İstanbul Boğazı'ndaki iki köprü ve Türkiye genelindeki yedi otoyolun özelleştirileceği iddiasına ilişkin tartışma devam ediyor.
Söz konusu planın hayata geçmesi durumunda bu yapıların işletme hakkının 25 yıllığına devredilmesi ve geçiş ücretlerinin zamlanması gündeme gelecek.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Sert eleştirilerde bulunduktan sonra şunları kayda geçirdi:
Cumartesi günü, mübarek Ramazan'ın üçüncü gününde düzenlediği iftara katıldık. Oturduk iftar yaptık. Kürsüde siyaset yoktu. İftar bitti dağıldık, iktidarda kalmayı kötülüğe endekslemiş insanlar ... Masadaki AK Parti Genel Başkanvekili'ni bile görmeden o masaya 'Bu iftarı Saadet değil, İstanbul Büyükşehir yaptı' dediler.
Milli Görüş hareketinin sadık savunucularını çok üzdü. Biz de çok rahatsız olduk. Bir Saadet Partili kolumu tuttu, 'Genel Başkanım sen onlara bakma, iftarı İBB kasasından verenler AK Parti'ye gitmişti. İftarı kendi cebinden yapanlar Milli Görüş'te devam ediyor.'
Şimdi gelmişler Boğaz'daki iki köprünün... Biliyorsunuz üçüncü köprü çok pahalı. Birinci ve ikinci köprüyle yedi otoyol. Devletin yaptığı ve bizim olan, geçiş ücretleri de diğerlerine göre makul olan yerleri de satmaya niyetlendiler.
Devletin yaptığı köprü 59 TL, Tayyip Bey'in kendi bulduğu Kocaeli'yi Yalova'ya bağlayan köprü 959 TL.
İzmir'den Çeşme'ye gidiyorsun. Rahmetli Özal'ın Semra Hanım'la kaset dinlediği yerlerde 103 kilometre 59 lira. Akhisar'a kadar gidiyorsun 103 kilometre 359 TL.
Şimdi bu köprüleri alıp satmaya ve 59 TL olan geçiş ücretini 300-350 yapmaya gayretliler. Özelleştirmeye niyetliler. Niyet ettikleri para 3 milyon dolar.
Yani beş yıllık kirasıyla 25 yıllık gelirini satacaklar. Üç senelik parayı peşin almak için 25 senelik kazancı bırakıyoruz. İşin kötüsü, bıraktıkları 59 TL'lik ücreti 359 TL yaparak verdikleri parayı belki de bir senede alacaklar. Kalan zamanda hepimizi kendi köprümüzden geçerken... Yani alternatifi de yok ki, bir tane bedava olur diğerlerini özelleştirirsin... Öyle bir köprü de yok. Bir kişi düşünün, Anadolu Yakası'nda oturuyor, iş yeri Avrupa Yakası'nda. Bugün 60 TL veriyor. Ki bence o da saçma da... Yarın 359 TL ödeyecek.
Bunu soruyoruz, bu soruya net bir cevap ver. Her şeye cevap veriyorlar tek bir kelime yok. Sayın Erdoğan'dan bir kelime cevap yok. Belgeleri paylaştım.
Bir değerli gazeteci sormuş, 'Satacak mısınız?'. O da demiş ki; kesin satacağız diyemeyiz, piyasasını araştırıyoruz. Bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum. Köprülerin satılacağından haberdar olan vatandaşlarımızın oranı yüzde 40. Destekleyenlerin oranı yüzde 10. Altın yumurtlayan tavuğu yabancılara satmak istiyorlar.
Adam fiyatına 5 katına çıkardığı gün bir yılda toplayacak. O para bana lazım. O para Türkiye İttifakı'na lazım. Biz o parayla emekli maaşını asgari ücrete çıkaracağız. O parayla asgari ücreti yükselteceğiz, KOBİ'ye, sanayiciye, esnafa destekleme primi vereceğiz.
Farkı kiminde koruyoruz, kiminde açıyoruz ama Cumhuriyet Halk Partisi önde. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gittiği görünüyor, gözü yolda olanlar gözü milli parklara dikmiş. Ya sen düşünsene, sen burada Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar partisisin, sen işgal ordusu değilsin ki.
Demokrasiye inansan bugün gidersin yarın gelirsin. Abant’ı milletin elinden alıp yandaşa vermenin, orman idaresinden alıp, kültür bakanlığından alıp bir takım yerleri yandaşlara peşkeş çekmenin ne şeyi var?
