Yurdum İnsanı ve Sanat

Abone Ol
Sizlere bu gün politika dışında bir şeylerden bahsetmeye karar verdim. Anlatmak istediklerimi kafamda toparlamaya çalışırken fark ettim ki, yine politikadan bahsedeceğim.’¶ Eğitim politikamızdaki yanlışlara değineceğim.
Eğitim politikamızda eleştireceğim konu, son 20 yıldır her yıl değişen eğitim sistemimiz, her yıl kaderleriyle oynanan gençlerimizin daha hayatlarının başında yaşadıkları düş kırıklıkları değil.
Bu rezaleti toplumumuz 20 yılı aşkın bir süredir sessizce izliyor, sanki hayatlarıyla oynanan çocuklar uzaylıymış gibi.
Ne bir sivil toplum örgütü, ne bir veliler topluluğu veya kaderleriyle oynanan gençlerden bir gurup bu eğitim skandalını protesto etmiyor. Bu davranış toplumumuz açısından cidden irdelenmesi gereken bir konu.
Bir devlet, ülkesinde uygulayacağı eğitim sistemini yap-boz tahtasına döndürüyorsa, burada politik çıkarlar ön plana geçiyor demektir ve bir ülkenin gençliği politik çıkarlar için harcanmaktaysa, en hafif deyim ile ’“vatana ve millete ihanet’” edilmektedir.
Benim bugün değinmek istediğim konu ise eğitim politikalarımızın içeriği ile ilgili yanlışlardır.
Geçenlerde, İstanbul’’un köklü bir lisesinden ve Türkiye’’nin en kıymetli bürokratlarını yetiştirmiş bir fakülteden mezun, çok değerli bir arkadaşım İzmir’’e geldi. Birlikte güzel İzmir’’imizde birkaç gün geçirdik.
O günlerden birinde bana İzmir’’deki yeni binaların mimari açıdan çok güzel olduğunu Ankara’’daki yeni yapıların bu kadar güzel olmadığını söyledi. Ben de ’‘evet İzmir hakikaten güzel gelişiyor ama ben Ankara’’daki Art Deco binaların hayranıyım. İstanbul’’daki Sirkeci garı, Kadıköy’’deki eski hal binası (şimdi kültür merkezi) gibi çok güzel örnekler beni çok etkilemez de, Ankara’’daki Gar binası, yanındaki saat kuleli eski Gar Gazinosu, eski Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Merkez Bankası Genel Müdürlüğü gibi (listeyi uzatabiliriz) Art Deco tarzındaki binaların etkilediğini, başka bir ülkede olsa Ankara’’nın bu Art Deco yapısının nasıl özenle korunacağını ve dünyada bu dönemin (1920- 1940) önemli bir merkezi haline gelebileceğini’’ söyledim.
Ben heyecanla bunları anlatırken, birden dostumun bana boş boş baktığını fark ettim. O da bu hissimi doğrulayarak bana bu Art Deco ne diye sordu. Tabii çok rahatsız oldum.
Birincisi; bir dostuma bilmediği bir konuda ders verir duruma düştüğüm için, ikincisi de o seviyede bir aydının bana böyle bir soru sorduğu içindi.
Konuyu fazla uzatmadan canım işte mimari bir ekol falan deyip kapatmaya çalışıyordum ki dostum benden daha çabuk davrandı ve ’“yahu Rifat, sen de ne olmayacak şeylerle ilgilenirsin’’ deyip kestirdi.
Bu olay beni çok etkiledi; çünkü yıllardır boş vakitlerimde, biraz da lisanımı geliştirmek için seyrettiğim BBC Prime’’deki ’“Garden İnvaders’”, ’“Changing rooms’”, ’“antigue show road’”
gibi programlar geldi aklıma. Bu programlara katılanlar genelde İngiliz işçi sınıfının alt gelir seviyesine sahip kişilerdir. Bedava bahçelerini dizayn ettirirler, evlerindeki veya bitpazarlarından aldıkları ufak tefek şeyleri getirir değerlendirirler. Ancak hepsinin ortak bir özelliği vardır. Dostumun tabiriyle ’“olmayacak acayip şeylerle’” ilgili ve bu konularda oldukça bilgilidirler.
Örneğin, ’“bahçemin İtalyan bahçeleri veya Fransız bahçeleri havasında olmasını istiyorum veya odamın Edwardian veya Pop Art döşenmesini istiyorum’” diyebilirler. Bu insanların çoğunun eğitimi bizim ilköğretim seviyesinde olmasına rağmen bu bilgilere sahiptirler. Bunun nedenini düşünmeye başladım ve sonuçta eğitim sistemimizin doğru düzgün bir çerçeveye oturtulamadığı gibi, içerik açısından da çok zayıf olduğu noktasına geldim.
