İşi gücü bıraktık, Başbakan’’ı doğru bilgilendirmek ve ona, hiç olmazsa bu yaşından sonra bir şeyler öğretebilmek için çalışmaya başladık.’¶ Ne derece başarılı oluruz, bilemiyorum. İnşaat işinde çok doğru bir kural vardır; ’“Bozuk yapılmış binayı düzeltmekle uğraşma, yık yeniden yap, daha karlı çıkarsın’” diye. İsterse İlkokul’’dan da başlarız. Belki sonunda bize de ufak bir gemicik düşer, ne dersiniz?
Başbakan; ’“Şunu tüm samimiyetimle ifade ediyorum, eğer bu ülkenin otoriteleri Yılmaz Güney’’in filmlerine kulak vermiş olsalardı, inanın Türkiye bugün çok farklı yerlerde olabilirdi’” dedi.
Tamamen gerçeklerden uzak, buram buram riya kokan, sadece o salonda bulunanların hoşlarına gidecek trajikomik bir konuşma.
I. Ders; Yılmaz Güney hayatının 12 yılını cezaevi ve sürgünde geçirdi. 13 Eylül 1974 tarihinde Adana İli, Yumurtalık İlçesi Yargıcı Sefa MUTLU’’yu bir restoranda öldürdü. 1981 yılında Fransa’’ya kaçtı. 1984 yılında Fransa’’da kanserden öldü. Bir insanı bilerek ve isteyerek öldüren kişi, tüm insanlığı öldürmüş olur.
2. Ders; Yılmaz Güney’’in filmlerinde, genellikle fakir-zengin, ağa-köylü, zengin kızı- fakir genç temaları işlenmiştir. Bugün sosyal içerikli filmler olarak varsayılan bu filmlerde işlenen ’“fakirlik’” o zaman da tüm Türkiye’’nin kaderiydi. O tarihlerde İstanbul sadece TERKOS GÖLÜ’’NDEN su alabiliyordu. Türkiye’’de sadece 6 üniversite vardı. Bilecik ili, belediye Jeneratöründen elektrik alabiliyordu. Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde tek baraj yoktu. Boğaziçi Köprüsü 1973 yılında açılmıştı. Tüm iç ve dış engellemelere, darbelere, ambargolara rağmen Türkiye kalkınma hamlesini gerçekleştirmiş ve size SATTIĞINIZ DEV ESERLERİ bırakabilmiştir. Keşke siz de, sattığınız bu eserlerden BİR TANE OLSUN yapabilseydiniz.
3. Ders; Amacınız Yılmaz Güney’’in filmlerinden ’“DEMOKRATİK AÇILIM’” çıkarmaksa, buna ancak sizin aynı zamanda kasanız görevini yapan ’“KÜRTÇÜ DANIŞMANLARINIZ’” inanır. Dün Türkiye’’nin her yerinde, AKP Hükümeti’’nin kışkırtması ve teşviki ile yapılan Nevruz kutlamalarında açılan pankartlara bir bakın. Sadece ’“ ÖCALAN’’SIZ DÜNYAYI BAŞINIZA YIKARIZ’” pankartı, sizin demokratik açılımınıza uyar mı?Yılmaz Güney, eğer bugün yaşasaydı o da bu bölücülerden rahatsız olur, ’“NEFES’” gibi filmler yapmaya çalışırdı. Çünkü bu cennet vatanın değerini, yurt dışında kaçak olarak yaşadığı zamanlarda çok iyi anlamıştı.
Türkiye’’de askeri darbeler olmasaydı, yetişmiş devlet ve siyaset adamları ot biçer gibi biçilmeseydi, terör, başımıza dış destekli olarak bela edilip, binlerce canımız ve yaklaşık 300 milyar dolarımız heba olmasaydı; Türkiye bugün bölgenin EN BÜYÜK GÜCÜ HALİNE gelirdi. Balkan Paktı ve Bağdat Paktı kurulduğu gibi devam edebilseydi, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar bugün Türkiye’’nin önderliğinde barış ve güvenlik içinde olurdu. Ama bu başta ABD- İsrail ve İngiltere bu duruma rıza gösterebilecek miydi? Asla. Büyük Ortadoğu gibi emperyalist bir proje uygulanmaya kalkıldığında; karşısında, hem kendinin, hem de bölgenin yararlarını koruyacak güçlü bir Türkiye olurdu. Türkiye’’yi yöneten AKP diye bir parti de olmazdı.
Bu günlük ders yeter. Haftaya sınav var. Elektrikler kesildi, Emine Hanım çalıştırmadı gibi mazeretler dinlemem. Bilirsiniz, Hoca’’nın vurduğu yerde gül bitermiş!
DEMOKRAT PARTİ İÇİN KONUŞMA HAKKINIZI ÇOKTAN KAYBETTİNİZ
Konu şu; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, 29 Mart’’ta konusu ’“Türk Siyasi Tarihinde Adnan Menderes’” isimli bir panel düzenliyor. Konuşmacı olarak 9. Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel davet ediliyor. Fakat Aydın Menderes, Sayın Demirel’’in çağırılmasına tepki koyuyor. Rektör Prof. Şükrü Boylu durumu Sayın Cumhurbaşkanı’’na soruyor. Sayın Demirel, her zamanki devlet adamlığı zarafetiyle ’“Aydın Bey nasıl istiyorsa öyle yapın’” diye talimat veriyor.
Aydın Menderes, Rahmetli Başbakan Adnan Menderes’’in oğludur. Sadece oğludur, o kadar. Çakırbeyli Çiftliği’’nin mirasçısıdır. Rahmetli Menderes’’in siyasi davasının ve Demokrat Parti’’nin mirasçısı ve sözcüsü değildir. Aydın Bey o hakkı, REFAH PARTİSİ’’NE kaydolup ve ’“BEN PAZARA KADAR DEĞİL, MEZARA KADAR REFAH PARTİLİYİM’” dediği an kaybetmiştir. Demokrat Parti bir ’“HALK HAREKETİ’” idi. Hepimizin aileleri bu uğurda çok fedakarlıkta bulundu ve çok çileler çekti.
Aydın Bey, Sayın Demirel’’i sevmeyebilir fakat bu sevgisizlik, nankörlüğe dönüşmemelidir. Aydın’’da bulunan ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ’’NİN tüm kuruluş çalışmalarında ve bugüne gelmesinde Sayın DEMİREL’’İN büyük katkısı vardır.
Aydın Bey’’in bu yakışıksız tavrı kendi tercihi olabilir, yeni liderinin Erbakan’’dan sonra
Tayyip Bey olduğunu karşılıklı ev ziyaretlerinden anlıyoruz ama bu tavrıyla hem dinci basına malzeme olması, hem de Sayın Demirel’’i sevenleri üzmesi, o soyadına hiç ama hiç yakışmıyor.