Yüce kişi der ki…

Abone Ol

“… der ki…” ile söze başlamak… Marks der ki… Lenin der ki… Engels der ki… Kant der ki… ve benzeri kalıplarla sürekli söze girmeyi doğru bulmayanlardanım.

Üniversite yıllarımdan tecrübeyle sabit, böyle başlayan cümleler adeta dokunulmazlık zırhı gibiydi. Söylenen her neyse,eleştiriye böylece kapatılıyordu.

Kişiyi kendi aklını kullanmak zahmetinden kurtaran ve onu zapturapt altına alarak kolaylıkla örgütleyen üst akıl, düşünen, soru soran insana değil ama kolaylıkla itaat eden insana böylece ulaşıyor. Kült kişilik idolleşiyor.

Bu vesileyle, dindar kişinin kutsal kitabın emirlerine koşulsuz itaatinin de kitlesel teslimiyet sağladığını söylemek gerekir.

Düşünce, birinci durumda diyalektik, ikinci durumda dogmatiktir. Ne ki her iki durumda da esas olan itaattir.

Sanayi devriminin getirdiklerindendir kapitalizmin endüstri toplumu inşası. Ardından, işçi sınıfının iktidarıyla sosyalizmden komünizme giden yollar açılacaktı. Buna yürekten inanmıştık.

Gelin görün ki sosyalist blokta işçi sınıfının iktidarından halkın devleti aşamasına geçileceği konuşulurken, doksanlı yıllarda sosyalist sistem çöktü. Halkın devletinden komünizme giden yol hayal oldu.

Ama yüce kişilerin söylediklerini tekrarlamaktan hiç vazgeçmedik. Ezber, düşünme zahmetinden kurtardığı için iyi geliyordu.

Düşünce metodu olarak Marksizm ile olan biteni izah etmek yerine, “demiş ki…” kolaycılığıyla işin içinden sıyrılmak, ne yazık ki çok revaçta.

Sağda veya solda, herkesi hizaya sokan ideolojinin vaat ettiklerinden ziyade, insanlık durumuna bakmak gerekir. Bütün mesele, insanlığın kitlesel itaatidir.

Yüce kişilerin buyruklarını veya söylediklerini tekrarlamak suretiyle yaratılan boş umutlar sadece züğürt tesellisidir.

Her kişi kendi aklıyla düşünme ve içinde yaşadığı koşulların nasıl değişeceğini dile getirme erginliğine ulaştığında, insanlık için güzel günler başlayacaktır.

İtaat, insanı değersiz kılıyor. Kime itaat ettiği hiç önemli değil.