Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Teşkilatı ile İftar programında konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
"Böyle mübarek bir akşamda, böylesine güzel bir atmosferde sizlerle beraber olmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum.
Gönüllerimizi bu bereket sofrasında bir araya getiren partimizin genel sekreterliğine teşekkür ediyor, davetimize icabet eden siz kardeşlerime de şükranlarımı sunuyorum.
AK Parti olarak manevi duyguların doruk noktasına çıktığı; sevginin, muhabbetin, yardımlaşmanın, dayanışmanın daha bir anlam kazandığı Ramazan ayını en güzel şekilde idrak etmenin çabasındayız.
Genel merkez birimlerimiz, milletvekillerimiz, kadın kollarımız, gençlik kollarımız ve yerel yönetimlerimizle tam kadro sahadayız.
Yurt içindeki vatandaşlarımızla iftarın ve sahurun bereketini paylaşırken yurt dışında yaşayan kardeşlerimizi ve soydaşlarımızı da ihmal etmiyoruz.
Halep'ten Saraybosna'ya, Varna'dan Prizren'e kadar kalbimizin birlikte attığı kardeşlerimizin olduğu her yerde Ramazan coşkusunu birlikte paylaşıyoruz.
Görüyorum ki Ankara teşkilatımız da büyük bir samimiyetle şehrimizin her semtine, her mahallesine ve her hanesine ulaşmaya gayret ediyor.
"İnşallah aynı çizgide ilerleyeceğiz"
'Gönülden Gönüle' projesiyle geçen Ramazan'da 150 bin haneye ve 500 bin vatandaşımıza ulaşan teşkilatımızın hizmetleri takdire şayandır.
Ramazan'ın ilk 10 gününde 75 bine yakın haneye ve yaklaşık 300 bin kardeşimize selamımızı götürmenizden ayrıca memnuniyet duydum. Her birinizi tebrik ediyor, Allah sizlerden razı olsun diyorum.
Ankara teşkilatımızla birlikte partimizin kardeşlik siyasetini gönül ve kültür coğrafyamızın dört bir köşesine taşıyan belediyelerimizi de aynı şekilde yürekten tebrik ediyorum.
Hep söylediğim gibi; bizim temel misyonumuz her zaman ve her yerde vatandaşımızla birlikte olmak, hemhal ve hemdert olmaktır. Eğer yaraları sarabiliyorsak, dertlere derman olabiliyorsak, sorunlara çözüm üretebiliyorsak, milletimizin hayır duasını alabiliyorsak işte o zaman vazifemizi yerine getiriyor, bulunduğumuz makamın hakkını veriyoruz demektir.
Biz 23 yıldır hep bunu yaptık. İnşallah aynı çizgide ilerleyeceğiz.
"Çıtayı biraz daha yükseğe çıkarmak zorundayız"
Burada şunu da altını çizerek ifade etmek isterim: 86 milyonun emanetini ve yüz milyonlarca mazlumun umudunu taşıyan bir kadro olarak durmak, duraklamak, rehavet içine girmek gibi bir şansımız, böyle bir lüksümüz yok.
Özellikle çıkar amaçlı suç örgütlerinin dikte ettiği gündemlere hapsolmuş muhalefetin vizyonsuzluğuna bakarak hızımızı düşüremeyiz.
Tempoyu sürekli artırmak, çıtayı biraz daha yükseğe çıkarmak zorundayız. Dolayısıyla koşturmaya devam edeceğiz. Daha fazla kalbe dokunmaya devam edeceğiz. Daha çok insanımızın elini tutmaya devam edeceğiz.
Durmadan, dinlenmeden, özellikle hiçbir insanımızı ayırmadan 86 milyonu muhabbetle kucaklamayı sürdüreceğiz.
Son gününe kadar inşallah Ramazan-ı Şerif'i bu şekilde değerlendirmenin, sabır ve samimiyet sınavını vermenin mücadelesi içinde olacağız.
Ramazan vesilesiyle çok daha sıkı sarıldığımız dayanışma ve paylaşma kültürümüzü yılın geri kalanında da devam ettirmenizi sizlerden bekliyorum.
Aziz kardeşlerim; dünyanın stratejik olduğu kadar en zorlu bölgelerinden birinde yaşıyoruz. Halihazırda uluslararası gündemi meşgul eden sorun, kriz ve çatışmaların kahir ekseriyeti bizim coğrafyamızda vuku buluyor.
