Geçtiğimiz günler içerisinde Küba Fahri Konsolos'umuz ile Küba konusunda uzun bir sohbet ettim.Bu ülke ile ilgili eve gelince detaylı bir araştırma yaptım, duyduklarım ve yazılanlar arasında bazı farklılıklar buldum ve bu sefer de bu farklılığın nedenini araştırmak gerektiğine karar verdim. Konu ile ilgili detaya girince, yeni kapılar açıldı karşıma, bazıları beni şaşırttı. Çünkü, bu çağda 'komünizm'in bir ülkede ne kadar etkili olduğu görmek ilginçti. Dünya hızla değişiyordu, globalleşme yaşamımızı etkiliyordu. İletişim kurulmayan hiçbir alan yoktu çevremizde, ama Küba'da cep telefonu bile kullanılmıyordu. Devlet izin vermiyordu, yaşayanlar ise 1950'li yıllarında yaşadıklarının farkında bile değillerdi. Mutlu muydular? Her şey istedikleri gibi miydi bilinmez ama bir 'kaçak' vardı ülkede sanki, bunu hiç kimse 'telafuz' etmiyordu..
Küba'daki mevcut sistem, özel sermayeye ve özel sektör yatırımlarına izin vermiyor. Dış yatırım, devlet eli ile gerçekleşiyor. Yani özel sektör ülkede yatırım yapacak ise, devlet ile ortak olmak zorunda.. Yoksa yatırım yapma şansı bile yok.. Bu ortaklık ise sadece telekomünikasyon ve turizm alanları için geçerli. Küba'da ne 'endüstri' var ne 'teknoloji' üretimi var..
Küba'da en etkili sektörlerden birisi, 'eğitim'... Çünkü, bu ülkede dokuz yıllık eğitim zorunlu. Üniversite öncesi üç yıl, lise dönemi sonrasın da arzu eden her genç üniversiteye gidebiliyor. Bütün eğitim harcamalarını devlet karşılamaya söz vermiş yıllar öncesinden vatandaşına...Bu nedenle Küba'da okuma yazma oranı oldukça yüksek..Sağlık hizmetleri de vatandaşa ücretsiz ... Dünyada bir araştırma yapılsa ve tıp alanında en başarılı hangi ülke vardır denilse, en başta Küba sayılabiliyor artık.. ABD'ye yüzünü dönen Küba, şu anda Avrupa Topluluğu ülkeleri, Çin, Venezuela, Bolivya ile yakın temas içinde, bu ülkedeki teknik gelişmeleri çok yakından takip ediyor ve teknik donanım desteğini bu ülkelerden sağlıyor. Bu avantajlar ile özellikle tıp alanında çok ciddi buluşlar yaparak, başarılarını dünyaya duyurabiliyorlar. Bu ülke vatandaşlarının İspanyolca konuşuyor olmaları, çevre ülkelere rahatlıkla gidebilme ve orada çalışabilme imkanı sağlayabiliyor. Tıp doktorları, ülkelerine döndükleri zaman kazanmış oldukları deneyimler ile büyük bir saygınlık kazanıyorlar.
Küba'da, doktorluk mesleği yapanların yanında diğer meslek gruplarında çalışanların pek fazla şansları yok... İnsanlar çok düşük ücretlere devlet için çalışıyorlar. Devlet ise her ay vatandaşlarının 'zaruri gıda ihtiyaçlarını' karşılamaya devam ediyor. Kısacası, Küba'da ne 'açlık var' ne de 'gelecek kaygısı'. Bunun yanında zenginlik de yok...Gelir dağılımı çeşitliliği yada farklılığı bu nedenle de yok.. Küba dışında yaşayan Kübalılar, memlekette yaşayan akrabalarına para gönderdiklerinde bile devlet hemen bu paranın önemli bir kısmını vergilendiriyor. Turizm sektöründe çalışan vatandaşlarına maaşlarını veriyor ama olur ya bu kişilerin aldıkları ücretin dışında para kazandıklarını tespit ederse hemen bu ektra gelirden 'vergi' alıyor. Bütün yabancı yatırımcılar, döviz girdisine sahip kişiler, vergileri ile devlete ortak olmak zorundalar. Devlet ise bütün bu almış olduğu paraları nereye harcıyor?
