Metehan UD / EGEDESONSÖZ - Emekli öğretim üyesi ve Deniz Bilimleri Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Cemal Saydam, İzmir Körfezi’nde son bir yılda yaşanan çevresel değişime ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. NASA uydu verilerine dayanan gözlemleri paylaşan Saydam, körfezde klorofil yoğunluğunun olağan dışı biçimde arttığını belirterek “aşırı yağış, beton dereler ve kentsel yük” bileşiminin sistemi zorladığını söyledi.

512481 1429981464

NASA UYDU VERİLERİ VE KLOROFİL ARTIŞI
Prof. Saydam’ın aktardığına göre, İzmir Körfezi’nde biyolojik üretimi gösteren klorofil dağılımı geçen yıla kıyasla belirgin şekilde değişti. 2025 yılında daha sınırlı ve parçalı görülen dağılım, 2026 itibarıyla iç körfezin büyük bölümünü kapsayan yoğun bir yapıya dönüştü. Uydu görüntülerinde kırmızı ve turuncu tonların geniş alanlara yayılması, denizde biyolojik üretimin ciddi şekilde arttığına işaret ediyor.



Prof. Saydam, bu değişimin yalnızca doğal dalgalanmayla açıklanamayacak kadar güçlü olduğuna dikkat çekti.

Dilruba Çetin'i katleden erkeğe ağırlaştırılmış müebbet onandı
Dilruba Çetin'i katleden erkeğe ağırlaştırılmış müebbet onandı
İçeriği Görüntüle



2026: METEOROLOJİK KIRILMA YILI
Saydam, 2026 yılını Ege Bölgesi için meteorolojik bir “kırılma yılı” olarak tanımladı. Bölgenin uzun yıllar ortalamasının yaklaşık 430 mm yağış olduğunu hatırlatan Saydam “Son yılların ortalaması yaklaşık 430 mm civarındayken, bu yıl yağış miktarı yaklaşık 570 mm’ye ulaştı. Daha çarpıcı olan ise bir önceki yıla göre fark: 2025’in kurak koşullarının ardından yağışın neredeyse iki katına çıkması.” dedi.

BETON DERELER VE KENTSEL TAŞINIM ETKİSİ
Bu artışın yalnızca su miktarını değil, şehir yüzeylerinde biriken kirleticilerin de çok daha büyük miktarlarda körfeze taşınmasına yol açtığını söyleyen Saydam, kısa sürede gerçekleşen yoğun yağışların sistemi ani yüklerle zorladığını vurguladı.

Saydam, özellikle Bayraklı hattı başta olmak üzere körfeze ulaşan derelerin büyük bölümünün beton kanallara dönüştürülmesinin kritik bir etki yarattığını ifade ederek “Ancak bu artış yalnızca su miktarındaki yükseliş anlamına gelmiyor. Aynı zamanda şehir yüzeylerinde biriken kirleticilerin çok daha büyük miktarlarda taşınması anlamına geliyor. Kısa sürede düşen yoğun yağış, sistemi yavaş yavaş değil, ani yüklerle zorladı. Bayraklı hattı başta olmak üzere körfeze ulaşan derelerin önemli bir bölümü uzun yıllardır beton kanallara dönüştürülmüş durumda. Doğal bir dere, suyu yavaşlatır, toprağa sızdırır ve taşıdığı yükün bir kısmını tutar. Beton kanal ise bu süreci ortadan kaldırır. Su hızlanır, filtreleme ortadan kalkar ve taşınan tüm yük doğrudan denize ulaşır. Bu durum özellikle yoğun yağış dönemlerinde belirleyici hale gelir. Yağmurla birlikte asfalt yüzeylerden süpürülen kirleticiler, hiçbir doğal süzülme sürecinden geçmeden körfeze boşalır Üstelik bu akış, su sirkülasyonunun zayıf olduğu iç körfez bölgesine yönelir. Böylece taşınan yük yalnızca artmakla kalmaz, aynı zamanda birikme eğilimi de gösterir.” dedi.