Giderayak Abant’ı verecek yandaşa, Uludağ’ı verecek yandaşa, efendim uğraşıyor işte Yerebatan Sarnıcı’nı alacak verecek yandaşa, Galata Kulesi’ni alacak verecek yandaşa... Vallahi bu Galata Kulesi’ni Cenevizlilerden kurtarmak bu AK Parti’den kurtarmaktan kolay, vallahi daha kolay.
Ama bütün vatandaşlarımıza söylüyorum: Bil ki bu iktidar köprü satıyor, giderayak satıyor. Bil ki Abant’ı satıyor, Yedigöller’i satıyor, Spil’i satıyor, Uludağ’ı satıyor; bil ki gittiğindendir. Aha buradan da alacaklara söylüyorum, alacaklara: Daha bugüne kadar Özgür Özel’in yapacağım deyip de şartlar oluştuğunda yapmadığı bir iş, tutmadığı bir söz yoktur.
Buradan söylüyorum, bunlar istedikleri kadar satsınlar; millet bunları gönderip Cumhuriyet Halk Partisi’ni getirdiğinde, Türkiye İttifakı’ni getirdiğinde şimdi ağzı sulananlara söylüyorum; 99 yıllığına o Abant gölünü sizde tutmayız, çatır çatır geri alacağız. Hepsini geri alacağız.
Gün gelecek CHP'de bir balyoz operasyonu olacak. Otobanlardaki bütün gişeleri kıracağız. Almanya'da otobanda gişe mi var? Milletin köprüsü millete bedava olacak. O gün gelince biz kıracağız gişeleri.
Altın yumurtlayan tavuk kesilmez, satılmaz. Başkasına verirsen tavuğun zaten bugünkü yumurta elinde, ikincisi karnında; üç yumurtaya 25 yumurta verilmez diyoruz. Çok basit. Şimdi köprüyü satma diyoruz, Abant'ı, Uludağ'ı satma diyoruz; zarar ederiz diyoruz, inat ediyoruz satacağız diyorlar. Bakın devletin varlıklarının satılmasının bir faturası hemen çıktı.
Benim memleketim Manisa, kalbim Soma'da atıyor biliyorsunuz büyük bir facia yaşadık. Yırca'da ağaçlar kesilirken de 301 evladımız katledilirken de hep Soma'daydık. 86 duruşması oldu 86'sına katıldım. İlk gün 10 bin kişi kapıdaydı, son gün 240 kişi kararı dinledik ama fikri takipten vazgeçmedik.
İşte ben o Soma'da yine böyle altın yumurtlayan bir tavuk, belki daha fazlası; Soma Termik Santrali var. Yıllardır çalışıyor, yıllardır para basıyor, yıllardır Soma'yı ısıtıyor. Yıllarca uğraştık işte filtresi düzgün olsun Soma zehirlenmesin diye. Devlet çalıştırırken filtre var, özelleştirilenlerde yok; yapmayın dedik.
Bunlar tutturdular, 2015 yılında Soma Termik Santrali'ni özelleştireceğiz. Dedik yapmayın. Ya kardeşim bu kömür geliyor, elektrik oluyor satıyorsun. Elektriğin alıcısı belli, elektriğin alıcısı var parası peşin. Kömürün alıcısı var parası peşin.
Biz niye satalım bunu da başkası para kazansın? Bizim kazandığımız para... Hayır özelleştireceğiz. Yaptılar bir özelleştirme, önünde hiç yoksa 10 kere basın açıklaması yapmışımdır.
Yanımda kim var o gün? O gün yanımda avukat Sercan Okur var ilçe yöneticisi, Levent Elbinsoy var o dönemin yeni emekli sendikacısı. Anlatıyoruz yapmayın bunu diye, dinlemediler. Konya'dan işi işte yoğurt, süt, gofret, Torku diye bir şirket. Kıymetli bir şirkettir, kooperatifleri severiz biz; o gün de dedim herkes bildiği işi yapsın.
Gelirsiniz buraya Konya'daki kooperatifin üyesinin de parasını batırırsınız, yapmayın dedik. Hayır Torku gelecek... O zaman en büyük desteği AK Parti veriyor. Efendim biraz da Konya kooperatif falan görmüş; Torku gelecek Soma'nın yüzü gülecek, Özgür Özel önümüzden çekil, özelleştirme Soma'yı şaha kaldıracak...
