Buse AÇIKALIN/EGEDESONSÖZ- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2024 verilerine göre Türkiye'de 6-17 yaş arası çocukların yüzde 13.8'i ayda en az birkaç kez akran zorbalığına maruz kaldığı, cinsiyete göre bu oranın erkek çocuklarda yüzde 13.4, kız çocuklarda ise yüzde 14.2 olarak açıklandı.

Son dönemde gerek okullarda gerekse sosyal medyada giderek artan akran zorbalığı, çocuklar ve ergenler üzerinde derin psikolojik etkiler bırakarak ruh sağlığını ciddi biçimde tehdit eden önemli bir toplumsal sorun haline geldi.

Geçtiğimiz hafta İzmir’de yüksekten düşme sonucu hayatını kaybeden 16 yaşındaki Kemal Utku Taş’ın, olay öncesinde katıldığı okul gezisinde akran zorbalığına uğradığı iddia edilmişti. Aile tarafından yapılan açıklamalarda, ölümünde akran zorbalığının etkili olduğu ileri sürülmüştü.

Psikiyatr Prof. Dr. Zeki Yüncü, Egedesonsöz’e akran zorbalığının artmasının sebepleri ve çözüm yolları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Haksız rekabet ortamının ve toplumda artan kaygı düzeyinin akran zorbalığını tetiklediğini belirten Yüncü, akran zorbalığı ile baş edebilmek için normalleşmenin ve temel değer yargılarına geri dönmenin gerekli olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Yüncü, “Çocukların teknolojiyi doğru biçimde kullanmayı  öğrenmeleri gerekiyor” – Ege Üniversitesi Haber Ajansı

“KAYGI ARTTIKÇA ZARAR VERME EĞİLİMİ ARTIYOR”
Toplumdaki kaygı ve kaotik ortamının artması ile birlikte insanların birbirine daha çok zarar vermeye başladığını belirten Yüncü, “Toplumların belli bir dengeye ve istikrara sahip olması gerekir. Toplum hayatında bu denge sağlandığında, yani normalleşme gerçekleştiğinde; dünyada, ülkede ve toplumda bu tür olayların giderek azaldığını görebiliyoruz. Ancak toplumdaki kaygı arttıkça, kaotik durumlar çoğaldıkça, insanların birbirine zarar verme eğilimleri arttıkça ve madde kullanımı yaygınlaştıkça bu tür olayların da giderek daha fazla arttığını görmek mümkün oluyor” dedi.

“HAKSIZ REKABET, AKRAN ZORBALIĞINA OLAN YÖNELİMİ ÇOĞALTIYOR”
Toplumda ön planda olan isimlerin suç ve skandallarla anılmasının, gençler arasında huzursuzluk ve geleceksizlik duygusunu derinleştirdiğini ifade eden Yüncü, “Gazetelere ya da sosyal medyaya baktığımızda, toplumda ön planda olan kişilerin, kanaat önderlerinin, medyada sıkça yer alan isimlerin, spor kulüplerinin üst düzey yöneticilerinin ve farklı alanlardaki bazı kişilerin, bahis, şike, fuhuş, uyuşturucu madde kullanımı ve kara para aklama gibi olaylarla anıldığını görüyoruz. Bu durum, özellikle gençler arasında ciddi bir huzursuzluk ve çözümsüzlük duygusuna neden oluyor.

Bu durumlar gençlerin okulla olan bağları zayıflıyor, geleceğe dair kaygıları artıyor ve rekabet duyguları tetikleniyor. Rekabet her zaman kötü bir şey değildir hatta doğru koşullarda geliştirici bir unsurdur. Ancak burada söz konusu olan, haksız rekabettir. Haksız rekabet fuhuş, bahis, şike, uyuşturucu madde kullanımı ve çeteleşme gibi toplumsal olumsuzlukların insanlar arasında olumsuz duygulara ve çözümsüzlüğe yol açmasına neden oluyor. Bu durum gençlerin geleceğe dair kaygılarını artırıyor. Artan kaygılar, zamanla kişilerin kendilerini geleceğe karşı duyarsızlaştırmasına, adeta bir umursamazlık geliştirmesine neden oluyor. Bu noktada bireyler, gelecekle ilgili plan yapamaz hale geliyor.

Bu süreçte gündelik şiddet, içsel tepkiler ve başkalarına zarar verme gibi içgüdüsel ama toplumu ve bireyi rahatsız eden davranışların dışa vurumu başlıyor. Bu nedenle akran zorbalığının, akranlar arası şiddetin ve toplumda giderek yaygınlaşan şiddetin, küresel ölçekte yaşanan bu toplumsal sorunlarla bağlantılı olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu.