Küba'da en etkili sektörlerden birisi, 'eğitim'... Çünkü, bu ülkede dokuz yıllık eğitim zorunlu. Üniversite öncesi üç yıl, lise dönemi sonrasın da arzu eden her genç üniversiteye gidebiliyor. Bütün eğitim harcamalarını devlet karşılamaya söz vermiş yıllar öncesinden vatandaşına...Bu nedenle Küba'da okuma yazma oranı oldukça yüksek..Sağlık hizmetleri de vatandaşa ücretsiz ... Dünyada bir araştırma yapılsa ve tıp alanında en başarılı hangi ülke vardır denilse, en başta Küba sayılabiliyor artık.. ABD'ye yüzünü dönen Küba, şu anda Avrupa Topluluğu ülkeleri, Çin, Venezuela, Bolivya ile yakın temas içinde, bu ülkedeki teknik gelişmeleri çok yakından takip ediyor ve teknik donanım desteğini bu ülkelerden sağlıyor. Bu avantajlar ile özellikle tıp alanında çok ciddi buluşlar yaparak, başarılarını dünyaya duyurabiliyorlar. Bu ülke vatandaşlarının İspanyolca konuşuyor olmaları, çevre ülkelere rahatlıkla gidebilme ve orada çalışabilme imkanı sağlayabiliyor. Tıp doktorları, ülkelerine döndükleri zaman kazanmış oldukları deneyimler ile büyük bir saygınlık kazanıyorlar.
Küba'da, doktorluk mesleği yapanların yanında diğer meslek gruplarında çalışanların pek fazla şansları yok... İnsanlar çok düşük ücretlere devlet için çalışıyorlar. Devlet ise her ay vatandaşlarının 'zaruri gıda ihtiyaçlarını' karşılamaya devam ediyor. Kısacası, Küba'da ne 'açlık var' ne de 'gelecek kaygısı'. Bunun yanında zenginlik de yok...Gelir dağılımı çeşitliliği yada farklılığı bu nedenle de yok.. Küba dışında yaşayan Kübalılar, memlekette yaşayan akrabalarına para gönderdiklerinde bile devlet hemen bu paranın önemli bir kısmını vergilendiriyor. Turizm sektöründe çalışan vatandaşlarına maaşlarını veriyor ama olur ya bu kişilerin aldıkları ücretin dışında para kazandıklarını tespit ederse hemen bu ektra gelirden 'vergi' alıyor. Bütün yabancı yatırımcılar, döviz girdisine sahip kişiler, vergileri ile devlete ortak olmak zorundalar. Devlet ise bütün bu almış olduğu paraları nereye harcıyor?
Kendi ülkemizde bu gibi soruların yanıtlarını vermek mümkün olmasa da Küba'da bu oldukça kolay. Çünkü devlet almış olduğu bu ciddi parasal kaynağı, vatandaşının 'eğitim ve sağlık' gereksinimlerini karşılamak için harcıyor.
Bu alışık olmadığımız yöntemi kıyaslamak mümkün aslında, 'çünkü bu ülkede sosyal devlet anlayışı' hakim… Fidel Castro'nun oluşturduğu bu sistem, pek çok ülkeye göre daha farklı bir şekilde uygulanıyor. Durum böyle olunca, Küba'daki bu sistemin ne kadar devam edeceği, sürdürülebilirliği merak konusu?
