Politika

Aytun Çıray’dan Özgür Özel’e uyarı: Parti bölünürse hain durumuna düşer!

CHP eski Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, mutlak butlan kararı sonrası partinin genel başkanlığına Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelmesi ile birlikte yaşanan gelişmeler ve İzmir’e etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yeni partinin ihanetle eş anlamlı olduğunu kaydeden Çıray, görevden alınan CHP İl Başkanı Çağatay Güç ve partisinden istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı da hedef aldı.

Abone Ol

EGEDESONSÖZ- CHP eski Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, mutlak butlan davası sonrasında parti içinde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

Deneyimli siyasetçi Çıray, Egedesonsöz’e yaptığı açıklamalarda, genel başkanlık koltuğuna geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu ile CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in karşı karşıya geldiği süreçte olası bir bölünme senaryosunun CHP’ye yapılacak en büyük kötülüklerden biri olacağını savundu.

Çıray, bölünme konusunun ihanetle eş anlamlı olacağını belirterek Özel’i uyarırken yaşanan gelişmelerin İzmir’e yansımalarına da değindi. Aytun Çıray, partiden ihracı istenen ve il başkanlığı görevinden alınan Çağatay Güç’ün parti binasında nöbet tutmasına tepki gösterdi ve Güç’ün il başkanlık görevine atanan Utku Gümrükçü’nün kapıya polis göndermeyi amaçladığını belirtti. Çıray ayrıca partisinden istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı da hedef aldı.

Çıray açıklamalarında şunları söyledi:

NORMALLEŞME DÖNEMİNDE O KADAR YUMUŞADI Kİ…
Cumhuriyet Halk Partisi'ni iki dönem olarak değerlendirebiliriz: Mutlak butlana kadar olan süreç ve ondan sonraki süreç. Mutlak butlana kadar olan sürece baktığımızda ne yazık ki istikrarlı bir siyaset ortaya konulamadı.

Yerel seçimlerin kazanılmasından sonra Sayın Özel'in ilk beyanatı 'bu oylar bizim değil, ödünç oylardır, ona göre siyaset yapmalıyız' oldu. Moral vermesi gerekirken kendi kitlesini frenleyen bir açıklamada bulundu. Bu açıklamadan hemen sonra, normalleşme adını verdiği; içeriğinin ne olduğunu hala anlayamadığımız, Tayyip Bey'in iktidarını eleştirmek yerine sistemi meşrulaştıran, yani tek adam sistemini meşrulaştıran bir süreç başlattı.

Bir diğer konu; Ekrem Bey'in tutuklanmasından sonra 19 Mart darbesinden söz ederek Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarını darbecilikle suçladı. Bir yandan bunu yaptı, diğer yandan darbecilikle suçladığı Adalet ve Kalkınma Partisi ile bir komisyon masasında ortak karar mekanizmalarına katıldı. Yani kendisini tekzip etti. Normalleşme döneminde o kadar çok yumuşadı ki, Tayyip Bey meclise geldiğinde ayağa kalkmayacak olan milletvekillerinin meclise girmemesi talimatını verecek kadar ileri gitti.