"Filistin meselesi 80 yıldır kanamaya devam ediyor"
Mesela ümmetin kalbinde kapanmayan bir yara olan Filistin meselesi 80 yıldır kanamaya devam ediyor.
72 binden fazla şehit verilen katliamların ardından Gazzeli kardeşlerimiz son derece çetin şartlarda hayata tutunmaya çalışıyor.
Sudan'da dökülen kardeş kanı hepimizin yüreğini dağlıyor. Geçen yılki saldırıların ardından Lübnan'daki istikrar ortamı maalesef tam olarak tesis edilemedi.
Suriye'deki komşularımız, 1 milyon Suriyelinin hayatına mal olan 13,5 yıllık zulümden sonra yeniden ayağa kalkmak, yeniden huzura kavuşmak için yoğun bir mücadele içindeler.
Kuzeyimiz aynı şekilde; geçen hafta 5. yılına giren Rusya-Ukrayna savaşında gösterilen tüm diplomatik çabalara rağmen barışa giden yol henüz açılmadı.
Doğu Akdeniz'den Karadeniz'e ve Basra Körfezi'ne uzanan geniş bölgemiz sorunlarla, gerilimlerle ve ardı arkası kesilmeyen krizlerle boğuşuyor.
Değerli yol ve dava arkadaşlarım; tüm bunlara cumartesi günü komşumuz İran'a yönelik uluslararası hukuku açıkça ihlal eden saldırılar eklendi.
Şimdiye kadar saldırılarda aralarında İran dini lideri Ali Hamaney'in yanı sıra sivil ve askeri yetkililer ile masum çocukların da olduğu çok sayıda İranlı kardeşimiz hayatını kaybetti.
Merhum Hamaney başta olmak üzere saldırılarda hayatını kaybeden İranlı kardeşlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet, İran halkına ülkem ve milletim adına başsağlığı diliyorum.
Komşuları ve kardeşleri olarak İran halkının acısını paylaşıyoruz.
Her savaşta olduğu gibi burada da çatışmaların tüm yükünü sivillerin ve hiçbir günahı olmayan masum sabilerin çektiği bu acıyı görmekten büyük üzüntü duyuyoruz.
Biliyorsunuz Türkiye olarak ilk günden itibaren ihtilafa diplomatik yollarla çözüm bulunması için gayret gösterdik.
"Karşılıklı misillemelerden körfezdeki kardeşlerimiz de olumsuz etkilendi"
Taraflar arasındaki tansiyonun daha fazla tırmanmaması için bölgedeki dost ve kardeş ülkelerle birlikte elimizden geleni yaptık.
Fakat müzakere masasından umut edilen netice çıkmadı. Kandan ve kaostan beslenen İsrail'in de tahrikleriyle maalesef anlaşmazlık büyüyerek sıcak çatışmaya dönüştü. Karşılıklı misillemelerden körfezdeki kardeşlerimiz de olumsuz etkilendi.
Bunun üzerinde hemen harekete geçtik. Cumartesiden bu yana Amerikan Başkanı Sayın Trump, Katar Emiri Şeyh Temim, Kuveyt Emiri Şeyh Meşal, Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı Muhammed bin Zayed, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Avrupa Birliği Komisyon Başkanı von der Leyen, Almanya Şansölyesi Merz, NATO Genel Sekreteri Rutte gibi birçok liderle kapsamlı görüşmelerimiz ve istişarelerimiz oldu.
Bu görüşmelerde körfezdeki kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimizi iletmenin yanı sıra savaşı durdurmak için neler yapabileceğimizi ele aldık.
Ateşkes tesis edilene, bölgemizde tekrar sükunet hakim olana kadar her düzeyde temaslarımızı yoğunlaştıracağız.
Değerli kardeşlerim; bir defa şunun herkes tarafından bilinmesinde fayda görüyorum: Biz millet olarak kendimiz için istediğimizi komşumuz için de isteriz.
Tarihimizin hiçbir döneminde komşularımızın evindeki yangınlara bigane kalmadık. İlkeli, onurlu, insan hayatını merkeze alan barışçıl bir politika izledik. Bizim 23 yıldır bölgesel barış ve istikrar için nasıl samimiyetle çalıştığımızı, uluslararası siyaseti nasıl takip eden bir politika güttüğümüzü herkes biliyor.
Hiçbir karşılık beklemeden yürüttüğümüz bu çabaların haklılığı bugün çok daha iyi anlaşılıyor.
