Bazı kelimeler vardır ki, anlamları birbirine çok yakın olmasına rağmen, farklı anlamlarda algılanma şansına neden olabilir. Geçtiğimiz günlerde 10 Kasım günü ben de bu kaos ortamı ile karşılaştım. Bu üç kavramdan birincisi ANIMSAMAK; bilinip, unutulan bir şeyi akla getirmek ve hatırlanmak olarak açıklanıyor Türk Dil Kurumu tarafından basılan sözlüklerde. KUTLAMAK; kutlama, kutlama işi, tebrik etmek, armağan ile anlatmak, önemli bir olayın gerçekleşmesinin yıl dönümü dolayısıyla tören yapmak olarak biliniyor. ANMAK ise; birini veya bir şeyi akla getirerek sözünü etmek veya onu düşünmek ve hatırlamak.

Diyeceksiniz, nereden çıktı bu üç kavramı açıklamak ya da birbirleri arasındaki farklılıkları tanımlamak? Hepimizin bildiği gibi, çevremizde oldukça farklı kişilik özelliğine sahip kişiler vardır. Bunlar çok yakın arkadaşlarımız, dostlarımız olsa bile, kelimelerin içinde bile bir 'art niyet' bulmaya çalışır. Buldukları bu kelimeleri karşı tarafa söylediklerinde de, çok matah bir şey yaptıklarını zannederler. Sanki 'bak senin açığını yakaladım' ya da 'seni kıstırdım' derler. Bana göre bu ve benzeri hareketler bu planları yapan kişiler için üzüntü duyduğum bir olaydır. Enerjiye, sevgiye ihtiyacımız olduğu her dönemde ve her günde, bu kişilerin 'negatif enerji' yayarak, çevreye verdikleri zararın sadece kendilerine dokunduğuna inanırım.

10 Kasım 1938 tarihi bütün Türk halkı için, Ata'mızı kaybettiğimiz üzücü bir gündür. Yaklaşık 77 yıldır sevgiyle anımsadığımız, yaptıkları ile gurur duyduğumuz büyük lider Atatürk'ün bize bırakmış olduğu çok özel bir 'mirası' düşünmek beni her zaman mutlandırmış, umutlandırmış ve onun yolunda izlemeye karar veren bir kişi olmama yol açmıştır. Bir insanın arkasında bıraktığı en büyük MİRAS, kendi düşüncelerini yaydığı kişilerin sayılarının çokluğudur. Şöyle bir düşündüğümüzde ise, bu sayının milyonlarca hatta yılları da dikkate alırsak çoğalan miktarlarda artarak gittiğini düşünebiliriz. Bu ne anlama geliyor? Ata'mızın bize bıraktığı MİRAS ne olabilir? Ve biz bu mirasa ne kadar sahip çıkabiliyoruz? Bu mirası ne kadar içselleştirdik? Ne kadar çocuklarımıza aktarabiliyoruz?

İşte en büyük mesele bu bence. Yoksa, anımsamak mı; kutlamak mı; anmak mı laflarının hiç mi hiç önemi yok diye düşünüyorum. Ancak bunu söylerken çok da emin olamıyorum. Acaba sadece ben mi bunu böyle algılıyorum. Ya da komşum ne düşünüyor? İki adım ötedeki insanlar Atatürk'ü, Türkiye'yi çağdaş, uygarlık düzeyine ulaştırabilmek için esas alan aklın ve mantığın izlediği bir yolun lideri olarak mı görüyorlar?

Atatürk ilkeleri olarak bilinen; Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, İnkilapçılık düşüncelerini kaç kişi, ne anlamda yorumluyor? Bu ana fikri besleyen bütünleyici ilkeler arasında bulunan; ulusal bağımsızlık, ulusal birlik, çağdaşlık, akılcılık ve ulusal egemenliğin ana fikri sizce nedir? Hangi bölgede bu düşünceler yerleşmişken, hangi düşünceler sanki '…..mış gibi' algılanıyor.

