Müzik Önerisi: Gönül Dağı – Neşet Ertaş
Hangi dilde sevgi, aşk, cesaret, merhamet, istek, arzu, korkusuzluk kelimelerini aynı anda anlatabilen bir organ var?
Güzel Türkçemizin en büyüleyici yanlarından biri somut bir varlığı soyut anlam katmanlarıyla bezeyerek ona farklı ruhlar üfleyebilmesi bence…
Dünyada yaygın olan lisanları incelediğimizde bu üçlünün birebir çevirisi aynı kelimeye işaret ediyor.
Kalp.
Göğüs kafesimizin en korunaklı yuvasında ana rahmine düştüğümüz andan itibaren göreve başlayan o pembe kasımız biyoloji sayfalarında kalp, cesarette ve korkusuzlukta yürek, aşkta arzuda derin duygularda gönül olup çıkıyor.
Dilimizin en anlamlı görünen bu üç kelimesi aslında benliğimizin varlığımızın şahane sırlarını ve sınırlarını dile getiriyor.
Bu zenginliği kavramak ve anlamak için emojilerden daha derin bir yaklaşım gerekiyor. Şairlere divan edebiyatına ruhumuzun derinliklerine uzanmak gerekiyor.
Kalp demek mekanik bir ritim demek. Müthiş mucizevi bir sesle derinden hiç yorulmadan şikâyet etmeden her türlü duygu ve duruma rağmen görevini hiç aksatmayan şahane bir organ değil mi kalp? Modern Türkçede kalp, daha çok biyolojik ve nesnel bir karşılık. Tıbbın alanı; yorulur, tekler veya durur. Hayatın fiziksel başlangıcı ve sonu, bu ritmik vuruşun içinde.
Kalp aslında Arapça kökenli bir kelime. Değişim, dönüşüm, tersine çevirme anlamına gelen(-klb) kökünden geliyor. Bu kökene göre türeyen kelimeler de ilginç. İnkılap mesela. Ya da kalpazan. Ters köşe kelimeler ama aslında…Değiştiren dönüştüren aşk aldatan kandıran aşk değil mi? Aşk kalple ilgili değil mi?
Yürek ise öz Türkçe bir kelime. En eski metinlerden itibaren hep gücü, dayanıklılığı temsil etmiş. Korkusuzluk, merhamet gibi Türklerin karakteristik bir özelliğini anlatmış kelime. Yürek, biyolojik bir pompadan ziyade bir karakter kalesi. "Yüreği yetmek" deyimindeki o sarsılmaz güç, bizi biyolojiden koparıp iradeye bağlıyor. İç dünyamızdaki yiğitliği anlatırken kalp demeyiz yürek deriz. Cesur kalp değil cesur yürek denir mesela…Yüreğimiz ağzımıza gelir korkumuzu anlatırken kalp ağza gelmez hiç. Yüreğimize su serpilir mesela rahatlamayı korkumuzu endişemizi yenmeyi anlatır. Aynı zamanda şefkatin de merkezidir; birinin acısına ortak olduğumuzda "yüreğimiz yanar". Kalp durduğunda hayat biter, ancak yürek tükendiğinde insanlığımız sanki yarım kalır.
Gelelim gönül kelimesine. Kalbin en derinlikli olanına.
Bu kelime de kavram olarak Batı dillerinde tam karşılığı olmayan, yine Türk ruhunun o ince yayını tıngırdatan bir terim. Bence güzel dilimizin en estetik zirvesi GÖNÜL.
Aşkın, arzunun, kırılganlığın, ilahi olana duyulan saygının bağlılığının ismi. Akılla mantıkla asla açıklanamayan her türlü duygu durumu gönül işi mesela. Kalp işi demeyiz.
Gönül ne sadece kalp kadar biyolojik ne de sadece yürek kadar iradi. O, ruhun duyguyla yıkanmış hali. Tasavvufta "Nazargâh-ı İlahi" (Allah’ın baktığı yer) olarak kabul edilen gönül, kırılabilir tamiri sadece sevgiyle mümkün.
İnsan birine kalp vermez, gönül verir. Kalp kırıldığında doktora, gönül kırıldığında ise dosta gidilir. Gönül, aklın bittiği yerde başlayan o gizemli sahadır.
Ne demiş Neşet Ertaş: "Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez." İşte o yol, aslında gönüller arasında kurulu gizli bir köprüdür.
Türkçede bu üç kavram, insanın iç dünyasının farklı katmanlarına ışık tutar.
Kalp hayatta tutar, yürek ayakta tutar, gönül ise dünyayı anlamlı kılar. Bu kelimelerin arasındaki ince çizgiler, Türk insanının hayata, aşka ve erdeme bakış açısının bir haritasıdır.
Bakmayın yozlaşan topluma…Ben özümüze hala güveniyorum.
Dilimizdeki bu zenginliğe, hissetme biçimlerimize ve köklerimize siz de güvenin. Yeter ki dilimizi unutmayın. Emojileri bırakın.
Yürekle gönülden sevin. Kalbinize iyi bakın.
Kalbiniz ritmini, yüreğiniz gücünü, gönlünüz ise neşesini hiç kaybetmesin.
Sevgi Gününüz kutlu olsun.