Bunun yanıtlarını vermek kolay gözükmüyor... Eğer ki, Çin Halk Cumhuriyet'i ve Brezilya'nın desteğiyle daha rantabl petrol çıkarmak mümkün olabilirse ülkede, özel destekli açılımlar gerçekleştirebilirse, petrol gelirlerini bu açılım için kullanabilirlerse, Küba'nın gelecek yıllarda 'şaha kalkması' mümkün gibi gözüküyor. Eğer ki bu önlemleri alamazsa, petrol gelirinin sağlamış olduğu parasal güç, kimin elinde olursa olsun ona 'diktatörlük' yolunu açacak. Ya da 'oligarşiye' dönen bir sistemin yapı taşlarının ortaya çıkmasına neden olacak. Bu da sonuç olarak yine ABD'nin 'kukla yönetim'lerini gündeme getirecek, sosyal devlet anlayışının kendiliğinden çökmesine neden olacaktır ki, askerlerin topuk sesleri Küba'da daha keskin duyulmaya başlayabilecek...
Küba ile ilgili filmleri seyrederken, insanın aklına çeşitli sorular geliyor? Bu ülkede insanlar böyle bir sistemden ne kadar memnun olabilirler? Zengin olma, statülerini geliştirme ya da değiştirme fırsatlarının olmadığı bir ülkede yasayan insanların 'sessiz çığlıklarını' acaba kimse duymuyor mu? Yoksa tam tersine herkes fakirlikten, tek standart bir yaşam sürmekten çok mu memnun? Küba'da yaşayan insanların yaşadıkları evlere bakıldığında sanki küçük bir mağara... İçeriye girmeye bile korkuyorsun. Bir ailenin bu küçücük evlerde nasıl yaşadıklarını anlamaya çalışıyorsun. Ülkede dramatik bir kaos yaşanıyor. Bir 'sızıntı' var bu kaçak, günler ve yıllar içerisinde büyüdükçe güçleniyor.
Bu alışık olmadığımız yöntemi kıyaslamak mümkün aslında, 'çünkü bu ülkede sosyal devlet anlayışı' hakim… Fidel Castro'nun oluşturduğu bu sistem, pek çok ülkeye göre daha farklı bir şekilde uygulanıyor. Durum böyle olunca, Küba'daki bu sistemin ne kadar devam edeceği, sürdürülebilirliği merak konusu?
Bunun yanıtlarını vermek kolay gözükmüyor... Eğer ki, Çin Halk Cumhuriyet'i ve Brezilya'nın desteğiyle daha rantabl petrol çıkarmak mümkün olabilirse ülkede, özel destekli açılımlar gerçekleştirebilirse, petrol gelirlerini bu açılım için kullanabilirlerse, Küba'nın gelecek yıllarda 'şaha kalkması' mümkün gibi gözüküyor. Eğer ki bu önlemleri alamazsa, petrol gelirinin sağlamış olduğu parasal güç, kimin elinde olursa olsun ona 'diktatörlük' yolunu açacak. Ya da 'oligarşiye' dönen bir sistemin yapı taşlarının ortaya çıkmasına neden olacak. Bu da sonuç olarak yine ABD'nin 'kukla yönetim'lerini gündeme getirecek, sosyal devlet anlayışının kendiliğinden çökmesine neden olacaktır ki, askerlerin topuk sesleri Küba'da daha keskin duyulmaya başlayabilecek...
Küba ile ilgili filmleri seyrederken, insanın aklına çeşitli sorular geliyor? Bu ülkede insanlar böyle bir sistemden ne kadar memnun olabilirler? Zengin olma, statülerini geliştirme ya da değiştirme fırsatlarının olmadığı bir ülkede yasayan insanların 'sessiz çığlıklarını' acaba kimse duymuyor mu? Yoksa tam tersine herkes fakirlikten, tek standart bir yaşam sürmekten çok mu memnun? Küba'da yaşayan insanların yaşadıkları evlere bakıldığında sanki küçük bir mağara... İçeriye girmeye bile korkuyorsun. Bir ailenin bu küçücük evlerde nasıl yaşadıklarını anlamaya çalışıyorsun. Ülkede dramatik bir kaos yaşanıyor. Bir 'sızıntı' var bu kaçak, günler ve yıllar içerisinde büyüdükçe güçleniyor.
