Mutlak butlan kararı ile görevden alınan CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in İzmir ziyaretini siyasal ve iletişimsel olarak iki çerçevede değerlendirmek ve sonuçlar çıkarmak mümkün…
Özel, toplumun önünü açacak ve muhalefeti etrafında toparlayacak bir siyaset mühendisliğinin hazırlığını yaparken toplum ile siyaset arasındaki ilişkiyi de “samimiyet-mağduriyet” yönünden yeniden şekillendirmenin yol ve yöntemlerini deniyor. Özel’in bunun karşılığının olup olmadığının ilk sınavını İzmir’de verdi, karşılık da buldu.
Alternatif il binası açılışı ve alternatif il başkanı ataması ile partide ayrılığın ilk fiziki ve psikolojik adımlarını da İzmir’de atan Özgür Özel’in İzmir’i yeni siyaset tarzının bir laboratuvarı olarak değerlendirdiğini söylemek mümkün…

Ziyareti siyasal yönden değerlendirirsek;
-CHP Grup Başkanı Özgür Özel, İzmir programında siyasette yeni bir yaklaşım ve yeni bir yolu açacaklarının altını özellikle çizdi. Partinin iki dönem -6 yıl- üst üste kongre yapamaması nedeniyle seçime giremeyebileceği yönünde değerlendirmeler yapan Özel’in iki dönemi kesen tarih olan 26 Temmuz sonrasında yeni parti kurma ya da seçime girme sorunu olmayan başka bir parti ile ittifak yapma noktasında kararını net olarak verdiği, ufukta artık bir yol ayrımının olduğu İzmir programında berraklaştı.
-Özel’in Küçük Menderes havzasındaki konuşmalarının tamamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef aldığını, CHP’nin içini yargı eliyle karıştıran gücün Erdoğan olduğunu belirttiği görülüyor. Özel bir yandan parti içi meselelerde Kılıçdaroğlu ekibini hedef alırken asıl vurguyu da Erdoğan üzerinden yaparak bir “Butlan-Sultan ittifakı” kurulduğundan bahsediyor.
-Özel’in “siyasetteki yeni yaklaşımı”nın laboratuvarı ise İzmir olmuş durumda… Genel merkez binasını terk etmeme politikasının izdüşümünü İzmir’de de uygulatan Özel, ilk kez bir kentte “alternatif il binası” açtı ve ihraç edilen il başkanını “alternatif il başkanı” olarak yeniden atadı. CHP’nin İzmir yapılanması hem fiziki hem psikolojik olarak tam anlamıyla bölünmüş oldu. Hem il binası açarak hem de Kılıçdaorğlu MYK’sının uzaklaştırdığı ismi il başkanı olarak konumlandırarak Kılıçdaroğlu ekibine açıkça meydan okudu. Benzeri yaklaşımların başka kentlerde uygulanıp uygulanmayacağı ise İzmir’den çıkacak sonuca göre şekilleneceğini düşünenlerdenim. Özel’in özellikle Manisa örgütünün görevden alınması durumunda İzmir’dekine benzer bir yapılanma işletebileceği belirtiliyor. Yine ilçe yönetimlerinin ve başkanlarının görevden alınması durumunda “ilçe binalarını terk etmeme” yönünde bazı değerlendirmeler yapıldığı ve il binasında yapılanın bir benzeri olarak nöbet sisteminin ilçelere yayılabileceği yönünde bilgiler de mevcut…
-Özel’in ismini anmaktan kaçındığı isim ise partiden istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay oldu. Bayındır’da kooperatiflere belediyelerin destekleri konusunda yaptığı konuşmada Aziz Kocaoğlu’nun ve Tunç Soyer’in adını dillendirerek selamlayan Özel’in Cemil Tugay’ın ismini dillendirmemesi, bana göre, bir tercihti. Özgür Özel, alternatif bina açılışının çıkışında “Cemil beyle bir sorunumuz yok, buraya gelmesini zaten beklemeyiz. Biz CHP’deyiz, o şimdi ayrıldı. yeni parti kurulunca oraya geleceğim” cümlelerini kullandı. Özgür Özel’in CHP MYK kararı ile partiden ihraç edilen Çağatay Güç için alternatif il binası açarken Cemil Tugay ile ilgili “buraya gelmesini beklemeyiz” demesi de Özel-Tugay arasındaki siyasi bağın çok da sıkı olmadığı duygusuna yol açtı. Özel’in “partinin amiral gemisi” olarak tanımlanan İzmir’in amiralinin kim olduğu konusunda yeni bir tasarruf içine girdiği ve Çağatay Bey’in bu konuda bir adım öne çıktığını değerlendirmek mümkün.
Ziyareti iletişimsel yönden değerlendirirsek;
-Özel, olaylı genel merkez tahliyesi sonrası siyaset yapma tarzını baştan aşağı yeniledi. Siyasetçi ile toplum arasındaki makasın bir hayli açık olduğu siyaset sisteminde Özel, alışılmışın dışından bir yöntem izliyor. Mitinglerden ziyade ziyaretler yaparak kendisini toplum nezdinde “doğal önder” olarak konumlandırmaya çalışıyor. Ziyaretlerini miting havasına çeviren traktör kasasının, kahvehane sandalyesinin, bankın üzerinde konuşmalar yapan, vatandaşla yaptığı doğrudan sohbetlerle samimi ilişkiler kurduğu görülen Özel’in iletişimsel olarak, “halkın içinde ama sadece bir adım önünde” felsefesini benimseyip uygulamaya çalıştığını belirtebiliriz.
-Başkanlık koltuğu, miting otobüsü, partinin kasası elinin altından alınan Özel’in belirli araçlardan mahrum kalmasının da bir “mağduriyet algısı” oluşturduğunu gösteriyor. Ziyaret esnasında köylü kadınlarının “para toplayıp sana otobüs alacağız” demesi, Kiraz’da miting havasına çevrilen ziyaret esnasında Özel’in konuşma yapması için vatandaşların elden ele bank taşıması, Beydağ’da konuşma yaptığı sandalyenin saklanmasını isteyerek “seçimi kazanıp döndüğümde yine buradan sesleneceğim” demesi ve Muharrem İnce’nin Memleket Partisi döneminde kullandığı, hoparlörü patlak eski otobüsünü kullanmaya devam etmesi Özel’in “mağdur siyasetçi” algısını büyütüyor. Özel’in Türk toplumunun haksızlığa uğrayanla derin duygusal bağ kurma ve mağdur olanı koruma kodlarını iyi okuduğunu söylemek mümkün.
-İletişimsel açıdan negatif görüntü ise Özgür Özel’in topladığı kalabalık üzerinden yorumlandı. Özel’in siyasal rakiplerinin miting yerine ziyaret yapılmasını içerikten bağımsız olarak görüntüsel olarak değerlendirebilir. “Özgür Özel bir avuç insan toplayabildi”, “Özel meydanı dolduramadı” algısı siyasi rakiplerince pekala kullanılabilir.