İnciraltı, özellikle havaların ısınmasıyla birlikte kent sakinlerinin en çok uğradığı noktalardan biri. Kent Ormanı ve sahil hattında yürüyüş yapanlar, bisiklete binenler ve deniz havası almak için gelenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Ancak kıyıdan birkaç adım ötede, suyun içinde bambaşka bir mesai başlıyor.

LÜKS SOFRALARI SÜSLÜYOR
Denizin içinde, kumun altında saklanan “akivades”, yani halk arasında bilinen adıyla kum midyesi için yüzlerce işçi günün ilk saatlerinden itibaren çalışıyor. Yunanistan, İtalya ve Fransa mutfağında özellikle makarna ve pizzaların vazgeçilmez sosları arasında yer alan bu küçük deniz ürünü, Avrupa sofralarına ulaşmadan önce İzmir Körfezi’nin kumlarından çıkarılıyor.

3 FARKLI YÖNTEM
Fakat bu iş dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. İşçiler, kum midyesini deniz tabanında yaklaşık 60 ila 90 santimetre derinlikteki soğuk suda kumun içinden çıkarıyor. Tokatlama, kasatura ve elek adı verilen üç farklı yöntemle yapılan bu çalışma hem fiziksel güç hem de sabır gerektiriyor.

SAYIDA DÜŞÜŞ
Bölgede yaklaşık 500 işçi bu işten ailesinin geçimini sağlıyor. Çoğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan İzmir’e gelmiş. Birçoğu için denizle ilk tanışma da bu iş sayesinde oluyor.

Kum midyesi kaçak olarak toplayan da bulunuyor, sertifikasını İnciraltı’ndaki kum midyesi çiftliğinde yasal olarak toplayan da var.

KAÇAK YOLLARLA YURT DIŞINA
Toplanan kum midyelerinin yolu da farklı. Kayıt dışı toplananlar çoğu zaman kaçak yollarla önce Yunanistan’a, oradan Avrupa pazarına gidiyor. Çiftliklerde yasal olarak toplananlar ise Türkiye’nin diğer önemli üretim noktalarından biri olan Çanakkale’deki tesislerde işlenerek yurt dışına ihraç ediliyor.

‘YOKSULLUKTAN VE ÇATIŞMALARDAN KAÇTIM’
İnciraltı’ndaki kum midyesi çiftliğinde çalışan iki balık adamla konuştuk. 44 yaşındaki Ömer, Diyarbakırlı. Kum midyesiyle tanışması ise yaklaşık 30 yıl öncesine dayanıyor. 1996’dan beri denizin içinde ekmeğini aradığını anlatan Ömer, İzmir’e geliş nedenini ise kısa ve net anlatıyor:

“Yoksulluktan ve çatışmalardan kaçtım geldim. O günden beri bu işi yapıyorum.”

Dört çocuk babası olan Ömer’e göre kum midyesi toplamak sadece bir iş değil, aynı zamanda yıllardır süren bir gelenek. Ailesinde de bu işi yapanlar var.

Ömer “İlk gelenlerden biri amcam. 50 senedir bu iş yapılıyor burada. O zamandan beri bu üründe bir azalma olmadı. Kum midyesi kendi kendine ürüyor, büyüyor ve ölüyor. Buna rağmen neden izin verilmiyor anlamıyoruz” dedi.

Ömer, yıllar içinde işçi sayısının ciddi şekilde azaldığını söylüyor. Eskiden bu işi yapan binlerce kişi olduğunu, bugün ise sayının birkaç yüz kişiye düştüğünü belirtiyor:

“Eskiden 3 bin kişi yapıyordu bu işi. Şimdi toplasan 500 kişi yok. Çoğu başka işlere kaydı. Asgari ücret yetmiyor. İnsanlar bir şekilde ekmeğini çıkarmak zorunda.”

