Fotoğraflar gösterdikleri nesnelerin dışında bir şey hayal ettirebilirler mi? Kısa bir eleştiri
Çağdaş ÖZGÜN

İngiliz filozof Roger Scruton’ın 1981 yılında yazdığı Fotoğraf ve Temsil makalesindeki argümana göre fotoğraflar temsil bile değildirler çünkü yalnızca fotoğraflanan nesnelerin kendilerine işaret ederler. Bu sebepten insan zihninin yaratıcı ortamına dahil olamazlar. Ayrıca fotoğraflanan nesneler, bakan kişiye, kendilerinden başka bir şey hayal ettiremezler.

Phases Magazine Instagram sayfasında yayınlanan Dimitris Tsoumplekas fotoğrafı bu argümana eleştiri olması için iyi bir örnek. Ağaç odunundan, bastondan, önlük ve kartondan, sandalyeden yapılan ‘garip’ şekiller zihnimizde insana benzer fakat hayalimizde canlanan nesnelerden farklıdırlar. Bu nesneler birleştirilmişlerdir, organlar bile düşünülmüş ve kullanılan materyallerin içinde göz gezdirdikçe daha da insana benzemişler ve bu benzerlikten çıkıp fotoğrafçının düşsel dünyasına girmemize yol açarlar. Yani, belki de, bu nesneler yeni bir ontolojik dünya kuruyorlardır (burada Merleau Ponty’nin resim felsefesinden yararlandığımı söylemek zorundayım). Kısaca fotoğraf kendisi dışında bir şeyi de hayal ettirebilme özelliğine sahiptir. Fotoğrafa buradan bakabilirsiniz https://www.instagram.com/p/Cc7mTtTj9g5/  

Görünen dünyayla ilgili tüm kaygılarımızı ve şüpheci tutumlarımızı bir kenara bırakırsak her şey yerli yerinde ve göründüğü gibidir. Sabah uyandığımızda penceremizden görünen görüntü aynıdır. Başımızın ucunda duran bardak aynı dün gece bıraktığımız yerde ve şekildedir. Ağaçlar, sokaklar, sokak lambaları, karşı apartmanın bahçesi ve daha bir sürü nesne (gözle hemen görünmeyen zamansal değişimleri bir kenara bırakırsak) aynı halde dururlar ve bu nesneler hakkında ortak bir düşünceye sahibizdir: Bunlar bizim yaşamımızı çevreleyen nesnelerdir. Örneğin bir arkadaşımızla buluşacakken, ikimizin de bildiği ve hatırladığı ortak bir yerin adını verdiğimizde gideceğimiz yer aynı olur. Biz insanlar, ister istemez, bu nesneleri kabul etmiş, günlük yaşam refleksimizin içine çoktan almış durumdayız ve onlara göre/onlarla birlikte yaşamımızı devam ettiririz. İşte çektiğimiz günlük fotoğraflar da, bu hali hazırda var olan nesnelerin görüntüleridir ve fotoğraf da, doğal olarak varlığın kendisiyle özdeşleşmiştir. Bu durum, tanımı her ne ise sanat ve kurgu fotoğrafçılığına gelince biraz kafa karıştırır. Fotoğrafın en merak uyandıran konularından biri de varlıkla, var olanla olan ilişkisidir.

Kabul edilen ilk fotoğrafın üretildiği günden bugüne fotoğrafın görünen nesnelerle olan bağlantısı kuramcılar ve alanın pratisyenleri tarafından konu edilmiştir ve hatta sanat alanında bu bağlantı fotoğrafın başına yüzyıllardır süregelen problemler açmıştır. Ne de olsa fotoğraf, doğası gereği, mekaniktir ve görüntüleri otomatik olarak kaydeder. Bu sebeple fotoğrafçı her ne kadar fotoğraflanan nesneye müdahale etse de görüntünün kendisine müdahale edemediği için- en azından- yüksek sanatlar kategorisine alınamaz. Fotoğraf, aynı zamanda, bilim ve sanat arasında da icat edildiği günden beri gidip gelmiş, çekiştirilmiştir. Fotoğraf tarihinin içine girdikçe fotoğrafın bilim ve sanat arasında serbestçe dolaşabileceği genel bir sonuç çıkarır gibi gözükür. Sahibinin adını hatırlayamadığım, Alberto Modiano’nun Fotoğraf Tarihine Giriş kitabında yer alan, bir alıntıyla bu konuyu kapatalım: Fotoğraf, bilimin sanata hediyesidir veya Benjamin’in dediği gibi “fotoğrafın sanata verdiği, verebileceği katkıya bakalım biz.”

Aslında Scruton, 2009 senesinde, özellikle Dawn Wilson ve daha bir çoklarının bu argümana karşı ürettikleri eleştiriler üzerine kendi tezini biraz hafifleterek fotoğrafın temsile yaklaşmak zorunda olmadığını söylemişti. Kendisi yalnızca resim ve fotoğrafın temsil bakımından daha farklı olduğunu yazmıştı, fakat neden resmin fotoğrafa göre daha fazla estetik değere sahip olduğunu açıklamamıştı. Tsoumplekas’ın fotoğraflarındaki garip şekilleri beynim gayet insan olarak canlandırır fakat insan değillerdir. (burası Scruton’ın ‘hayal’ argümanına bir cevap olabilir). Yani fotoğraf hayal gücümü nesnesinden farklı bir biçimde de canlandırma yeteneğine sahiptir. Fotoğraf da insan zihninin karmaşık görüntü dünyasını gözler önüne serebilir, en azından bir kapı açıp insanın algı dünyasını ve kompleks yapısını sezdirebilir bizlere. Fotoğraf, sanat gibi kompleks alanlarda bizlere ne gösterir? Sanat fotoğraflarına baktığımızda ne görürüz? Aslında sorulması gereken soru budur.



Sayfa Adresi: http://www.egedesonsoz.com/yazar/fotograflar-gosterdikleri-nesnelerin-disinda-bir-sey-hayal-ettirebilirler-mi-kisa-bir-elestiri/17118