'İFTARDA ORTAKLAŞTIĞIMIZ BİR NOKTA VARDI'
Biraz önce söyledim, Saadet Partisi'nin iftarında oturduk, özellikle iç siyasetten uzak durduk ve bir konuda ortaklaştık. Neydi o? 71 binden fazla insan öldürüldü Gazze'de. Bunların çoğu kadın ve çocuktu. Bu konuda değerli genel başkanlar önemli yaklaşımlarda bulundular. Sayın Davutoğlu bu konuda meclis grupları birlikte bir çalışma yapsın dedi, olumlu yaklaştığımızı kendisine ifade ettim.
Kürsüde de hepimizin üzerinde ortaklaştığı önemli bir nokta vardı; o da Filistin'in, Filistinlilerin güvenliği, Gazze'nin, Batı Şeria'nın güvenliği ve bu konuda Türkiye'nin doğru bir yerde durması. Malum Trump, 'Barış Kurulu' diye bir kurul kurdu.
Adı barış; düşünün ki Barış Kurulu'nda Filistinliler yok. Kim var Barış Kurulu'nun başında? 'Gazze'yi gördüm, güzelmiş, önü deniz. O şeritte yüksek, güzel oteller yapacağım, kasinolar, kumarhaneler yapacağım. Orası bir eğlence merkezi olmalı, önünde de doğal gaz var. Gazze'yi sevdim, orayı istiyorum' diyen Trump, Barış Kurulu koymuş başına geçmiş.
'AKLI BAŞINDA HİÇBİR ÜLKE GİTMEDİ'
62 ülke davet etti, aklı başında hemen hemen hiçbir ülke gitmedi. 41 ülke reddetti. Örneğin İspanya, Pedro Sanchez; 'Gazze Gazzelilerindir, siz kim oluyorsunuz? Oranın kararını Filistinliler verir' dedi. Aynı fikirde olduğumuzu ifade ettik, 'gitmeyin' dedik. Adı Barış Kurulu, orada Filistin yok dedik, 'İsrail de yok' dediler. Sonra tam Trump'lık bir iş; önce İsrail'i çağırdığını söylemedi.
Tam Barış Kurulu'na millet gitti, yani gideceğini söyledi; aklı başında, güçlü dünya devi ülkeler burada yer almadı. Orta Doğu ülkeleri, kendini Trump'ın karşısında güçsüz hisseden kim varsa oraya gitti. Kendini Trump'a muhtaç hissedenler gitti. Bizimkiler de 'biz de geleceğiz' dedi.
Toplantıya üç gün kala Trump çağırdı Netanyahu'yu. Hangi Netanyahu? Elinde 71 bin kişinin, 40 bin çocuk ve kadının kanı olan Netanyahu. Trump'ın deyişiyle 'savaş kahramanı'. Ya savaş kahramanı nedir? Savaş kahramanı nedir? Bir savaşta başarılı olan birisidir. Filistin'de 71 bin kişi ölmüş, 40 bin çocuk, kadın ölmüş; ona kahraman diyor. Onun o kanlı ellerini tuttu, onu Filistin'in olmadığı 'Gazze Barış Kurulu'na oturttu.
‘ERDOĞAN'A OY VERENLERE SESLENİYORUM’
Bakın, aile fotoğrafı çektirmişler. Hakan Fidan, Erdoğan adına katıldı; Gideon Sa'ar, Netanyahu adına katıldı. Aile fotoğrafında birlikteler ve Filistin'in olmadığı bir Barış Kurulu'nda Gazze'ye kasinolar, kumarhaneler yapmaya, Trump'ın hayal ettiği çok katlı otelleri yapmaya, 'Beğendim, o plajda çok güzel turizm olur' dediği, 'Önündeki doğal gazı da istiyorum' dediği Gazze'nin işgal planına Hakan Fidan'la Netanyahu'nun -eli kanlı Netanyahu'nun, savaş suçlusu Netanyahu'nun- Dışişleri Bakanı birlikte katıldılar.
Buradan geçmişte 'Filistin davası bizim davamızdır' diyen, Erdoğan'a oy verenlere sesleniyorum. Köşelerinde 'Efendim, Erdoğan'ın güçlü yanı Filistin' diyenler; al sana Filistin, Erdoğan'ın güçlü yanı! Gazze'yi kana bulayanlarla oturup da 'Gazze'den Filistinlileri süreceğiz, etraftaki beş ülkeye oradan turizm yapacağız' diyenlerle aynı masaya oturanları bu Ramazan-ı mübarek günde milletimizin vicdanına şikayet ediyorum. Milletimizin vicdanına...