Bu kaçağın nedeni belli aslında. Herkes konuşuyor ve biliyor.
Küba'da iki tür para birimi kullanılıyor. Bunlardan birincisi, Küba vatandaşının temel ihtiyaçlarını karşıladıkları 'pezo'…Bu para birimi ile ülke vatandaşları maaşlarını alıyorlar. Diğer para birimi ise 'convertible pezo'. Bu para birimine Kübalılar 'cuc' diyor ve lüks tüketim ürünleri almak için kullanıyorlar. Örneğin, Çin'den gelen bebek arabaları, televizyonlar, içki ve bunun gibi her türlü marka ürünler bu para birimi ile alınabiliyor. Bu para birimi bir Kübalının eline fazla geçmeye başlayınca, hem yaşam kalitesi artıyor hem de yoldan çıkabilecekleri her türlü yeni yaşam alışkanlıklarını ele geçirmeye başlayabiliyorlar.
Küba sokaklarında gezerken telefon kabinlerini görüyorsun. Bizim ülkemizde artık çok az kişinin kullandığı bu kabinlerde insanlar kuyruk oluşturmuş. Çünkü cep telefonunu ülkede kullanan çok az kişi var. Televizyonu açtığınızda, üç- beş kanaldan başka yayın yayınlanmıyor ve bu kanallarda vatandaşı harekete geçirecek, dünyayı tanıtacak programlar yok gibi…Bütün bunların yanında Küba'da kontrol edilemeyen 'turizm sektör'ü hızla yaygınlaşıyor. Gelen turistler ile konuşan Kübalılar, yeni bir dünya ile tanışıyorlar. Paranın gücünü, zenginliği öğreniyorlar. Bu kişiler, bir ülkenin kendilerine sunduğu 'insani hakları' elde etmeyi öğreniyorlar yaşadıkça, gördükçe.Bu gelişmeler ise Küba için tehlike yaratıyor aslında. Kübalılar, turistler ile yakın temasları sorucunda elde ettikleri convertible pezo'larını arttırarak ülkede ciddi bir 'gelir' farklılığının da yaratılmasına neden oluyor ki bu yıllarca komünizm düşüncesine ters düşen kapitalist sistemin tuzağı oluyor.
Bu başlı başına bir döngü..Devlet eliyle kontrol edilen tüketim ile yerel pezo kullanımının döngüsü.... Bu oyun, turiste yakın olan vatandaşlar ile olmayanların sınıfsal ayrımıyla pekişiyor. Artık marksist- Leninist yaklaşımlar, Küba'yı ve Kübalıları zorluyor. Dünyadaki entegrasyon, iletişim teknolojisi, turizm teknolojisinin gelişmesi 'düşünce devrimi'ni zorlamaya başladı bile 2013 baharında...Küba'nın gelecek hayallerini kurarken, ikili para sistemini tekrardan gözden geçirmesi, devlet denetimli özel sektör varlığının hızlandırması, kaliteli petrolün çıkartılması, endüstrileşme, tarım sektörünün modernizasyonu, iletişim alt yapısının güçlendirilmesi, ithalat ve ihracatın desteklenmesi, Küba'da neler olacak sorunun yanıtları arasında... Sadece gelişimde ve büyümede bu önlemler de yeterli değil. Yapılan ödevlerin 'sosyal devlet anlayışı' içinde devam etmesini gerektiriyor. Çünkü yıllar boyunca Kübalılar, 'eğitim ve sağlık' hizmetlerinden rahatlıkla yararlanmışken, birden bu avantajlardan yoksun kalmaları başka sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır ki, bu da Küba'da yeni bir devrimin yeniden gündeme gelmesine bile neden olabilir. .
Küba Fahri Konsolos'umuz ile yaptığım söyleşi sadece Türkiye gerçeklerini sorgulamama neden olmadı aynı zamanda bu gelişim ve dönüşüme sessizce ayak uyan insanları da anlamaya çalışarak farklı bir bakış açısıyla olaylara bakmama yardımcı oldu.