İnsanlarımız doğru düzgün tarih bilmezler; çünkü onlara, ’“İngiltere ile Fransa arasında 7 yıl savaşları oldu, bu savaş sonunda Fransa, Amerika’’da ki kolonilerini kaybetti, sonra Fransız ihtilali oldu’” diye öğretilir. Ama hiçbir zaman Fransa ve İngiltere arasındaki 7 yıl savaşlarının iki ülkeninde ekonomisini mahvettiğini, bu nedenle savaştan sonra İngilizlerin bozulan ekonomilerini düzeltmek için Amerika’’daki kolonilerden aldıkları vergileri arttırdıkları, bu nedenle kolonilerin ayaklandığını meşhur ’“Boston Çay Partisi’” ile Amerikan bağımsızlık savaşının başladığını, öte yandan Fransa’’da da Fransız İhtilalini başlatan olayın aynı savaşın ekonomik yaralarını sarmak için yapılan vergi artırımına burjuva ve köylü sınıfının, aristokratlar ile din adamlarının vergi muafiyeti de kalksın şeklindeki itirazları ile başladığını anlatmaz.
Ve olaylar sebep sonuç ilişkisi işe anlatılmadığı içinde hiçbir zaman gençlerimizde tarih nosyonu oluşmaz, ezberledikleri bilgileri de liseden mezun olunca unuturlar.
Tarihi bilmeyen kitleler sanat tarihini nasıl bilecekler?
Sanat ekolleri tarihin bir ürünüdürler. Her yeni sanat ekolü büyük bir tarihsel olayla, bu olayın getirdiği toplumsal değişimle direkt ilgilidir.
Sanat tarihi eğitiminde doğru düzgün bir tarih bilgisi kadar gerekli olan ikinci bir konu da ’“göz eğitimidir’”. İçinde renkli, net ve detaylı resimler olmayan sanat tarihi kitapları ile sanat tarihi öğrenilmez. Sanat tarihi belli dönemlerin eserlerini göre göre öğrenilir. Hangi gence, Helenistik dönem yer mozaiği ile Bizans dönemi duvar mozaiğinin beşer adet iyi örnek fotoğrafını gösterseniz, şöyle bir inceletseniz, ondan sonra bu gencin bu ayrımı gayet net bir şekilde yapabildiğini görürsünüz.
Okullarımızda ilkokul birinci sınıfta başlayan resim dersleri vardır. Bu gerekli bir derstir. Çocuğun kalem hakimiyeti yanında yaratıcı yönünü de geliştirir. Ancak ilk beş yıldan sonraki üç yılda, özel resim kabiliyeti olanın alacağı eğitim ile resme hiçbir yeteneği bulunmayanın alacağı eğitim değişmelidir.
Resme özel yeteneği olmayan öğrenci her okulda kolayca sağlanabilecek düzenle haftada bir defa 45 dakika belli bir döneme ait sanat eserlerinin toplandığı CD’’ler seyrettirilerek, sanat kavramını, sanat ekollerini öğrenebilirler. Bu derslerde çalışma, ödev, not alma zorunluluğu kaldırılarak gençlerin göz eğitimi sağlam bir biçimde geliştirilebilir.
Bu eğitim sağlandığında da sevgili dostum gibi aydınlar ’“Art Deco ne’” diye sormazlar.
Evlerini fevkalade ithal, güzel mobilyalarla döşeyen zenginlerimiz köşedeki dolaplarını ampir (empire) stil olduğunu veya harika, güzel yemek takımlarındaki olağan dışı ve dengeli çizgilerin bir mackintosh stili olduklarını bilirler.
Bahçeleri olan şanslılar Şiraz’’ın gül bahçeleri veya İtalyanların set set bahçeleri gibi zevkler oluşturabilirler.
Daha sonrası mı?
Muhteşem ve zengin Türk tarihi daha farklı irdelenmeye başlar. Örnek; Kosova savaşı döneminin birebir tarihi gerçekleri içinde yaratılan hayali üç kahramanın maceralarını içeren romanlar yazılabilir.
Dan Brown fantezilerini aratmayacak ’‘Best Seller’’lar ortaya çıkabilir. Oğuz Han Destanı, King Arthur gibi evrensel bir üne kavuşabilir.
Ve hepsinden önemlisi toplumun entelektüel düzeyi yükselir. Dünyada kabul görecek, evrensel nitelikte gençler yetişebilir.
Atatürk’’ün işaret ettiği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmanın yolu, sadece bilgisayarı her alanda çok iyi kullanabilmek değildir.
Mutlaka ve mutlaka bireyin her açıdan çok donanımlı olması gerekmektedir.
Eğitim sistemimiz dünya gerçeklerine uygun olarak yeniden yapılanmalıdır.