriler ışığında, derinlik sorununu çözecek navigasyon kanalı açılmadığı sürece, Alsancak Limanı’nın sahip olduğu potansiyeli tam anlamıyla yansıtmasının mümkün olmadığını düşünüyoruz. Ancak, bu durum Alsancak Limanı’nın eski işlevini yitirdiğini kabul etmemiz gerektiği anlamına da gelmiyor” dedi.
‘HAVA KOŞULLARINDAN EN AZ ETKİLENEN LİMANLAR ARASINDA’
Alsancak Limanı’nın fiziki koşullarına değinen Özgener, “Konuyu derinlemesine incelediğimizde; limanlara karayolu ile ulaşım maliyetlerinin, neredeyse yüklendikleri gemilerin deniz navlunları ile yarışır seviyelere geldiğini görüyoruz. Bu nedenle limanların, yükün çıktığı ya da ulaştığı noktalara olan mesafesi önem arz ediyor. Bu noktada; Alsancak Limanı’nın doğal bir liman olarak dünyada hava koşullarından en az etkilenen limanlar arasında olduğunu vurgulamak istiyorum. Ayrıca, İzmir'in güney ve güneydoğu aksında bulunan bölgelere; Gaziemir, Torbalı-Tire, Ödemiş, Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgeleri ile Aydın ve Denizli yükleri için karayolu nakliye maliyeti avantajı da sağlamakta. Ayrıca Pınarbaşı ve Kemalpaşa'daki boş konteyner depoları da artı bir imkan sunuyor. Limanın bir diğer özelliği ise, rıhtıma kadar uzanan demiryolu bağlantısının ciddi bir verimlilik sağlaması ve bu yönüyle, ülkemizdeki ender limanlar arasında yer alması. Kruvaziyer limanı ile birlikte değerlendirilip her anlamda günümüz şartlarına göre dönüşümü sağlanacak bir Alsancak Limanı’nın, şehrimizin ticaretine, sanayisine ve turizmine çok önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘İŞLETME DEVRİNİN ÖNEMLİ BİR ADIM OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ’
Limanın yük bölüm işletmesinin Albayrak Grubu’na verilmesine değinen Özgener, “Limanın yük bölümünün işletmesinin Türkiye Varlık Fonu tarafından Albayrak Grubu bünyesindeki Alport Alsancak Liman İşletmeciliği firmasına devredilmesinin önemli bir adım olduğu kanaatindeyiz. Bu adımın somut sonuçlarını görebilmek için, güçlü bir işletme modeli ile teknolojik destek yatırımlarının da uygulamaya alınması sayesinde liman gemi tahliye ve yükleme operasyon süreçlerinin ve indirme-bindirme elleçleme süreçlerinin iyileştirilmesini, konteyner boşaltma ve yükleme sürelerinin kısaltılmasını bekliyoruz” dedi.
‘ALSANCAK LİMANI CAZİBE MERKEZİNE DÖNÜŞEBİLİR’
Limanın ticaret ve yolcu bölümünün ayrılması gündemine dair konuşan Özgener, “Bununla birlikte, İzmir Limanı’ndaki yolcu iskelelerinin bulunduğu alanın da, kentin “liman kenti” kimliğini daha güçlü yansıtacak şekilde turizm ve ticaret merkezi olarak yeniden değerlendirilmesi şehrimiz ekonomisi için önemli bir fırsat sunuyor. Alsancak Limanımız; sadece yolcuların kullandığı kapalı bir terminal değil, restoranları, mağazaları, kültür-sanat alanları ve yürüyüş rotalarıyla herkesin kullanabildiği bir cazibe merkezine dönüşebilir. Liman bölgesini kent yaşamının parçası haline getirecek dönüşüme ilişkin sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için ise yerel esnafın korunması, küçük işletmelerin sisteme dahil edilmesi, çevresel hassasiyetlerin gözetilmesi ve ulaşım altyapısının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Tüm bu sürecin en iyi şekilde ilerlemesi için üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazır olduğumuzu bu vesileyle bir kez daha vurgulamak istiyorum” dedi.