Atatürkçü Düşünce Sistemi içinde birbirine bağlı bütün oluşturan Devrimleri, Atatürk neden yaptı sizce? Bu amacın içinde; Türk milletinin son asırlarda geri kalmasına neden olan bütün kurumları kaldırarak yerine milletin karakterine, şartlara ve çağın gereklerine uygun ve ilerlemeyi sağlayacak yeni kurumlar kurmak ve Türkiye'yi çağdaş medeniyetlere çıkarmak mı var?

Siyasi Devrimlerin arkasındaki konu başlıklarına baktığımızda, bir liderin bu kadar uzağı görebilen bir düşünce yapısına nasıl sahip olduğuna insan inanamıyor. Düşünebiliyor musunuz; sadece Saltanatı kaldırmıyor, Cumhuriyet'i ilan ediyor, Halifeliği kaldırıyor ve bir de kadınlara siyasete gitme haklarını veriyor.

Diğer yandan Toplumsal Devrimler aracılığı ile; şapka ve kıyafet devrimi yapıyor. Şu günlerde bütün gençlerde gördüğüm 'Osmanlı sakalları'na bakarak bu 'yeniçeriler kim?' dediğimiz bir ortamda, radikal bir kararla, 'Haydi Avrupalı gibi giyinin' diye emir veren büyük bir lideri yaşıyoruz. Soyadı kanunu, Tekke ve Zaviyelerin kaldırılması yine aynı değişimin müthiş bir başka parçası…

Okumak için kişinin kendi Türk okullarına gitmesi, üniversiteli olması, Medreselerin kaldırılması, Dil devrimi eğitim konularına, Atatürk'ün neden bu kadar önem verdiğini düşündürüyor? Nasıl bir ülke düşünmüş olabileceğini anlamaya çalışıyorsun? Okuma yazma oranının çok düşük olduğu bir ülkede, halkın eğitimli olması için gösterdiği bu açık reform acaba ne kadar anlaşıldı?

Son olarak ekonominin önemini vurguladığı bazı gelişmeler bile halen tam anlamını bulamasa da halkın tarıma özendirilmesi, Tarım Kredi Kooperatiflerinin kurulması, Köy Enstitülerinin bilinçlendirmeyi artırması ve İzmir İktisat Kongresi'nde alınan kararlar, Atatürk'ün bugün bile neden halen anlaşılamadığını bizlere gösteriyor.

Ne kadar acı değil mi? Bu kadar önemli bir lidere sahip oluyoruz. Bu konuda yapılan bütün devrimler bir insanın kutlanılmasını, anılmasını ve aynı zamanda anımsanmasını sağlıyor. Ben uzun zaman sonra 10 Kasım 2015 tarihinde sabah saat 09.05'de öğrencilerim ile saygı duruşunda bulunurken, gözlerimin dolduğunu fark ettim. İlk defa karşımda Türk gençliği belki de cıva gibi duruyordu. Benim gözlerimin dolduğunu fark ettiklerinde, omuzlarını daha da dikleştirdiler. İşte o zaman her şeye yeniden başlamak gerektiğini anladım.

Yani yeniden başlıyoruz, 1938'den sonraki adımlara. Yani, MİRAS'IN doğru anlaşılmasını sağlamaya. Bu miras ki, hepimizin bilmesi, izlemesi gereken bir 'yol haritası' var. Bu yol haritasının rotası çok açık ve belli. Ben MESAJI yeniden değerlendiriyorum. İlk kapısını çaldığım yer ise İzmir-Karşıyaka'da varoşlar dediğimiz bir mahallede TOKİ evlerinin bulunduğu bir merkezdeki ilk öğretim okulu….

Burada Atatürk'ün ilke ve devrimlerini anlatmanın dışında, yaratıcı, sorgulayıcı, üreten gençler yetiştirmek için adımlarımı sıklaştırdım. Siz de kendinize bir mahalle, bir ilkokul buldunuz mu? Yeniden sıfırdan başlamak lazım dedik. Yeniden ve sıfırdan. Her şart aslında bir bakış açısı kazandırır insana ve bunu 'olumluya dönüştürmek' hepimizin elindedir.