Bağımsızlık için canla başla mücadele eden kişiler şimdi bambaşka bir kafes içindeler. Özgür ve bağımsız olma tanımlarını galiba bir kez daha gözden geçirmek gerekiyor. Küba, yıllar boyunca İspanya ve ABD'ye şu ya da bu şekilde 'gebe' kalarak yaşadı. Şimdi ise bu ülkenin vatandaşları '1 cuc' için fuhuş yapıyor, vücutlarını satıyorlar..Küba pürolarını arka sokaklarda satıyorlar..
Küba'da iki tür para birimi kullanılıyor. Bunlardan birincisi, Küba vatandaşının temel ihtiyaçlarını karşıladıkları 'pezo'…Bu para birimi ile ülke vatandaşları maaşlarını alıyorlar. Diğer para birimi ise 'convertible pezo'. Bu para birimine Kübalılar 'cuc' diyor ve lüks tüketim ürünleri almak için kullanıyorlar. Örneğin, Çin'den gelen bebek arabaları, televizyonlar, içki ve bunun gibi her türlü marka ürünler bu para birimi ile alınabiliyor. Bu para birimi bir Kübalının eline fazla geçmeye başlayınca, hem yaşam kalitesi artıyor hem de yoldan çıkabilecekleri her türlü yeni yaşam alışkanlıklarını ele geçirmeye başlayabiliyorlar.
Küba sokaklarında gezerken telefon kabinlerini görüyorsun. Bizim ülkemizde artık çok az kişinin kullandığı bu kabinlerde insanlar kuyruk oluşturmuş. Çünkü cep telefonunu ülkede kullanan çok az kişi var. Televizyonu açtığınızda, üç- beş kanaldan başka yayın yayınlanmıyor ve bu kanallarda vatandaşı harekete geçirecek, dünyayı tanıtacak programlar yok gibi…Bütün bunların yanında Küba'da kontrol edilemeyen 'turizm sektör'ü hızla yaygınlaşıyor. Gelen turistler ile konuşan Kübalılar, yeni bir dünya ile tanışıyorlar. Paranın gücünü, zenginliği öğreniyorlar. Bu kişiler, bir ülkenin kendilerine sunduğu 'insani hakları' elde etmeyi öğreniyorlar yaşadıkça, gördükçe.Bu gelişmeler ise Küba için tehlike yaratıyor aslında. Kübalılar, turistler ile yakın temasları sorucunda elde ettikleri convertible pezo'larını arttırarak ülkede ciddi bir 'gelir' farklılığının da yaratılmasına neden oluyor ki bu yıllarca komünizm düşüncesine ters düşen kapitalist sistemin tuzağı oluyor.
Bu başlı başına bir döngü..Devlet eliyle kontrol edilen tüketim ile yerel pezo kullanımının döngüsü.... Bu oyun, turiste yakın olan vatandaşlar ile olmayanların sınıfsal ayrımıyla pekişiyor. Artık marksist- Leninist yaklaşımlar, Küba'yı ve Kübalıları zorluyor. Dünyadaki entegrasyon, iletişim teknolojisi, turizm teknolojisinin gelişmesi 'düşünce devrimi'ni zorlamaya başladı bile 2013 baharında...Küba'nın gelecek hayallerini kurarken, ikili para sistemini tekrardan gözden geçirmesi, devlet denetimli özel sektör varlığının hızlandırması, kaliteli petrolün çıkartılması, endüstrileşme, tarım sektörünün modernizasyonu, iletişim alt yapısının güçlendirilmesi, ithalat ve ihracatın desteklenmesi, Küba'da neler olacak sorunun yanıtları arasında... Sadece gelişimde ve büyümede bu önlemler de yeterli değil. Yapılan ödevlerin 'sosyal devlet anlayışı' içinde devam etmesini gerektiriyor. Çünkü yıllar boyunca Kübalılar, 'eğitim ve sağlık' hizmetlerinden rahatlıkla yararlanmışken, birden bu avantajlardan yoksun kalmaları başka sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır ki, bu da Küba'da yeni bir devrimin yeniden gündeme gelmesine bile neden olabilir. .
