Devlet adamı niteliğini taşıyan bir kişi, ülkesinin bir problemini çözmek için gerekli planlamayı yapar. Bu planlamayı oluştururken o sorun ile ilgili tüm tarafların gerek resmi, gerekse sivillerin, bilim adamı ve tarihçilerin, gerçek sivil toplum örgütlerinin, devletin bu konudaki deneyimli bürokratların görüşlerini alır, tüm bunları siyaset arkadaşları ile tartışır, konunun dış politikayı ilgilendiren yönü varsa değerlendirir ve kararını verip, planını uygulamaya koyar.
Türkiye’’nin önündeki Güneydoğu sorunu; çok yönlü, çok köklü, karışanı çok olan, bölgeyi ve bölgedeki dört devleti doğrudan ve hayati olarak, ABD-İsrail ve AB ülkelerini de ciddi olarak ilgilendiren, bölgedeki enerji kaynaklarına, jeopolitik konumlara, hatta dinler arası çatışmaya kadar gidebilecek, neredeyse insanlık tarihiyle yaşıt bir problemdir.
Üç örnek verelim;
Birincisi, bu oyunun oynandığı Doğu ve Güneydoğu bölgemizdeki topraklarımız için,
’“Eski Ahit’’te’”; ’“Arzu Mevud’”, yani ’“Vaat edilmiş Topraklar’” olarak bahsedilmektedir. Yani bu topraklarda asırlardır herkesin ilgisi, hesabı ve gözü vardır.
İkincisi; Vatikan, 1760’’lı yıllardan beri bölge ile özel olarak ilgilenmiş ve 1760 yılında bazı misyonerlerini Kürtler arasında görevlendirmiştir. Bunlardan biri Papaz Maurizo Garzoni’’dir Garzoni tam 18 yıl bölgede yaşamış ve dönüşte, Osmanlıca-Farsça-Arapça karışımı ilk Kürtçe(Kımancı) sözlük ve gramer kitabını yayınlamıştır. Garzoni, Kürdolojinin babası olarak bilinir.
Sizce Vatikan, Avrupa’’da onlarca kaybolmuş yerel lehçe varken, niçin bizim Kımancı lehçesine merak sarmıştır?Hayırseverliğinden mi?Yoksa birinci olarak bahsettiğim konudan mı?
Üçüncüsü; Bölgede mevcut Feodal yapı, ağalık düzeni, sosyal yaşam, sözüm ona Kürtçülük hareketine önderlik edenlerin bizzat kendilerinin yöre insanını sömürmeleri, terörden ve kaçakçılıktan çok büyük rantlar elde edilmesi gibi sorunlar, bölgedeki sömürü düzeninin devamını istemektedirler. Bu bitmeyen ve bazılarınca bitmesi istenmeyen bir sömürü düzenidir. Bugün Kürtçülük- Bölücülük hareketinin önderleri olarak piyasada dolaşan adam müsveddelerinin %95’’i ya büyük toprak sahibidir, ya ağadır, ya da şıhtır. İstisnasız tamamı akraba evliliği yapmıştır. İçlerinde, ölen kardeşinin hanımı ile evlenen, ölen amcasının hanımı ile evlenen ve bu çağdışı gelenekleri hala sürdürenler çoktur.Bunların babaları,dedeleri Türkiye Cumhuriyetinin bölgeye verdiği kredi ve yardımların tamamına yakınını kendi ceplerine atmışlar, bölge insanının cahil ve fakir kalıp kendilerine muhtaç olmasını istemişlerdir. Bazıları devletten ihale alırlar, kazandıkları paranın bir kısmını da PKK ya verirler. İçlerinde bir çocuğunu dağa, diğer çocuğunu torpille devlete bürokrat olarak yerleştirenleri bilirim’… Ama, bu çok zengin adamların bölgede ciddi bir yatırımları yoktur. Bırakın yatırımı, hayır olsun diye bir ’“sebil’” bile yaptırmazlar. Tüm yatırımları, hanları,hamamları İstanbul’’da Ankara’’da, İzmir’’de, Antalya’’da ve Avrupa’’dadır.
