Yine yazıyorum...

Abone Ol
17 Ocak 1993’’de dönemin Jandarma Genel Komutanı Sayın Eşref Bitlis ’‘Şüpheli bir uçak kazasında’’ ölmüştü. Ben hemen kaleme sarıldım. Bu bir suikasttır, üstü örtülmesin diye hem yazılı hem de görsel medya bu yargımın nedenlerini anlattım.

Okuyucuların bir kısmı biliyordur, ben tecrübeli bir pilotum. Düşürülen uçağı da iyi biliyorum, uçağın kalkışından 7 dakika sonrası arızalanıp düşmesi ihtimali yok denecek kadar azdı.
Genelkurmay Başkanlığı bu kaza ile ilgili inceleme başlattı tabii emir komuta zinciri içinde yürütülen bir soruşturmanın sonunda, o gün hava sisli ve soğuktu buzlanmadan ötürü uçak düştü şeklinde kamuoyu yanıltıldı. Ben yine yazı yazdım. O gün buzlanma oluşturacak kadar kalın bulut tabakası yoktu, üstelik bu uçağın buz kırıcıları var ve otomatik olarak devreye girer. Girmez ise manüel olarak devreye sokulur. Uçak bulut tabakası içerisinde çok kısa kalacağından buzlanma için gereken süre ve bulut tabakası kalınlığı yoktu.

Bunları tekrar yazmamdaki sebep, 17 yıl evvel 17 Ocak’’ta görev başında bulunan bir kuvvet komutanını öldürülmesi ve olayın ortaya çıkarılmaması ve aksine örtbas edilmesi, aynı yıl dört ay sonra Sayın Özal’’ın şüpheli ölümü, bir dört ay sonra’’da Başbağlar katliamı... Acaba bunlar bizim gerizekalı kendilerini toplum mühendisi zannedenlerin marifeti mi?

Bir müessese şeffaf değil, denetimden uzak ise bünyesinde, derebeyi, gangster, sahtekar ve hırsızlar türer.

Bunu önlemenin yolu o müessesenin şeffaflaştırılması ve millete hesap verir hale sokulmasıdır.