“NORMALLEŞMELİ VE TEMEL DEĞER YARGILARIMIZA GERİ DÖNMELİYİZ”
Akran zorbalığı ile mücadelede normalleşmenin öneminden bahseden Yüncü, “Bu sorunlarla baş edebilmek için hızlı bir şekilde normalleşmemiz ve temel değer yargılarına geri dönmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde akran zorbalığı, şiddet ve istismar gibi olumsuz durumlarla mücadele edebiliriz” açıklamasında bulundu.

“YA EN İYİSİ OLURSUN YA DA YOKSUN” ANLAYIŞI ÇOCUKLARI ZORBALIĞA SÜRÜKLÜYOR!
‘Zorbalık yapan çocuk, çoğu zaman kendini karşısındaki çocuktan daha güçlü ya da daha üstün görmektedir’ şeklinde konuşan Yüncü, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Rekabetin sağlıklı olabilmesi için eşit koşullarda gerçekleşmesi gerekir. Bu durum hem insan ilişkilerinde hem de diğer sosyal ilişkilerde geçerlidir

Eczacılar Odası Başkanı duyurdu: İlaç krizi kapıda
Eczacılar Odası Başkanı duyurdu: İlaç krizi kapıda
İçeriği Görüntüle

Okul ortamında çocuklar arasında rekabet doğal bir durumdur. En iyi notu almak ya da sosyal olarak öne çıkmak istemek olağandır. Ancak bu hedeflere ulaşmak için çalışmak yerine arkadaşını sabote etmek, sınav kağıdına zarar vermek ya da hileye başvurmak, haksız rekabetin bir göstergesidir. Toplumda hukuksuzluk ve adaletsizlik yaygınlaştıkça, çocuklar da bu davranışları normal olarak algılamaya başlar.

Oysa sağlıklı rekabette bireyler birbirini geliştirir. Bir arkadaşın çalıştıkça seni de motive eder, sen de daha çok çaba gösterirsin. Bu durumda hem rekabet eden kişi hem de sen kazanmış olursun. Ancak günümüzde “ya en iyisi olursun ya da yoksun” anlayışı yaygınlaştırılıyor. Bu algı yerleştiğinde, akran zorbalığı ve şiddet gibi davranışlar da normalleşiyor”

“LİSE DÖNEMİNDE DÜRTÜSEL TEPKİLER DAHA SIK ORTAYA ÇIKAR”
Akran zorbalığının lise döneminde daha çok görülme nedenleri ile ilgili değerlendirmeler yapan Yüncü, “Akran zorbalığının özellikle lise çağlarında daha sık görülmesinin nedeni, yetişkinlikte bazı mekanizmaların daha oturmuş olmasıdır. Gelişimsel olarak bireyin kendini durdurabilme ve davranışlarını kontrol edebilme becerisi yetişkinlikte daha gelişmiştir. Ergenlik döneminde ise beynin karar verme merkezi olarak tanımlanan frontal lob henüz tam anlamıyla gelişmemiştir.

Gençler, bir davranışı gerçekleştirmeden önce bunun uygun olup olmadığını değerlendirme ve erteleme becerisine yeterince sahip değildir. Bu nedenle dürtüsel tepkiler daha sık ortaya çıkar. Bu dürtüler çevresel baskılar ve akran etkisiyle birleştiğinde, şiddet davranışlarının ortaya çıkma ihtimali artar. Bu noktada fren mekanizması yeterince çalışmaz” dedi.

“HEM ZORBALIK YAPAN HEM DE ZORBALIĞA UĞRAYAN BİREY MAĞDURDUR”
Akran zorbalığında hem zorbalık yapan hem de zorbalığa uğrayan çocuğun mağdur olduğunu ifade eden Yüncü, “Akran zorbalığında hem zorbalık yapan hem de zorbalığa uğrayan birey mağdurdur. Elbette yapılan davranışın sorumluluğu vardır ve sonuçsuz kalmamalıdır. Ancak olaya yalnızca suçlu–mağdur ekseninde bakmak yeterli değildir. Her iki tarafın da toplumsal olumsuzluklardan etkilendiğini görmek gerekir.

Uzun vadede yapılan araştırmalar, akran zorbalığına maruz kalan bireylerin bir kısmının ilerleyen süreçte zorbalık yapan bireylere dönüştüğünü göstermektedir. Bu durum, zorbalığın zamanla nasıl normalleştiğini ve yayıldığını ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.