Tekrar ediyorum: Biz sulhun tarafındayız. Kan akmasın, gözyaşları dinsin, bölgemiz artık yıllardır hasretini çektiği kalıcı huzura kavuşsun istiyoruz.
Bilhassa şu mübarek Ramazan-ı Şerif'te hemen yanı başımızda çatışma, savaş, gerilim, katliam görmek istemiyoruz.
İran'ı hedef alan gayri hukuki saldırılarla bütün ilgili tutumumuz da bu yöndedir. İran bizim komşumuzdur. 1639'dan beri sulh-ü salah içinde olduğumuz İran halkı da bölgedeki diğer halklar gibi bizim kardeşimizdir.
Asırlardır yan yana barış içinde yaşadık. İnşallah daha nice asırlar boyunca İranlı kardeşlerimizle yan yana sulh ve sükun içinde yaşayacağız. Önceliğimiz ateşkesin sağlanması ve diyalog kapısının açılmasıdır.
Bakın çok açık söylüyorum: Şayet gerekli müdahalede bulunulmazsa çatışma sürecinin bölgesel ve küresel güvenlik açısından ciddi neticeleri olacaktır.
Böyle bir sürecin ortaya çıkartacağı ekonomik ve jeopolitik belirsizlikleri ise kimse taşıyamaz. Bunun için yangının daha fazla büyümeden söndürülmesi gerekiyor.
"Milletimiz bize güvenmeye, devletine güvenmeye devam etsin"
Elbette bu hassas süreçte ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğiyle ilgili tüm tedbirleri de alıyoruz. Hiçbir ihtimali göz ardı etmeden her gelişmeyi dikkatle analiz ediyor, her hadiseyi en ince ayrıntısına kadar tetkik ve tahlil ediyoruz.
Güvenlik ve istihbarat birimlerimiz sahadaki gelişmeleri zaten çok dikkatli biçimde takip ediyorlar. Yani 86 milyonun kılına zarar gelmemesi adına devletimize düşen görev neyse, bize hangi sorumluluk düşüyorsa harfiyen yerine getiriyoruz.
Buradan teşkilatımla birlikte 86 milyon vatandaşımıza da sesleniyorum: Milletimiz bize güvenmeye, devletine güvenmeye devam etsin. Türkiye kriz yönetiminde ciddi tecrübe sahibi; dirayetli, liyakatli ve umur görmüş kadroların riyasetinde elhamdülillah emniyettedir.
İttifak ve iktidar olarak ne yapılmaya çalışıldığını biliyoruz. Kapalı kapılar ardında yazılan senaryoları biliyoruz. Kurulan tuzakları, yapılan sinsi hesapları gayet iyi biliyoruz. Hangi ham hayallerin peşinde koşulduğunu çok iyi biliyoruz. Tüm bunlarla birlikte ne yaptığımızı ve ne yapacağımızı da gayet iyi biliyoruz.
"Rabbim birliğimizi ve dirliğimizi daim eylesin diyorum"
Bölgemizdeki diğer tüm krizlerde olduğu gibi inşallah bu fırtınalı sulardan da ülkemizi sahil-i selamete çıkartacağız.
Güçlü dış politikasıyla, güçlü ekonomisiyle, güçlü savunma sanayisiyle, güçlü askeri kapasitesiyle, hepsinden önemlisi güçlendirilmiş iç cephesiyle Türkiye inşallah her türlü badirenin üstesinden alnının akıyla gelecektir.
Hiç kimse endişe etmesin. Allah'ın izniyle istikbal Türkiye'nindir. İstikbal 86 milyon ferdiyle aziz milletimizindir. Yeter ki biz birlik ve beraberlik içinde hareket edelim. Yeter ki biz görüş ayrılıklarımızı; mezhep, meşrep, köken farklılıklarımızı bir yana bırakıp daha aydınlık, daha mutlu, daha müreffeh bir geleceği hep birlikte inşa etme irademizi muhafaza edelim.
Rabbim birliğimizi ve dirliğimizi daim eylesin diyorum. Rabbim ülkemizi, milletimizi, bölgemizi her türlü beladan korusun.
Bu düşüncelerle bir kez daha Ramazan-ı Şerif'inizi tebrik ediyor; oruçlarınızın, yaptığınız ibadetlerin Allah katında kabul ve karin olmasını niyaz ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.