Böylesine karmaşık, çok yönlü, karışanı çok olan bir soruna, hiç hazırlık yapmadan, üstelik kendi Ordunuza savaş açarak, koltuk uğruna verilen sözler için bodoslama dalarsanız, kafanızı duvara çarpmanız kaçınılmazdır.
Eğer siz;
*Bu konuda hiçbir bilgi sahibi olmadan, bir tane bile kitap okumadan, bilim adamlarına danışmadan, ülkemizi 36 etnik kimliğe böler ve Türk kimliğini alt kimlik olarak görür ve konuşmalarınızda sürekli vurgularsanız,
*PKK’’nın dağa çıkış sebebi olarak, sosyal ve kültürel hakların eksik olduğuna inanan saf akıllılar ekibine katılırsanız,
*Dededen, babadan Kürtçü-Bölücü anlayışa sahip kişileri kendinize danışman olarak alıp, onların dümen suyuna giriyorsanız,
*Devletimizin en hassas yerlerini cemaat ve tarikatların kadrolarının emrine verirseniz,
*Dünyanın sayılı büyük ve itibarlı Milli Ordunuzun ve terörle mücadelede uzmanlaşmış kadrolarınızın, PKK itirafçısı profesyonel propaganda uzmanlarının yalan beyanları ile yıpratılmasına göz yumar ve alttan alta destek verirseniz,
*Vatan evlatlarını acımasızca şehit eden katilleri, uyuşturucu kaçakçılarını sanki birer milli kahraman gibi Habur’’da karşılatırsanız, ve bu katilleri derhal serbest bırakmak için, ’“seyyar mahkeme’” kurdurup, sınırdaki Türk Bayraklarını ve Atatürk’’ün resimlerini indirtip, katilleri adam başı dört dakika yargılatıp salıverirseniz, siz yığınakta büyük hatalar yapmış olursunuz ve bu mücadeleyi baştan kaybetmiş olursunuz.
Sizi defalarca uyardık. Dedik ki; ’“ sizi elbirliği ile Kürtçülük kuyusuna attılar, çıkmak istedikçe batıyorsunuz, kuyu değil derin, sizin elinize verdikleri ip kısa, atın o Barzani’’nin ipini, Türk Milletinin ipine tutunun, bakın millet sizi o debelendiğiniz kuyudan nasıl çekip alacak.’”
Bizi dinlemediniz, yanlışta ısrar ettiniz. Şimdi geldiğiniz durumda koskoca Türk Devletini, uyuşturucu kullanmaktan beyni darmadağın olmuş İmralı canisinin parmağında oyuncak ettiniz. Bu durumdan, Diyarbakır Cezaevini müze yapsanız da, cemaatin emrine verip ’“külliye’” yaptırsanız da, kokain uzmanı Şivan Perverin ismini ansanız da hatta şarkılarını söyleseniz de kurtulamazsınız.
Bugün size ve Türkiye’’ye dayatılan ’“Demokratik Özerkliktir.’”
Demokratik Özerklik, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, vatanın bir bölümü üzerinde ’“hak ve toprak’” istemektir.
Bunun ikinci ayağı, ’“Federasyon’”, üçüncü ve son ayağı ise ’“Bağımsız Kürdistan’’dır.’” Çete başı Apo’’nun bu konuda onlarca beyanı vardır.
Bu vatan toprağı, alınıp satılan bir arazi parçası değildir. Bu vatanın her yerinde, geçmiş nesillerin, bugünkü nesillerin en önemlisi gelecek nesillerimizin hakları vardır.
Eğer bu güzel ülkede, eline silah alıp dağa çıkan eşkıya - katiller sürüsü ve onların siyasi temsilcileri, vatan toprağından hak iddia ediyor ve AKP Hükümeti bu konuda sessiz kalıyorsa, her Türk evladına bireysel olarak ’“vatanı savunma’” görevi düşer. Sonra bunun hesabını kimse veremez.
Herkes eğer varsa, var olan aklını başına almalıdır. Kimse Türk Milletinin sabrını denemeye kalkmamalıdır. Hayırlısı’…