UYDU VERİLERİNİN GÖSTERDİĞİ YOĞUN BESİN YÜKÜ
NASA uydu verilerine yansıyan klorofil artışının, denizde azot ve fosfor gibi besin tuzlarının yükseldiğini gösterdiğini belirten Prof. Saydam, bu durumun fitoplankton üretimini hızlandırdığını ifade etti. Bu yıl yaşanan tablonun, yağışla taşınan kirliliğin beton dereler aracılığıyla hızla denize ulaşmasının sonucu olduğunu söyledi.

SEZON BAŞLAMADAN ZİRVEYE YAKIN ÜRETİM
Geçen yıl sınırlı kalan etkinin bu yıl körfezin geneline yayıldığını aktaran Saydam, biyolojik üretimin sezon başlamadan, ilkbahar döneminde zirveye yaklaştığını vurguladı. Bu durumun körfezin yaz dönemi gelmeden önemli ölçüde “yük altında” olduğunu gösterdiğini belirtti.

RİSKLER: OKSİJEN TÜKENMESİ VE BALIK ÖLÜMLERİ
Deniz suyu sıcaklığının artması ve güneş ışınımının güçlenmesiyle birlikte biyolojik üretimin daha da hızlanabileceğini ifade eden Prof. Saydam şunları söyledi:

Normal koşullarda denizde biyolojik üretimin zirveye ulaşması yaz aylarını bulur. Ancak bu yıl yüksek klorofil seviyeleri ilkbaharda ortaya çıktı. Bu durum, sistemin daha sezon başında yüksek yük altında olduğunu gösteriyor. Başka bir ifadeyle körfez, yaz gelmeden önce önemli ölçüde “dolmuş” durumda. Deniz suyu sıcaklığının artması ve güneş ışınımının güçlenmesiyle birlikte biyolojik üretimin daha da hızlanması bekleniyor. Bu koşullar altında mevcut yükün artması, sistemin dengesini zorlayabilir. Özellikle iç körfez gibi su hareketinin sınırlı olduğu alanlarda bu etkinin daha belirgin hissedilmesi olası. Yüksek biyolojik üretim sonrası oluşan organik madde, parçalanırken sudaki oksijeni tüketir. Bu sürecin ileri aşamalarında dipte oksijen seviyeleri kritik düzeylere düşebilir. Bu durumda hidrojen sülfür oluşumu, kötü koku ve yerel balık ölümleri gibi etkiler ortaya çıkabilir.

ARITMA TESİSLERİNE KRİTİK UYARI
Prof. Saydam ayrıca körfeze açık denizden temiz su taşıyan hat üzerinde yer alan Urla, Güzelbahçe, Narlıdere ve Balçova ilçelerindeki arıtma tesislerinin en ileri düzeyde çalıştırılması gerektiğini vurguladı.


SİSTEM ÜZERİNDE ÇOKLU BASKI
Prof. Saydam şunları söyledi:

“Bu yıl yaşanan tablo, tek bir nedene bağlı değil. Aşırı yağış, beton dere altyapısı, kentsel kirlilik ve zayıf su sirkülasyonu aynı dönemde birleşerek körfez üzerinde olağan dışı bir baskı oluşturdu. Ortaya çıkan sonuç, uydu verilerinde açıkça görülüyor: İzmir Körfezi, bu yıl alışılmışın ötesinde bir klorofil yoğunluğuna ulaştı. Önümüzdeki süreçte, artan sıcaklık ve ışık koşullarıyla birlikte bu yükün nasıl yönetileceği belirleyici olacak. Sistem doğal nedenlerin etkisi ile bu kadar yüklenmişken yapılması gereken; körfeze açık denizden temiz suyu taşıyan hat üzerinde yer alan Urla, Güzelbahçe, Narlıdere ve Balçova hattında yer alan ilçelerdeki arıtım tesislerinin en ileri düzeyde çalıştırılması ve körfeze can suyu olacak akıntılarla gelen temiz suyun kalitesini bozmamak olmalıdır.