ÖZEL VE EKİBİ HUKUKU BİR VAR SAYIYOR, BİR YOK SAYIYOR
Hukuk konusunda bir mutabakata ihtiyaç var. Anlaşılıyor ki Cumhuriyet Halk Partisi'ni yönetenler, özellikle Özgür Özel ve ekibi, hukukun üstünlüğü konusunda kararsız. Bir var sayıyor, bir yok sayıyor. Bunun en büyük göstergesi şu: Mutlak butlan kararı çıktıktan sonra Sayın Özel hemen genel başkanlığı bırakarak kendisini grup başkanı seçtirdi ve böylece mutlak butlan kararını hukuki olarak tanımış oldu. İkinci olarak; hukuki olarak tanımış olmasının göstergesi Yüksek Seçim Kurulu'na başvurmasıdır. Yargıtay'a başvurarak hukuka güvenini bir kez daha ortaya koymuş oldu. Eğer güvenmiyorsanız, hukuktan hiçbir beklenti yoksa, her şey yanlışsa niye Yargıtay'a ve Yüksek Seçim Kurulu'na gidiyorsunuz? Liderlik kumaşı insanın böyle zamanlarda ortaya çıkar. İyi bir liderlik kumaşı varsa süreci iyi yönetir, partinizi yara almadan bu işin içinden çıkarırsınız. Yapılacak şey şuydu; Kemal Kılıçdaroğlu'nu arayıp grup başkanlığını tebrik ettikten sonra bunu bir el uzatma olarak değerlendirerek kendisiyle bir araya gelmek ve 'Sayın Genel Başkanım, bugüne kadar yapılan işlerde birlikte sorumluluk aldık. Şimdi de bu partiyi kavgasız, dövüşsüz bir kurultaya götürelim. Bu konuda her türlü iş birliğine samimiyetle hazırım' diyerek Kemal Bey'i köşeye sıkıştırmalıydı. Bunun yerine partiyi ihbar etmeyi tercih etti. Cumhuriyet tarihimizde parti genel başkanlığı yapmış birisinin ve arkadaşlarının kendi partisini işgal etmesi herhalde ilk defa oldu. Bunu eleştirirken partiye polis girmesini de eleştiriyor. Cumhuriyet Halk Partisi toplum gözünde bu iki hadisede büyük yara aldı. Bunun etkilerini ilerleyen dönemde göreceğiz.

PARTİ BÖLÜNÜRSE ÖZEL PARTİ HAİNİ DURUMUNA DÜŞER
Yeni parti meselesini ise önceden planlamışlar. Yeni parti konusunu çok önceden duyuyorduk. Bir ara vazgeçtiler. Öyle sanıyorum ki Sayın Meclis Başkanı ve Sayın Bahçeli; Bülent Arınç'la açıktan, diğer kişilerle de kapı arkası görüşmelerle Özel ve arkadaşlarını mutlak butlanın çıkmayacağına inandırdılar. Nitekim bunun göstergesi olarak Özgür Bey, 'Mutlak butlan çıkarsa bileklerimi keserim' dedi. Ondan sonra biraz rehavete girdiler. Mutlak butlan çıkınca tekrar bir yeni siyasi parti kurma arayışı ortaya çıktı.

Yeni parti olur mu, yaparlar mı? Bir siyasi parti kuruluşuna katıldım; yaparlar ama bu iş zor iştir, kaynak ister, imkan ister, zeki bir organizasyon ister. Bunları göreceğiz ama şunu söyleyeyim: Bir siyasi partide liderlik yapmış ve lider olma iddiası olan birisi, en ufak zorlukta liderlik yaptığı partiyi bölüyorsa, eğer Cumhuriyet Halk Partililer bir hain arıyorlarsa -ki bu ağır bir laf, asla kabul etmiyorum- Özgür Bey parti haini durumuna düşer. Atatürk'ün partisini bölme haini durumuna düşer. Özgür Bey, partiyi bölecek bir şey yaparsa Atatürk'ün partisini bölen hain durumuna düşer. Bu, kısa vadede fanatikler tarafından alkışlansa da uzun vadede bir güven bunalımı yaratır. Sosyal medyaya çok fazla bel bağlamamak lazım.

BİR SİYASAL MÜCADELE BAZEN YILLAR ALABİLİR
Zaman ne gösterecek, mahkemelerin sonuçları neler ortaya çıkaracak bilmiyoruz. 140 tane dosyadan bir tanesi bile gerçek çıkarsa bunu anlatmak zor olur. Demek istediğim şey şu; eğer bir mücadele yapılacaksa Cumhuriyet Halk Partisi içinde yapılmalı. Çünkü mücadele kanalları kapanmadı. '15-20 gün sabrederiz, sonra hareket ederiz' demek, böyle bir şey olabilir mi? Bir siyasi mücadele bazen yıllar alabilir. Naçizane önerim asla Cumhuriyet Halk Partisi'ni bölmesinler. Her iki taraf da kaybedecektir. Bu şakşakçıların olur olmaz anketlerine de kanmasınlar, gaz veriyorlar."