Küba Fahri Konsolos'umuz ile yaptığım söyleşi sadece Türkiye gerçeklerini sorgulamama neden olmadı aynı zamanda bu gelişim ve dönüşüme sessizce ayak uyan insanları da anlamaya çalışarak farklı bir bakış açısıyla olaylara bakmama yardımcı oldu.
Bağımsızlık için canla başla mücadele eden kişiler şimdi bambaşka bir kafes içindeler. Özgür ve bağımsız olma tanımlarını galiba bir kez daha gözden geçirmek gerekiyor. Küba, yıllar boyunca İspanya ve ABD'ye şu ya da bu şekilde 'gebe' kalarak yaşadı. Şimdi ise bu ülkenin vatandaşları '1 cuc' için fuhuş yapıyor, vücutlarını satıyorlar..Küba pürolarını arka sokaklarda satıyorlar..
Yıllar boyunca fakir evlerinde vasat bir şekilde yaşamayı normal bir yaşam şekli olarak kabul etmişler. Çünkü, bu insanların görmeleri ve duymaları engellenmiş. Kim tarafından? İşin komik tarafı onların özgür olmaları için İspanya'ya, ABD'ye karşı mücadele eden kahramanları ve liderleri tarafından.. Sosyal devlet anlayışı çok güzel ve anlamlı ama, 'diktatörlük ve özgürlük' ile bir arada yaşanamaz ki...
Meslek sahibi olmak istiyorum, ama kendime devletin izni olmadan bir 'iş yeri' bile açamıyorum. Yurt dışına çıkmak, tatil yapmak istiyorum ne harcayacağım ekstra param ne de yurt dışı çıkış iznim var. Kısacası Küba'da özgürlük 'devlet baba'nın elinde.. O kabul ederse 'özgürsün'… O kabul etmezse 'kölesin'..Fidel Castro Hükümeti, ülkesinin büyük şehirlerinde sokaklarda yaşanan fuhuş sektörüne bakarak, ne diyor acaba? Bir ay süresince vatandaşlarına gıda ürünlerini vererek, siz halkım özgürsün kimseye bağlı değilsin derken, bir gün olsun bu evlerde yaşayan vatandaşlarının evlerine girerek bir bardak çaylarını içerek onların ne durumda olduklarını ne kadar anlayabildiler acaba?
Meslek sahibi olmak istiyorum, ama kendime devletin izni olmadan bir 'iş yeri' bile açamıyorum. Yurt dışına çıkmak, tatil yapmak istiyorum ne harcayacağım ekstra param ne de yurt dışı çıkış iznim var. Kısacası Küba'da özgürlük 'devlet baba'nın elinde.. O kabul ederse 'özgürsün'… O kabul etmezse 'kölesin'..Fidel Castro Hükümeti, ülkesinin büyük şehirlerinde sokaklarda yaşanan fuhuş sektörüne bakarak, ne diyor acaba? Bir ay süresince vatandaşlarına gıda ürünlerini vererek, siz halkım özgürsün kimseye bağlı değilsin derken, bir gün olsun bu evlerde yaşayan vatandaşlarının evlerine girerek bir bardak çaylarını içerek onların ne durumda olduklarını ne kadar anlayabildiler acaba?
Antik Yunan filozofu Platon, yıllar önce, tüm halklar 'hak ettikleri' gibi yönetilirler demiş... Bazen bu cümleye karşı çıkıyorum. Galiba içimdeki devrimci ruhum buna neden oluyor. Ama bildiğim tek bir gerçek var ki, eğer istenirse halkı eğitmek mümkündür. Halkı küçümsememek ve sesini iyi dinlemek gerekir...Ama bu organizasyonları yapan kişilerin bilinçli, şeffaf ve vizyon sahibi olmaları gerekir ki, bu ikilem doğru bir şekilde organize edilebilsin ??!!