Bu işi yasal şekilde yapabilmek için birçok belge çıkardığını da anlatan Ömer, bunun ciddi bir maliyeti olduğunu söylüyor:

“Bu işi yapabilmek için 15 belge çıkardım. Büyük masraf yaptım. Ama yine de alanlar sınırlı. Kaçak da olsa yasal da olsa bu mal gidiyor. Kaçağın önüne geçmek için daha fazla yasal toplama alanı açılmalı. Devlet süreci kontrol etmeli.”

Kum midyesi sezonunun 1 Kasım ile 1 Nisan arasında olduğunu anlatan Ömer, çalışma düzenlerini de şöyle aktarıyor:

“Çok soğuk olmazsa sabah saatlerinde giriyoruz suya. 3-4 saat çalışıyoruz. Bir çıktığımızda 10-15 kilo çıkarıyoruz. Bazen 20 kiloya kadar çıkıyor ama her zaman olmuyor. Ayda kaç gün çalışacağımız da havaya bağlı. Bazen 5-6 gün, bazen daha fazla.”

“Bizden kilosunu 350 liraya alıyorlar ama yurt dışına 1000-1200 liraya satılıyor. Kaçak alanlar ise 500 liraya satıyor. Soğukta çalışıyoruz ama işimizi severek yapıyoruz. Sorun şu ki kazandığımız yetmiyor.”

Denizde geçen 30 yıla rağmen sadece bir gün sigortasının olması ise en çok yakındığı konulardan biri.

“30 yıldır bu işi yapıyorum ama denizden tek bir gün sigortam var. Zabıta yakaladığında cezalarla birlikte 70-80 bin lira zarara giriyoruz. Bu saatten sonra başka iş de yapamam. Başka mesleğim yok. Gençler de artık bu işi yapmak istemiyor. Ne varsa eski işçiler.”

38 yaşındaki Mehmet’in hikâyesi de benzer. O da yıllardır kum midyesi topluyor.

Mehmet de “2002’den beri yapıyorum. 24 yıl oldu. Başladığımda daha sakalım bile yoktu” diyerek anlatıyor mesleğe girişini.

Üç çocuk babası olan Mehmet’e göre bu iş, birçok kişi için sınırlı seçeneklerden biri.


Mehmet “Bizim iş ya inşaat ya da bu. İnşaatı sevmediğim için bunu seçtim.” dedi.

Kışın en soğuk günlerinde bile suya girdiklerini söyleyen Mehmet, işin zorluğunu şöyle anlatıyor:

“Bu soğukta bile suya giriyoruz. Sürekli sağlık kontrollerinden geçiyoruz. Kum midyesini ben de yedim, tadı çok güzel. Bazen 20 kiloya kadar çıkarıyorum ama her zaman olmuyor. Bu işi kimseye önermem. Sigortası yok. Şu ana kadar sigortalı bir işte çalışsaydım çoktan emekli olmuştum.

İnciraltı sahilinde hayat, görünmez bir çizgiyle ikiye ayrılmış durumda. Sahil bandında yürüyüş yapanlar ve deniz havası alanlar için İnciraltı bir nefes alma durak noktasıyken, kıyıdan sadece birkaç metre ötede yüzlerce işçi için burası sert bir mesai alanı. Bu "iki dünya" her hafta sonu yan yana akıyor; ancak bir tarafın dinlendiği deniz, diğer tarafın beline kadar suyun içinde verdiği ekmek mücadelesinin ta kendisi.

Yıllar geçse de değişmeyen bu manzara, Türkiye’nin emek yoğun iş kollarındaki temel bir gerçeği de yüzümüze çarpıyor. Sigortasız geçen onca yıl, yasal belirsizlikler ve ağır fiziksel şartlar, lüks sofraları süsleyen bir ürünün arka planındaki gerçek maliyeti oluşturuyor. İşçilerin talebi ise çok net: Saklanarak veya ceza korkusuyla değil, devletin belirlediği yasal alanlarda, güvenceli bir şekilde çalışabilmek.

Günün sonunda, toplanan midyeler Avrupa yoluna çıkarken, işçiler ise soğuk suyun yorgunluğuyla evlerine dönüyor.