BÜTÜN İZMİR BİLİYOR Kİ; BU BELEDİYE BAŞKANI BAŞARISIZDIR
İzmir ise bu olayların küçük bir örneğinin yaşandığı yer haline geldi. Bu kafayla gidilirse, fanatiklerin alkışlarına inanılırsa, Cumhuriyet Halk Partisi önümüzdeki seçimlerden çok büyük yara alarak çıkar.

Cemil Bey ile ilgili malumu ilan ettim ve partisinden istifa ediyorsa belediye başkanlığından da istifa etmeli dedim. Aslında herkes karnından konuşuyor. Bütün İzmir biliyor ki; bu Belediye Başkanı başarısızdır. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin çalışma binası yok. Bunu yapamayan bir belediye anlayışı olabilir mi? Kordon'un kenarına beton çekerek suyu durdurmakla ilgili hayal dünyasındalar. Genel olarak hiç iz bırakmayan, bugüne kadar hatırlanabilir hiçbir hizmeti olmayan, Karşıyaka'yı borç batağında bırakmış birisi. Bu benim laflarım değil, CHP'liler söylüyor bunu.

Diğer yandan Cemil Bey'in istifa öncesinde genel merkez yöneticileri ile atanacak yeni il başkanı ile ilgili pazarlık yaptığı belirtiliyor. Gerçek anlamda özgürlükçü bir anlayış içinde olsa genel merkez ile aday pazarlığı yapmazdı.

UTKU GÜMRÜKÇÜ’NÜN İL BİNASINA POLİS GÖNDERMESİNİ BEKLİYORLAR, OYUNA GELİNMEMELİ!
Demokrasi istiyorlar ya, atamaya karşılar; tamamınız atandınız kardeşim! Hanginiz ön seçimle oraya geldiniz? Şimdi demokrasi naraları atıyorsunuz. Böyle ikiyüzlü siyaset olabilir mi? İzmir'de İl Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi'nin demokrasi nöbetini tutuyormuş. Kardeşim, sen seçilesin diye senin karşındaki adaylar bizzat Genel Başkan tarafından tehdit edilerek adaylıktan çektirildi. Hangi demokrasiden, hangi nöbetten bahsediyorsunuz? Bu ikiyüzlü siyaseti kim yutacak? Etrafınızdaki birkaç fanatik yutabilir ama Türk milletini kimse enayi yerine koymasın. Kimse ahmak değil. Sen gelirken atama serbest, karşındaki adaylar Genel Başkan tarafından çektirilince serbest. Ondan sonra hukuki kararı eleştirin ama hukuk bir şey emredecek, sonra il binasında nöbet tutacaksınız. Ankara'daki olaydan alıştılar. İl Başkanı Utku Gümrükçü’nün oraya polis göndermesini istiyorlar. Böyle bir oyuna düşürmek istiyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi'nin çekirdekten yetişmiş, belediye başkanlığına kadar her makamda görev almış birisi olan Utku Bey’in böyle bir oyuna düşeceğine inanmıyorum.

KEMAL BEY'İN BEYEFENDİLİĞİNİ İSTİSMAR EDİYOR
Tek üzüldüğüm şu oldu; dün akşam Kemal Bey'in katıldığı açık oturumda ne yazık ki gazeteciler; özellikle genç bir hanım vardı, suçun şahsi özelliğinden dahi bir haberdi. Açık oturum yapılıyor, lidere soru soracak, suçun şahsi olduğunu bilmiyor. Diğer hanımefendi ise adeta bir savcı gibi, küstahça tutumuyla oradaydı. Bu beni Türk medyası açısından üzdü. Aynı hanımefendiyi Ekrem İmamoğlu azarladığı zaman kem küm ediyordu. Kemal Bey'i başarısı ile ilgili değerlendirme ayrı bir konu ama her çıkan Kemal Bey'in beyefendiliğini istismar ediyor. Ayıp değil mi? Kılıçdaroğlu “Rüşvet verdim diyen birisi var Genel Başkan Yardımcısı niye ona dava açmıyor?” diyor. Onu savunuyorlar, düşünebiliyor musunuz? Hırsızı savunan gazeteci nerede, araştırmacı gazetecilik nerede? Ben onların yerinde olsam bir tane dava seçerim, bir itirafçıyı seçerim; yer, zaman, olay açısından tutuyor mu diye araştırırım.